Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

“O adam İş Bankasına niye düşman…!”

Kurtuluş Savaşı sona ermiş, Cumhuriyet ilan edilmişti. Şimdi, yeni Türkiye devletini, aşılması gereken ekonomik ve sosyal sorunlar bekliyordu. Bu dönemde tasarrufu teşvik ederek toplanacak fonlarla bütün ekonomik faaliyet kollarını finanse edebilecek, gerektiğinde çeşitli alanlarda sanayileşme hareketinin başlatılmasına kendi kaynaklarıyla katılabilecek milli bir kuruluşun doğması ve milli bankacılık sisteminin oluşturulması ihtiyacı derin bir şekilde hissediliyordu…”

Atatürk İzmir’deki evimizin selamlık kısmında özel odasında çalışırdı. Bakanlarla Atatürk sık sık çalışma odasında görüşürdü. Celal (Bayar) Bey de sık çağırdığı bakanlarındandı. Gene böyle bir gün, Celal Bey önce Atatürk ile, onun çalışma odasında görüştü, sonra da bizim yanımıza geldi. Biz, Latife ablam, ben ve babam selamlık bölümünde oturuyorduk. Bu sözünü ettiğim bina şimdi Özel Türk Koleji olarak faaliyette bulunmaktadır… Evet, bu binada babam ile Celal Bey arasında Atatürk’ün 250 bin lirasının nasıl değerlendirilmesi gerektiği üzerinde konuşuldu. Babam ihracat ve ithalatın yabancılar tarafından yapıldığını hatırlatarak bu işleri yapacak bir Türk şirketinin kurdurulmasını önerdi. Celal Bey de bankacılık işlerinin de yabancılar elinde olduğunu hatırlatarak, bir banka kurulmasının yararlı olacağını söyledi…” (Atatürk’ün baldızı Vecihe hanımın hatıralarından).

Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olan İş Bankası, Atatürk’ün direktifleriyle İzmir Birinci İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda 26 Ağustos 1924 tarihinde kuruldu. İş Bankası ilk Genel Müdürü Celal Bayar’ın liderliğinde iki şube ve 37 personel ile hizmete başladı. Nominal sermayesi 1 milyon TL’ydi. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL’lik bölümü ise bizzat Atatürk tarafından karşılanmıştı.

Bu taş üstüne taş koyarak bir enkazdan Cumhuriyetin yaratılmasının en derin ve hüzünlü öyküsüdür…Bu sadece İş bankasının kısa öyküsü değil bu ülkenin kurucularının gösterdiği azim ve çabanın nasıl genç bir cumhuriyete kadar yol aldığının en parlak göstergesidir…

Gelelim bugüne…!

Peki o adam neden İş Bankasına düşman…!

Bakın neden; Türkiye’de 30 dişe dokunur iş yapan şubesi bulunan banka var. Bunlardan 5’i Türk, 25’i yabancı. En büyük iki Türk bankası Akbank ve Türkiye İş Bankası. Aktif bank, Anadolu Bank, Fiba Banka bunların küçüklerinden.

Peki yabancı kaç banka var; Albaraka Türk (Bahreyn), A Bank (Katar), Arap-Türk Bankası (Libya), :Med Arap Bank (Lübnan-Ürdün), Bank Of Tokyo, Mitsubishi UFJ Turkey (Japonya), Bank Europa (Yunan), Bank Pozitif (İsrail), Burgan Bank (Kuveyt), Citibank;  Rockfeller-Rotschild ortaklığı (Amerika), Kuveyt-Türk (Kuveyt),  Denizbank (Rusya), Finansbank (Katar), Garanti Bankası (İspanya), HSBC (İngiliz), İCBC (Çin), İng Bank (Hollanda), Merril Lynch (Amerika), National Bank Of Kuveyt NBK (Kuveyt), Odea Bank (Lübnan), Şeker Bank (Kazak), T-Bank (Arap-İsviçre), Turkish Bank (Kuveyt-Türk), TEB (Fransa),  Türkiye Finans (Saudi Arabistan), Yapı Kredi (İtalyan)….

Yani Türkiye’de bankacılık sektörünün kam yüzde 85”i yabancıların elinde. Peki bu ne zaman oldu derseniz onun da yanıtı var.

AKP iktidara gelmeden hemen önce 2002 yılının Ağustos ayında toplam banka sayısı 57. Peki bunların kaçı yabancı banka derseniz 15 adet. Yani bankaların yüzde 70’i özel sektör olmak üzere Türk bankaları olarak faaliyet gösteriyor.

16 yıl sonra 2018 yılında gelinen sonuç ne; bankaların yüzde 85’i yabancı yüzde 15’i Türk. Neden böyle derseniz; AKP iktidarı hızla bankaların yabancıların ellerine geçmesini desteklemiş ve teşvik etmiş.

Peki bu bankaların 2017 yılında elde ettikleri toplam kar ne; 49 milyar 220 milyon lira. Peki yabancı ortaklı ve tamamen yabancı bankaların 2017 yılında Türkiye’den kaçırdıkları kar ne; 40 milyar lira. Eski parayla 40 katrilyon lira. 2018 yılının tahmin edilen kar oranı ne; böyle giderse en az 55 milyar lira.

Yani lütfen adamı güldürmeyin; ne yapacaktı AKP; Türk bankalarını destekleyip bu paranın Türkiye’de kalmasını mı savunacaktı. Hadi HSBC’nin kapısına gidip dayanın, ya da Citibank’ın kapısına gidip “Rockfeller’in mirasını hazineye devredeceğiz” diye yasa çıkardığınızı söyleyin. O koltukta bir gün oturma şansları var mı.

Güçleri neye yetiyor; Türkiye’nin en büyük “yerli ve milli” Türk bankasına, yani İş Bankasına. Peki güçlerinin başka neye yettiğini düşünüyorlar; Atatürk’e ve onun mirasına…

Bakın size tarihten ta Demokrat Partili yıllardan  bir hatırlatma;

“1957 seçimlerinden sonra siyasi ortamda sertlik günden güne daha da artmaya başladı. 1958 yılında, dış ödemeler dengesindeki bozukluk alınan dış borçları ödenemez hale getirmişti. Türkiye’nin borçlandığı ülkeler arasında kurulan bir konsorsiyum ile varılan mutabakat ile 4 Ağustos 1958’de ekonomik istikrar tedbirleri yürürlüğe girdi. Yapılan devalüasyon ile Türk lirasının değeri yeniden belirlendi. Doların fiyatı 2.80 liradan 9.02 liraya çıktı. Bu tedbir dış ödeme dengesini biraz olsun sağladı ise bile yaşanan ekonomik durgunluk, zamları, işsizliği ve iflasları da beraberinde getirmişti. Piyasada bankalara el konmayla ilgili söylentiler dolaşıyordu. Demokrat Partinin gözünün en güçlü banka olan İş Bankasında olduğu iddiaları da vardı. İktidar ve muhalefet arasındaki kavga 1960 yılından itibaren artık en yüksek haline ulaşmıştı. CHP Genel Başkanı’nın yurt gezileri engellenmek isteniyor, muhalif yazarlar tutuklanıyor basın sansürleniyordu. Ve ardından 27 Mayıs geldi.”

Türkiye’nin demokrasiden başka şansı yoktur. Özgür ve adil seçimler de demokrasinin olmazsa olmazıdır. Kimse demokrasi dışında arayışlarla kendine umut aramasın. İş Bankası sadece İş Bankası değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti de sadece bir vasiyet değildir…

Umarım herkes anlamıştır…!

Yazarın Diğer Yazıları