Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Yazarın Diğer Yazıları

İmar ‘Barışı’ – III ‘Deliler & Akıllılar’

Yıl, 1988..

Eskiden ‘devletçi’ olan müteahhit, belediyelerin ‘daha zengin’ olduğunu görünce ‘belediyeci’ oluyor. İstanbul’da gökdelen dikebileceği uygun arsa ararken aklına Topkapı Sarayı geliyor..

– Topkapı Sarayı, nasıl..? Manzara nasıl, manzara..? Lebiderya..! Zaten eski püskü bir takım binalar.. Neymiş, saraymış.. Yıkarsın kardeşim, yıkar geçersin..! Üzerine elli altı katlı bir gökdelen dikersin.. Yan duracağına dik dursun..!

– Şimdi bazı arkadaşlar, ‘Bu bina tarihidir’ diye karşı çıkacaklar. Bina dediğiniz nedir kardeşim? Maddiyat değil mi? Biz maneviyatçı bir partinin çocukları değil miyiz, elhamdülillah?

Bu replikler rahmetli Zeki Alasya’nın.. Tam otuz yıl önceki ‘Deliler’ oyunundan..

Akıl hastanesinden ‘şifa’ ile taburcu olan ‘büyükbaba’—Metin Akpınar—bu konuşmayı duyunca, “Ben burada—dışarıda—gördüklerimi, duyduklarımı orada görmedim, duymadım” deyip akıl hastanesine geri dönüyor. Delilerin (!) arasına..

O dönem II. Özal Hükümeti iktidarda.. Turgut Özal, 1983’ten 1993’e ülkeyi dönüştürüyor. “Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz” zihniyeti devletin kurumlarını, kurallarını ve kültürünü yok ediyor. Özal’ın bu ülkeye mirası, yozlaşmış yönetim kültürüdür.

Bu kültür; hukuk devleti talebinde ısrarcı olan, yozlaşmaya direnenleri ‘deliler’ olarak görüyor. Deliler’deki ‘büyükbabanın’ “Hani devlet, hani tarihimiz, hani örfümüz, adetimiz? Her şey para mı..?” diye isyan ettiği bu yozlaşmaydı..

Topkapı Sarayı henüz (!) yıkılmadı, ama eli kulağındadır.. Bahçesiyle ilgili öyle entrikalar dönüyor ki, Bizans entrikaları çocuk oyunu kalır.. Ama, İstanbul’un bütünü o kadar şanslı (!) değil.. Özal’ın ölümünden on bir ay sonra Belediye Başkanı olan Tayyip Erdoğan’a göre, “Biz bu şehre ihanet ettik, ediyoruz”. Sanki, Deliler’in Metin Akpınar’ı..

Meşum 16/9 kuleleri bu ihanetin simgesi haline geliyor. Deliler’deki ‘belediyeci’, 25 yıl sonra, surların dibine toplam 94 katlı üç kule dikiyor. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Başbabakan’a, yüzyüze, sayısını hatırlamadığı kadar çok defa” anlatıyor, İstanbul’un tarihi siluetini bozduğunu, inşaatın durdurulması gerektiğini söylüyor. Başbakan, “Sen de, tarih diye diye her şeyi engelliyorsun” diyor. Deliler, ama bu sefer Zeki Alasya..

Sonra, aynı başbakan, “Şehirlerimizin çirkin binalarla kirletilmesine daha fazla tahammül edemeyiz. Köylerimizi, yaylalarımızı, çirkin yapıların istilasına izin vermemeliyiz” diyor. Ama dinleyen kim..?

Başbakan Binali Yıldırım başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu, Aralık 2017’de Antalya-Aksu, Manavgat, Kemer, Alanya, İzmir-Çiğili, Bodrum-Gökçebel, Yahşi, Türkbükü, Konacık, İstanbul-Küçükçekmece, Ümraniye’de geniş arazileri özelleştirme (!) kapsamına alıyor, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na buralarda ‘imar’ yetkisi veriyor. Aralarında Datça da var.. Elli altı dönüm alanın imara açılmasında Datça Belediyesi’ne görüş bile sorulmuyor.. Bazı ‘deliler’, o zaman buna itiraz ediyorlar..

Bunlar, kitabına uydurulan, kanuni (!) yapılanlar.. Bir de kanun tanımaz ‘hatırlı’ haydutların, göstere göstere yaptıkları var. Asıl sorun orada.. Çünkü bunları kararnameyle çözemiyorlar, kanun lazım.. İmar Affı kanunu çıkaracaklar ama 2019’da ‘seçimler’ var..

Üstelik Reis, “Karadeniz’in o güzel yaylalarında, Ege’nin, Akdeniz’in kıyı bölgelerinde gördüğüm çirkinliklerden çok derin üzüntü duyuyorum. Bu facialara bakanlık, belediyeler olarak iş birliği içinde izin vermemeliyiz. Hep birlikte buna karşı set oluşturmalıyız” demiş.. Reis’i ikna etseler bile, halka nasıl anlatılacak? CeHaPe desen, zaten aportta bekliyor..

Bu arada, ekonomi, döviz kuru, enflasyon, ödemeler dengesi kontrol edilemiyor, oylar hızla düşüyor, dış politikada deniz, tulumbada su bitiyor.. Ama, Osmanlı’da oyun bitmiyor.. Her zaman yaptıkları gibi kurnazlığa (!) başvuruyorlar. Bu sefer kendilerini de aşıyorlar..

Önce, 18 Nisan 2018 günü, iki yıldır yürürlükte olan OHAL’i yedinci kez uzatıyorlar. Aynı gün, Kasım 2019’da yapılacak milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerini 24 Haziran’a alıveriyorlar—Meclis’i ve YSK’yı devre dışı bırakarak.. Baskın seçim, 64 günde..!

Pürtelaş, önce Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, sonra Başbakan Binali Yıldırım, ‘tek maddelik’ düzenlemeyle, ‘cüzi bir bedel karşılığı’ imar ‘barışı’ getireceklerini, gelirinin kentsel dönüşümde kullanılacağını açıklıyor. Artık devletle vatandaşın kavgası bitecek-miş..!

Bakanlık Müsteşar Yardımcısı, “Bütün yapılar kayıt altına alınsın ve yapı envanteri tutulsun” diye ‘istisna’ getirmediklerini söylüyor.. Aba altından da sopa gösteriyor: “Bu bir ‘Gel barışalım’ teklifi.. Vatandaş başvuru yaparsa, yıkım kararı varsa durduracağız, ödenmemiş para cazalarını kaldıracağız. ‘Gel kaydını yap, tapunu al ve otur’ diyeceğiz”.

Yani, ‘cüzi bedeli’ ödemezsen kaçak binanı yıkar, cezayı da tahsil ederiz..! Sen bilirsin..

İki gün sonra Meclise sunulan ‘teklif’ başbakanın soyadına yakışır şekilde, yıldırım gibi, bir hafta içinde Genel Kurul’a geliyor.

10 Mayıs 2018, 98. Birleşim.. 7143 sayılı kanun..

Ama düzenleme (!) hiç de öyle ‘tek maddelik’ değil, torba.. Torbada yok yok..! Vergi ve prim borçları, trafik cezaları yapılandırılıyor. Bağkur borcu olanlara kolaylık (!) getiriliyor. Yaşlılık maaşı katlanıyor. Emeklilere iki bayram ikramiye.. Kaydı silinmiş üniversite öğrencilerine tekrar kayıt hakkı.. Ve elbette imar barışı..

On üç milyon ‘binayla’ barış (!) yapılacak.. İki-göz yer de, 400 daireli rezidans da.. Bahçeye yapılan baraka da, yaylaya yapılan site de, sahile, ormana dikilen otel de, arkeolojik veya doğal sit üzerine kondurulan AVM de.. Hazine arazisine de, belediye arazisine de..

Yağma Hasan’ın böreği..!

Başbakan, “Muhalefet hemen yaygara yapmaya başlar” diyor, ama öyle olmuyor.. Aksine, majestelerinin sadık ve uysal muhalefeti tam bir işbirliği içinde.. Genel kurula 537 milletvekilinden 223’ü katılıyor, 217 kabulle geçiyor.. Sadece 5 milletvekili red oyu veriyor.. ‘Hayır’ diyenler HDP milletvekilleri.. [aynen böyle] ‘Kabul’ diyen ahbap çavuşlar belli, ama içlerinde sekiz de CHP milletvekili var.. 123 CHP milletvekili hiç yok.. İyi Parti de yok..

Gelibolu Milli Parkı, yani onbinlerce şehidin ‘kefensiz yattığı’ yarımada, eksik olmasınlar, ancak bu aşamada imar affı kapsamı dışına alınıyor. Ama bu arada belediye arazileri de imar barışına dahil ediliyor..

İstanbul Boğazı’nda ‘ön görünüm’ önce imar affına dahil ediliyor, sonra dışında bırakılıyor ve nihayet tekrar affın içine alınıyor. Korkutucu bir gözü dönmüşlük hali.. İbretlik bir süreç..!

Özhaseki, önce, “Burada [Boğaz’da] ortaya çıkacak imara ve iskana aykırılık sayısı bu çalışmanın on binde biri.. Bir birimden dolayı hepsinin feda edilmesi asla doğru değildir” diyor. (Ne demekse..?) Sonra, her nedense fikir değiştiriyor ve komisyona gelip, “Benim teklifim şu.. Boğaz’ın ön görünümünde kalan kısımlar bundan muaf olsunlar” diyor.. “Çünkü bu Boğaz bir tane, ikinci bir Boğaz yok. Yasa ne emrediyorsa o yapılsın ki biz o Boğaz’la iftihar edelim” diye de açıklıyor.. (İftihar etmeye değer başka yer yok zaten..)

‘Deliler’ ama Dr Jekyll & Sister Hyde versiyonu. Bir Metin, bir bakıyorsun Zeki olmuş..

Düzenleme öyle geçiyor, ama Boğaz pek öyle ‘Yasa ne emrediyorsa yapılsın’ diyebilecekleri bir yer değil. Hatırlı-gönüllü bir sürü eş-dost var. Bir çoğunun Boğaz’da binaları, bu binaların da ufak tefek (!) imar pürüzleri olduğu sır değil.. Sözcüleri Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen..

Başkan Bey, daha Ağustos ayında, “Meclis açıldığında, ön görünümdeki bazı mahallelerin yasaya dahil edileceğini” açıklıyor. ‘Meclis’ dediği Üsküdar Belediye Meclisi değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Binali Yıldırım o zamanlar hâlâ Meclis Başkanı.. İş (!) zaten onun..

Sonunda, yeni Çevre ve Şehircilik Bakanı, “[G]elinen süreçte yapılan incelemeler neticesinde, Üsküdar, Beykoz ve Sarıyer’in, Boğaz ön görünümünde olan ancak fiilen ön görünüm olmayan mahallelerinin de barışa dahil edileceğini” açıklıyor.

Boğaz ön görünümünde olan, ancak fiilen ön görünüm olmayan.. Anladınız siz onu..! 

Bir başka torba yasayla, 18 Kasım 1983 tarih ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’ndaki Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi haritası ve koordinat listesi değiştiriliyor. Bu kanun, 12 Eylül askeri hükümetinin çıkardığı kanunlardan biri.. Boğaz’a böyle bir ‘hizmet’, 36 yıl sonra, AKP-MHP sivil (!) koalisyonuna kısmetmiş..

Sivil, Latince civicus kökünden gelen bir sıfat.. ‘Uygar’ demek.. Barbarın karşıtı..

Özhaseki’ye ne oldu?’ derseniz, ya ikinci (!) bir Boğaz olduğunu farkediyor, ya da Boğaz’la iftihar etmekten vazgeçiyor, ses çıkarmıyor.. Ya da, zaten baştan beri repliklerini okuyordu..

Bu arada, İmar Barışı’nın mimarı, dönemin başbakanı, eski Meclis Başkanı Binali Yıldırım, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı oluyor. “Ben eğer belediye başkanı olursam, [artık] İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin gündeminin en önemli konusu ‘imar plan tadilatı’ [değişiklik] olmayacak. Bugün meclislerin gündeminin yüzde 75’i bunlar—değişiklikler. Bütün yanlışlar burada..” diyor. Ve ilave ediyor: “İstanbul Ankara’dan yönetilemez, ama Ankarasız da yönetilemez..”

Üsküdar Belediye Başkanı gibi, o da, işin sırrına vakıf..! İş—değişiklikler—Ankara’da bağlanıyor.. Çark böyle işliyor.. Bu yüzden Resmi Gazete, ‘imar değişiklikleri bülteni’ gibi..

Binali Yıldırım başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun Aralık 2017’de aldığı özelleştirme (!) kararlarına Datça için itiraz eden deliler vardı ya.. O iş de geçen hafta Ankara’da çözüldü.

Resmi Gazete, Sayı 30650, 9 Ocak 2019.. ‘575 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’

Karar, delilerin (!) Datça’daki imar değişikliklerine itirazını karara bağlıyor; Çevre Düzeni Planı Değişikliği, Nazım İmar Planı Değişikliği, Uygulama İmar Planı Değişikliği’ni onaylıyor ve Özelleştirme İdaresi’ni imar (!) için yetkili kılıyor. Altı gün önce..!

Yine değiştiriyorlar.. Hâlâ..!

İsteseler de değişemezler.. Bildikleri, alıştıkları düzen bu.. ‘Akıllılar’ düzeni..

Vicdansız, acımasız, sorumsuz..

İmar barışı (!) başyapıtları oldu..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları