Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

“Kuzuların sessizliği…!”

Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs), 1992 yılında 7 dalda Oscar’a aday olmuş, yönetmeni ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle hak kazanmıştı.

Filmin konusu özetle şöyleydi; “Akademiden mezun olmuş genç FBI ajanı Clarice Starling, FBI ajanı kurbanlarının derilerini yüzen sapık bir katilin elinden bir kadını kurtarmaya çalışır. Clarice, katila ulaşmak için başka bir psikopat olan ünlü doktor Hannibal Lecter ile yakınlaşır. Lecter’dan bilgi alması için önce onun güvenini kazanması gerekmektedir.”

Filmin en önemli konusu bir sapığın bir insanı öldürdükten sonra cesedinin nasıl parçalanacağını ve ortadan kaldırırken nasıl bundan keyif alınabileceğiyle ilgiliydi. Filmde ilginç detaylar vardı. Örneğin bistürinin nasıl kullanılacağı, hangi parçaların hangi yöntemlerle kesilip biçileceğiyle ilgili. Bir insan kasabının anıları gibiydi. Müthiş psikosomatik saptamalar ve olağanüstü bir oyunculuk çabası söz konusuydu.

Kim derdi ki Türkiye kendi içinde hem de diplomatik bir misyonda böyle bir olaya tanık olacak. Buradaki sessizlik kuzulardan değil “kuzu haline getirilmiy bir üllkeden” yani Türkiye’den bahsediliyor. Amerikan kamuoyu öyle Türk kamuoyu gibi korkudan trene bakar gibi olaya bakmıyor. Amerikalıların olaya bakış açısının bir bölümün de küresel “Magnitsky” yasası belirliyor. 8 Aralık 2016’da ABD kongresinden geçen ve dünya çapında insan hakları ihlali ve yolsuzluk sebebiyle ABD hazinesinin kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulamasına olanak veren yasadır. İsmini Rusya’da yolsuzlukları ortaya çıkaran ve 2009’da hapiste şüpheli bir biçimde ölen vergi denetmeni Sergei Magnitsky’den almaktadır.

Hermitage Capital Management Fonu avukatlarından Sergey Magnitski’nin, 2009’da Rusya’da gözaltındayken hayatını kaybetmesinin ardından ABD ve Avrupa ülkeleri, Rusya’nın gözaltı süresince gerekli önlemleri almadığını savunarak, sorumlu bürokratların cezalandırılmasını istemişti. Bu kapsamda 2012 yılında ABD’de kabul edilen Magnitsky Yasası, insan hakları ihlallerinde bulunduğu belirtilen Rus bürokratların ABD’ye girişinin engellenmesi de dahil bir dizi yaptırımların hayata geçirilmesini öngörüyor. Bu yasa daha sonra dünya geneli için yaygınlaştırıldı.

Şimdi Amerika’da sorulan soru şu; “ABD başta Prens Selman olmak üzere bu Cemal Kaşıkçı cinayetinin hunharca işleyen tüm Suudi Arabitanlı yetkililere Magnitsky yasasını uygulayacak mı”. Yoksa paranın yüzü yumuşak diyerek iki yüzlü bir dış politika geliştirecek mi? Aslında ABD Başkanı Trump’ın söylediği şey şu: “Eğer Cemal Kaşıkçı ölmüşse, Suudi Arabistan’ın hatalı olduklarını inkar etmesini bekliyoruz ve buna inanmaya ve onlarla tam ilişkimize devam etmeye hazırız.”

Peki bizim büyük dış politika dehaları ne diyor? Hatırlarsanız AKP genel başkan yardımcılığı ve danışmanlık görevlerini üstlenen Yasin Aktay bakın Saray’ın sesi olarak da ne söylüyor;  “Türkiye ve Suudi Arabistan birbirine mecbur iki halk iki ülkedir. Kaderleri birbirine bağlıdır. Kaşıkçı’nın başına gelenleri sorgulayıp Suudi makamlarından bunun açıklamasını beklemek asla Suudi Arabistan’a düşmanlık anlamına gelmez.” Neden biz Osmanlı askerini çölde arkasından hançerleyen, Türkiye ile ilgili düşmanlığını hiç bir platformda gizlemeyen böyle bir ülke ile kader birliği yapıyoruz, neden böyle bir ülkeye mecburuz, neden kaderimiz birbirine niye bağlı ben pek anlayamadım.

Yasin Aktay’dan sonra yine Saray’ın sesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanı, her dönemin adamı İlnur Çevik konuştu; “Türkiye Veliaht Prens Selman’ın ülkemize yaptıklarına karşı bu olayı kullanıp dünyayı Suudilerin başına yıkmak yerine yine Kraliyet ailesine dostluğunu gösterip olayı fazla deşelemeden, aksine iyi niyetle adımlar atarak Kral Selman’a yardımcı oluyor…İşte bu yüzden Kral Selman, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı arayıp teşekkür etti. Türkiye gerçekten kıymetini bilene iyi dost.”

Bunda omurgalı duruş, mazluma ve yaşamına katledilenlere destek olma, kendi ülkende yapılan açık bir operasyona tepki duyma diye bir şey gördünüz mü?

Gelelim sonuca; ABD niye “haydut devlet” olarak nitelenmeye başlayan Suudi Arabistan’a ses çıkarmıyor biliyor musunuz? Tarih 13 Mayıs 2017 Reuters bir haber geçiyor. Haber aynen şöyle: “Suudi Arabistan’ın ABD’den 100 milyar dolarlık silah almasını öngören anlaşmanın yakında imzalanacağını belirtti. Yetkili, bir dizi anlaşmanın son aşamasına geldik. Bu hem bölge güvenliği hem de ABD ekonomisi açısından önemli bir anlaşma” dedi.

Peki ne oldu? Silah satışına başlandı ve dolarlar Amerikaya akmaya başladı. Şimdi ABD yöneticileri kendilerine şu soruyu soruyor; “100 milyar dolar mı, Cemal Kaşıkçı mı“. Süzme bir işadamı olan ve paraya para demeyen Trump’un görüşünü umarım merak etmiyorsunuz!…

İkinci soru şu peki Türkiye niye Suudi Arabistan’ın bu haydutluğunun üzerini örtmeye çalışıyor. O sorunun yanıtını tam olarak bilmesek de CHP Konya milletvekili Abdullatif Şener’in Halk TV’de “Türkiye Nereye” adlı programda yaptığı bir açıklama dikkatimi çekti. Şöyle diyordu Şener; “Kuruluşunda yönetim kurulu başkanlığını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yaptığı (yönetim kurulu üyeleri arasında Esra Albayrak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı, Reyhan Uzuner Bilal Erdoğan’ın kayınvalidesi, Serhat Albayrak Sabah-Atv grup başkanı Berat Albayrak’ın abisi, Ziya İlgen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eniştesi, Şule Albayrak Berat Albayrak’ın kızkardeşi yer alıyor) TÜRGEV vakfına Suudi Arabistan Kralı 99 milyon 999 bin dolar bağış yapmıştı. Sorulacak soru şu. Şimdi bunun mu diyeti ödeniyor?”

ABD kendi ülkesinin ulusal çıkarlarını savunmak adına bir insanın aynı kuzuların sessizliği gibi hunharca ve parçalanarak öldürülmesine göz yumuyor. Peki Türkiye neden bu olayı geçiştirmeye kalkışıyor. Türkiye’nin Suudi Arabistan’la asla büyük karlar getiren bir ticaret ilişkisinin ve beklentisinin bulunmamasına rağmen hangi çıkarları gözeterek sessiz kalıyor.

Türkiye “Kuzuların Sesizliğini” bile gölgede bırakan böyle vahşice bir cinayete daha ne kadar sessiz kalacak. Diplomatik dokunulmazlığı olmayan konsolosluk yetkililerinin bile Suudi Arabistan’a kaçıp gitmesine hangi nedenle ve gerekçeyle  izin vermeye devam edecek.

Bilmiyorum Cemal Kaşıkçı’nın annesi yaşıyor mu ama. Acaba Ahmet Hakan’ın annesinin oğluna nasihati gibi bir kelam eder miydi çocuğuna;

“Oğlum sen bu işlere karışma. Herkes kendini kurtarır olan sana olur…!”

 

Yazarın Diğer Yazıları