Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Yazarın Diğer Yazıları

NATO (!) Ordusu-II: Gönülsüz “Kara koyun”

AKP Genel Başkanı (ve Cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan, 17 Kasım günü, partisinin il başkanları toplantısında, Norveç’teki bir NATO tatbikatından Türk subaylarının çekildiğini açıklıyor, “Böyle bir ittifak, böyle bir müttefiklik olamaz” diyor. Neyin ne olduğunu bilenler için, çekilme kararı da, bu beyan da aslında çok ciddi siyasi tepkiler..

Üç gün sonra, bir Cumhurbaşkanı (baş)danışmanı, “Bütün darbelerin arkasında NATO vardır, bu kurumdaki varlığımız TBMM tarafından acilen ele alınmalıdır” diyerek tartışmaya katılıyor. Aslında ilk ‘önerme’ doğruysa, gerçekten de, ilk yapılması gereken acilen Meclisi toplamak ve NATO’yu tartışmak..

Ama ‘danışman’ belli ki Cumhurbaşkanı’nı ikna edememiş.. Erdoğan, 24 Kasım’da ABD Başkanı Trump’la yaptığı görüşmeden sonra, “ABD-Türkiye ilişkilerinde ortak frekansın yakalanabildiğini” söylüyor. “PYD/Vay Pi Ci [YPG] meselesinden FETÖ’ye, ülkemiz [!] aleyhine devam eden davalardan savunma sanayii işbirliğine kadar pek çok husus” konuşulmuş, ama gelin görün ki ortak gündemde NATO yok..

Dışişleri, olanları, “esef verici, gayri ahlaki ve kabul edilmez” buluyor. Genelkurmay, “Protesto edildiğini” söylüyor. Genelkurmay Başkanı, bir gün sonra Kanada’da konuşurken, yalnız NATO değil, tüm dünya orada (Çalık Holding bile..), ne söylenecekse tam zamanı.. Ama, NATO’yu övüyor, Norveç’teki olaya, “Bireysel bir hata” diyor, hatta NATO yetkililerine, “Teşekkür ediyor”. Yetmiyor, “Uluslararası toplumun [Türkiye’ye] verdiği büyük destek” için de teşekkür ediyor. (Biz de, konuşma kamuoyuyla paylaşıldığı için Genelkurmay’a teşekkür ediyoruz.)

Tepki (!) on gün içinde, NATO üyeliğini ‘gözden geçirmekten’, NATO’ya ‘teşekkür etmeye’ evriliyor.. Anlayan varsa beri gelsin..!

“Bütün darbelerin arkasında NATO vardır” lafı ne oldu? Kedi ağaca çıktı, inek dağa kaçtı, dağ da yandı bitti kül oldu..!

Siz kendinizi ciddiye almazsanız, başkaları hiç almaz. Almıyorlar..

Bugün sorulması gereken soru, NATO üyeliğinin Türkiye’nin milli güvenliğine ve ulusal çıkarlarına, en azından 1952’de olduğu kadar hizmet edip etmediğidir.

Örneğin Fransa, 43 yıl sonra, yeni bir değerlendirmeyle NATO askeri yapısına döndü—Norfolk’taki Dönüşüm Komutanlığı (orgeneral) kadrosunun kendisine verilmesi koşuluyla.. ABD de bu kadroyu Fransa’ya ‘bırakmaya’ razı oldu.. Her iki tarafın da işine geldiğinden..

Almanya da bunu yapıyor.. Angela Merkel, daha geçen Mayıs ayında, “Tamamen başkalarına [NATO ve ABD’ye] güvenebildiğimiz devirler, bir ölçüde geride kalmıştır. Avrupalılar olarak geleceğimizi kendi ellerimize almalıyız. Gelecekte kendi geleceğimiz için kendimiz savaşmak zorunda olduğumuzu bilmeliyiz” dedi. PESCO arayışı böyle ortaya çıktı..

Biz de bu muhasebeyi yapmalıyız. Afaki, efsanelere veya aforizmalara dayalı değil, bilerek..

Türkiye 2017 yılı itibariyle, NATO ortak bütçesinin % 4.38’ini karşılamaktadır. ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Kanada ve İspanya’dan sonra sekizinci sıradadır.

Afganistan’daki NATO görevine, ABD, İtalya ve Almanya’dan sonra en büyük birlik katkısı olan dördüncü NATO üyesidir. NATO’nun Kosova  (KFOR) görevine katkıda bulunmakta, Türk Hava Kuvvetleri filoları, 2004’den beri, dönüşümlü olarak, Litvanya, Letonya ve Estonya hava sahalarındaki hava devriye görevlerine katılmaktadırlar. Türk Deniz Kuvvetleri, sadece Akdeniz’de değil, Hint Okyanusu gibi uzak denizlerde de NATO harekat komutasında veya harekat kontrolunda görevler icra etmektedir.  

Türkiye, Bosna-Hersek’te, NATO desteğinde bir Avrupa Birliği görevi olan Altea Harekatı’na da katılmakta, Saraybosna’da birlik bulundurmaktadır. TSK, 1990’lı yıllarda Bosna-Hersek, Sırbistan, Kosova, Makedonya, Arnavutluk’taki çeşitli operasyonlara kara, deniz, hava ve diğer unsurlarıyla katılmıştır. (Genelkurmay Başkanı’nın Halifax’taki ifadesiyle, bugüne kadar 11 ülkedeki 13 görevde, 50.000’den fazla Türk askeri görev yapmıştır.) Bunlar çok önemli katkılardır.

Türk asker ve diplomatları, siviller, NATO’nun ortak çalışmalarına önemli, bazen kritik katkılarda bulunmuşlardır, bulunmaktadırlar.

Bütün bu katkılar ‘Batılı’ NATO müttefiklerimizi mutlu ve tatmin eder mi diye sorarsanız, hayır, etmez.. Türkiye, aradan geçen 65 yıla rağmen, diğer üyeler için hala bir yabancıdır, ötekidir, NATO sürüsündeki ‘kara koyundur’..Odd man out’ dedikleri..

Pekiyi, bu kadar katkıya rağmen ‘kara koyun’ da olsak, yine de NATO’da kalmaya değer olan nedir?

Bir çok ülkenin üye olmak için can attığı NATO gibi bir örgüte üye olmanın siyasi prestiji, oy birliği kuralından gelen siyasi güç ve askeri caydırıcılık önde gelen çıkarlardır. Ama, elbette dahası vardır..

NATO, onaylı harekat planlarını desteklemek üzere, Türkiye’de çok sayıda mühimmat ve akaryakıt depoları, boru hatları, liman, yol, pistler, uçak koruganları, karargahlar, radar üsleri, haberleşme tesisleri inşa etmiştir. Bunlar Türkiye’nin mülkiyetinde ve TSK kontrolunda, ama değerleri Türkiye’nin ‘Güvenlik Yatırım Programına’ mütevazi katkısının çok üzerindedirler.  

Askerlik, dünyanın en karmaşık ve en zor mesleklerinden biri; sanat, bilim, felsefe ve teknolojinin birleştiği bir mücadele, öğretme, eğitme, planlama, sevk-idare, liderlik alanıdır. Bunlar ‘lafla’ veya hamasetle değil, doktrin geliştirme, meslek-içi eğitim ve gelişim, tatbikat süreçleriyle olur. Bu alanlarda NATO üyeliğinin Türk ordusuna sunduğu imkanlar başka hiçbir platformla kıyaslanamaz, maddi ve mesleki değerleri ölçülemez, alternatifi yoktur. (Helmuth von Moltke’nin Osmanlı Ordusu’na danışman olduğu 1835’ten beri, bu böyledir.)

Sadece doktrin geliştirme—yani ‘nasıl savaşılacağına’ karar verme—tatbikatlarla test etme dahi, Türkiye’nin tek başına altından kalkamayacağı parasal ve personel kaynakları gerektirir. Ortak tatbikatlar ve ortak doktrin, en yeni teknolojiye ulaşma, tanıma, kullanma ve—şayet değerlendirebilirseniz—teknolojiyi alma ve geliştirme fırsatları da sunar.

NATO üyeliği, Türk subayına ve astsubayına, mesleki ve lisan kurslarına katılma, 2-3 yıl görev yaptıkları NATO karargahlarında kişisel ve mesleki deneyim ve yeterliliklerini artırma fırsatı verir. ‘Askeri’ üniversitede İngilizce lisans eğitimi gibidir. Eğitimin faydaları sadece ‘dille’ veya meslekle de sınırlı değildir. ‘Görgü’, görmüş olmakla, görmemiş olmak arasındaki farkın tarifidir.. Boş bir laf değildir.

Davutoğlu’nun ‘başını yiyen’ vize muafiyeti, ABD dahil tüm NATO ülkelerini kapsamak üzere, Türk subayları ve astsubayları için 1952’den beri vardır. Bir Türk subayı, ‘milli’ makamların vereceği—tek yaprak A4 üzerine—matbu bir NATO Seyahat Emri (NATO Travel Order) ile, örneğin, diplomatik pasaporta dahi vize isteyen İngiltere’ye bile girebilir.

Bilgi toplama ve istihbarat üretme, sanıldığı gibi sadece ‘gizli ajanlarla’ olmaz. Kaynakların çoğu açıktır. Bizim için de, başkaları için de.. Bu, ancak karargahların, etkinliklerin, operasyonların, ‘istihbaratın’ içinde olmakla, ‘hedef’ ülkelerde bulunmakla mümkündür.

Küresel siyasi ve askeri sorunların tartışıldığı, kararların alındığı uluslararası platformlarda, EŞİT KOŞULLARDA oturmanın bedeli biçilemez.. Türkiye’nin NATO’da, Kuzey Atlantik Konseyi’ndeki konumu, ulusal çıkarlarımızın korunabilmesi için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinden çok daha değerli, mutlak ve süreklidir.

Pekiyi, Türkiye NATO’nun sunduğu bu fırsat ve imkanlardan istifade eder mi, ediyor mu? Hayır.. Etmez, etmiyor..!

Türkiye’nin, ortak bütçeden finanse edilen ‘Güvenlik Yatırım Programından’ istifadesi asgari ölçüdedir. Çünkü, lisan, uzmanlık, yönetim sorunları ve farklı öncelikler (!) yüzünden yatırım/inşaat projeleri zamanında ve uygun formatta sunulamamakta, takip edilmemektedir.    

Türkiye, NATO konsept ve doktrin geliştirme sisteminin temelini oluşturan STANAG’ların ve müttefik yayınların geliştirme süreçlerinde hemen hiç yer almaz, katılmaz/onaylamaz, yani ‘milli’ sistemine dahil etmez. Böylece, NATO görevleri için esas olan ‘birlikte çalışabilirlik’ yeteneği en alt seviyededir. Yani, TSK ‘NATO’nun ordusu’ değildir, ama NATO ordusu, yani NATO standartlarında ordu da değildir. (Böyle olduğunu, Norveç ‘tatbikatı’ tartışmalarında bir kez daha gördük.)

NATO—ve benzer uluslararası platformlar—‘barış zamanı’ savaş alanlarıdır. Buralarda, bilgi ve İngilizceye hakimiyetle ‘savaşılır’. Ne yazık ki, 2-3 yıl NATO görevlerinde kalan bir çok subay için bile, İngilizce bir metnin—içerik bir yana—uygun telaffuz, vurgu, tonlama ile, akıcı olarak okunması dahi ciddi bir problemdir. (Örnek-ler ortadadır. Bu durum, sadece orduya özgü de değildir.)  

Örneğin ‘zamana saygı’ gibi kavramlar alınamamış, ‘kurumsal’ olarak içselleştirilememiştir. En çarpıcı olanı, istihbarat ve istihbarata karşı koyma ‘kültürüdür’. 15 Temmuz’da herkesin en acı bir şekilde gördüğü gibi, bu en temel ‘NATO kültürü’ bile 65 yıldır, bir türlü, sadece orduya değil, Türkiye’deki kritik kurumların HİÇ BİRİNE ithal edilememiştir.

Yani, kara koyun aslında ‘gönülsüz’ bir kara koyundur. Öğrenmeyi sevmez..

Pekiyi, NATO’dan hiç mi istifade edilemiyor?

İstifade, tamamen kişiseldir, kurumsal gibi görünen de kişilerin çabasıdır, kişilerle kaimdir, geçicidir.. Buz üzerine yazılan yazıdır..!

Devam edecek..

Yazarın Diğer Yazıları