Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

“Ne yapıyorsunuz…? Cihatçılar için ülkeyi mi yakacaksınız…!”

Reyhanlı’daki alçakça, haince saldırı yüreklerimizi dağlamıştı. Bölge insanı olarak çekilen acıları, boş yere yitip giden canları, kırılan gönülleri, açılan yaraları unutmam mümkün değil. Reyhanlı’daki patlamanın hemen ardından Hatay’ın her köşesinden koşa koşa gelen insanların kan verme kuyruğuna girmeleri, acıları paylaşma çabaları acı da olsa bize bir umut vermişti. Alevi kardeşlerimin yoğun olarak yaşadığı Samandağ’dan, Harbiye’den kalkan dolmuşlar Reyhanlı’ya kan vermek için yolcuları taşıyorlardı. Hatay halkı sımsıkı bütünleşmiş acıları ve yitirilen canların geride bıraktıkları hüzünlü izleri birlikte yad ediyorlardı.

Belki unutmuşsunuzdur; o dönem Hatay’ın her köşesinde özellikle otogar etraflarında ellerinde silah bulunan cihatçılar dolaşırdı. Hastaneler, lokantalar ve oteller bu Suriye’den geldiği belirtilen, kafa kesen yürek çıkaran eli kanlı lejyoner katillerle dolmuştu. Herkeste bir huzursuzluk vardı. Hem Arap olsun Türk olsun Sünni kesimde, hem Hristiyanlarda, hem Yahudilerde hem de Arap Alevi kardeşlerimde. Hatay’ın tarihinde hiç yaşanmayan şeyler yine o günlerde yaşandı. Bir El Nusra komutanı arabasıyla beraber havaya uçurulmuştu, cihatçılar Hatay’da hem kendi aralarında hem de sınırın açılması sonucu ile doluşan Suriye istihbarat örgütü El Muhaberatın acımasız katilleriyle silahlı çatışmaya giriyordu. Yerli halk sessizlik ve korku içinde gelişmeleri izliyordu. Reyhanlı bir anda göç dalgasıyla karşı karşıya kalmış neredeyse Reyhanlı nüfusunun yarısından fazlası Suriyeli olmuştu (Bugün de tablo hala aynıdır). Kimin ne olduğu belli değildi. Reyhanlı’da bir anda “İnsan Hakları”, “İnsani Yardım”, “Yabancı Dil öğretmenleri” adı altında yüzlerce yabancı kahveleri doldurmuştu. Hatta Halk TV’de bu yabancıların orada ne aradıklarıyla ilgili bir haber de yapmıştım. Sınır falan kalmamıştı, arkalarında bidonlar dolu koca koca kamyonlar Suriye’ye gidiyor mazot ve benzin getiriyordu. Şeker, çay, çimento, sigara orada daha ucuz olduğu için elini kolunu sallayan girip çıkıp bunları Türkiye’de pazarlıyordu. Benzin orada 50 kuruş Türkiye’de 3 lira civarındaydı. Cilvegözü’nün hemen girişinde bir MİT istasyonu ile askeri karakollar bulunuyordu ama emir vardı kimse cihatçılara kimlik bile soramıyordu.

Eli kulağındaydı. 2011 yılının ortalarında başlayan bu göç dalgası her an bir olaya meydan verecekti. Nitekim beklenen oldu ve korkunç bir patlama ile önce Hatay sonra bütün Türkiye sarsıldı. 52 Reyhanlılı hemşerim (ki aralarında uzaktan akraba kadar yakın olduklarım da vardı) bu gafletin bedelini kendi yaşamlarıyla ödediler. Kimse kimin ne olduğunu, nereden geldiğini, buralarda ne yaptığını bilmiyordu. Dolmuş şoförleri el yordamıyla size oradaki CİA istasyonunu tarif ediyorlardı, Fransızlar, Almanlar, Ruslar, İranlılar, İtalyanlar ve hatta Çinli istihbaratçılar bile vardı. Tabi ki çoğunluk Suriye’nin acımasız ve katil yanıyla tanınan El Muhaberat elemanlarıydı.

İktidar ise hala “Şam’daki Emevi camisinde şükür ve fetih namazı kılma hesapları” yapıyordu. Bunu Türkiye adına kim mi yapacaktı; Işid, El kaide, uzantıları olan selefi El Nusra ve Ahrar-u Şam grupları. Hatırlarsanız Konya ve Kırşehir’de Çeçen, Libyalı, Sudanlı, Mısır’lı, Suriye’li militanlar “eğit-donat” kamplarında eğitim alıyorlar ardından Cilvegözünden ve Yayladağ kapısından Suriye’nin yolunu tutuyorlardı. Yani bölgedeki katliam ve savaşla bu kadar iç içeydik, bu kadar safça, umarsızca ateşle oynuyorduk. Hiç kimsenin aklına orada boğaz boğaza devam eden mezhep çatışmalarının (Allah korusun)  bize sıçrama ihtimali gelmiyordu. Ve Ateş gelip bizi Reyhanlı’da yaktı, aralarında genç ve çocukların da bulunduğu güzel kardeşlerim yok yere bedel ödediler.

Bu hafta gündeme gelen “Reyhanlı katliamının sanığı Lazkiye’de yakalandı” haberi dikkatimi çekti, yeniden bölgeyi hatırladım. Öncelikle kendi istihbarat örgütümüzün bu başarısından gurur duydum. Benim insanlarımı alçakça, haince katledenlerin en ağır cezaya çarpıtılmasını, sıranın öteki hainlere de gelmesini gönülden diledim. Ancak bir terslik var gibiydi. Yakalanan Yusuf Nazik adlı kişi aslında bir uyuşturucu kaçakçısıydı. Antakya’da kimse bu şahsı tanımıyordu. Ailesinin bir kısmı Harbiye’de bir kısmı Antakya’da yaşıyordu. Akrabaları da bu şahsı yakından bilmiyor ve uzun zamandan beri ortalarda olmadığını belirtiyordu.  Kimine göre Şam’da cezaevinde uyuşturucu kaçakçılığından dolayı tutukluydu, kimine göre kayıptı. Bu şahıs bir anda televizyonlara çıktı ve otomatik kurmalı robotlar gibi konuşmaya başladı; “Antakya doğumluyum. Suriye istihbaratıyla irtibatı sağlayıp Reyhanlı saldırısı faillerini yönlendirdim. Emri El Muhaberat’tan aldım. Suriye ve Suriye istihbaratı emretti. Suriye istihbaratından görevli olan Hacı kod adlı Muhammed emretti”. Bir tek beni Esad görevlendirdi demedi. Tabi ki bir anda gözler Suriye’nin, kendi ülkesinin kan gölüne dönmesine izin veren  totaliter lideri Beşar Esad’a döndü. Yandaş medya hemen karşı atağa geçti; “Bizi Suriye ile masaya oturtmaya çalışanlar aklını başına alsın. Bakın işte Esad Türkiye’ye bunları yaptı. Bizim tek dostumuz cihatçılar”. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması için tek çözüm yolu olan Suriye’nin bütünlüğü ve birliği bir anda unutuldu ve hemen karşı saldırıya geçildi; “Türkiye’nin El Nusra ve El Kaide’yi desteklemekten başka çaresi yok”. Esad bir anda yine “Esed” oldu. Türkiye hemen Amerika’nın safına kendini yerleştirdi. Bölgede cihatçıları ve selefi grupları isteyen iki ülke kalmıştı biri Amerika biri Türkiye. Böylece büyük Reis’e göre; kendisini dövizle devirmeye çalışan Amerika ile AKP iktidarı bölgede yeniden ortak olmuşlardı. Kimin için selefiler ve cihatçılar için.

Şimdi iktidara göre bu bozguncular! “zamanlama ne kadar manidar” derlerse haksızlar mı…?

Bu alçak eli kanlı katil hainlerin bu eylemleri gerçekleştirmesinin üzerinden geçen tam 5 yıl olmuş. Türkiye bölgedeki barış ve huzuru sağlama zirvelerinde boy gösterirken bir anda ortalık yine karıştı. Peki Suriye’nin bütünlüğünü sağlamadan siz Türkiye’nin bütünlüğünü nasıl sağlayacaksınız. Esad ya da bir başka isim Suriye’yi tekrar toprak bütünlüğüne kavuşturamazsa Türkiye’nin başına neler gelir hiç düşündünüz mü. Size cihatçılar için destek veren Amerika bir yandan da Fırat’ın doğusunda yapay bir Kürdistan devleti kurmaya hazırlanmıyor mu?

Dilim söyleme bir türlü varmıyor ama burada çok tehlikeli bir kurnazlık daha yapıldı. Yakalanan şerefsiz vatan hainine “Ben Antakyalıyım” dedirtildi. Bir Antakyalı olarak bundan çok utandım. Kardeşlerim adına da utandım, kendi adıma da. Hatay’ın nüfusunun yarısına yakınına sahip olan, ülkesine ve milletine bağlı olmaktan hiçbir zaman tereddüt etmeyen Arap Alevi halkı bir anlamda bu çocuk nezdinde açık olarak işaret edildi. Bu yakışmadı.

Yakaladınız elleriniz dert görmesin ama peki şov kısmı. Hiç düşünmediniz mi bu başarıyı böyle sunmak kendi yurttaşlarınızı şüphe ve zan altında bırakır, onları yaralar ve toplumun diğer kısımlarına karşı açık hedef konumuna getirir. Peki Hatay’daki kardeşlik, barış ve huzur içinde yaşayan bu insanları bir alçak vatan haini yüzünden karşı karşıya getirmek kimin işine yarar. Bir düşünün lütfen…!

Gerçi ne söylesek boş. Başkanımız!, Reisimiz! Reyhanlı patlamasından sonra verdiği ilk demeçte “Reyhanlı’da 52 sünni vatandaşımız yaşamını yitirdi demedi mi…!”.

Sorulacak soru şu; “Ne yapıyorsunuz…? Cihatçılar için ülkeyi mi yakacaksınız…!”

Yazarın Diğer Yazıları