SON DAKİKA
Ayşe Sucu

Ayşe Sucu

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar kavgaları ve mezhepler -II-

Mezhepler din değildir. Bir dini benimseyen kişilerin ve toplulukların özellikleri sonucu ortaya çıkan formlardır. Dolayısıyla her mezhep, yeşerdiği toplumun ve coğrafyanın siyasal ve kültürel izlerini taşır. Bir mezhebin, tüm Müslümanlar tarafından değil de, belli bir topluluk tarafından benimsenmesinin sebebi budur. Örneğin Şia, İran’da etkin iken, Maturudilik ve Hanefilik Türkler tarafından kabul görmüştür.
İlk dört halife döneminden itibaren her alandaki değişim süreci, siyasi çatışmalar, yabancı kültürlerle temas, Müslümanları pek çok problemle karşı karşıya getirmiş; çözüme yönelik arayışlar farklı ekolleri doğurmuştur. Haricilik, Mürcie, Şia (ve kolları), Mutezile, Ehl-i Sünnet (Maturudilik, Eş’arilik, Selefilik), Dürzilik, Nusayrilik, İbadilik, Kadıyanilik ve Vehhabilik itikadi mezheplerdendir. Ayrıca onlarca fıkhi mezhep ortaya çıkmış ve fakat pek çoğu varlıklarını sürdürememiştir. Hanefilik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik ve Caferilik günümüze ulaşanlardandır.

MEZHEP NEDİR?

Mezhep, Arapça’da “zehap” kökünden türemiştir; benimsenen görüş, farklı tutum ve davranış, gidilen yol anlamlarına gelir. Terim olarak, bir dinin asli hükümleri dediğimiz inanç esaslarıyla; ibadet ve muamelat hükümlerinin delillerini ortaya koyan âlimlerin görüşlerinin sistematize hale getirilmesidir.
Kur’an’da ve hadislerde mezhep kelimesi geçmez. İhtilafları Hz. Peygamber “fırka”kelimesiyle ifade etmiştir. Kur’an’da “Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın; fırkalara bölünmeyin, parçalanmayın” (Al-i İmran/103) uyarısı yapılır. Ayetin sonundaki “doğruya ve güzele yol bulasınız” ifadesi, insanlıktan beklenen tutumdur.
Peygamber döneminde müminlerin birliği söz konusudur. Vefatına kadar herhangi bir ihtilaf oluşmamıştır. Vefatı sonrası, ilk yazımızda belirttiğimiz gibi “imamet”konusu başta olmak üzere; Allah’ın sıfatları, zat sıfat ilişkisi, iman amel ilişkisi, kader, irade, tevhit, nifak, büyük günah, hidayet ve dalalet, büyük günah işleyenlerin ahiretteki durumu ve benzer pek çok konuda farklı görüşler beyan edilmiştir. Keza, ibadetlerin yapılış şekillerinde; haram helal konularında; muamelat dediğimiz, nikâh, boşanma, alışveriş, miras, vasiyet, vekâlet gibi hususlarda birbirine benzer ya da taban tabana zıt görüşlerin olduğunu söylemek mümkün.

TAKLİTÇİLİK VE TAASSUP

Bütün mezhepler, ilk dört asırda oluşmuştur; bu sosyolojik bir durumdur, sosyolojik bir gerçekliktir; daha sonraki asırlarda yeni mezhepler ortaya çıkmamıştır.
Din, birleştiriciliği önerirken, mezhepler ayrıştırır. Yüce Allah “Bütün müminler sadece kardeştirler, o halde kardeşler arasında barışı sağlayın” der. (Hucurat/10) Fakat tarih boyunca “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, biri hariç diğerleri ateştedir” hadisi öne çıkar. Her mezhep, hadisteki birin kendisi olduğunu iddia etmiş; “hak mezhep” ve “kurtuluşa götürecek fırka” olarak kendini görmüştür.
Mezheplerin sistematik teoloji ve nazariye geliştirmek suretiyle kurumsallaştıkları ve geçmişte medeniyet oluşumuna katkılar sağladıkları inkâr edilemez. Lakin kendi aralarında tekfire ve savaşlara kadar uzanan mücadeleleri de görmezden gelinemez. Kendilerinden olmayanların çocuklarını öldürmeyi helal sayan mezhepler vardır.
Mezhepçi tutumlar taklitçiliği, taklitçilik ise taassubu getirmiştir. 13. Yüzyıl’da içtihat kapısının kapatılması ve eskiyi aktarma yönteminin (nakilcilik) bilim olarak sunulması, mezhep görüşlerinin doğmatikleştirilmesi ve kurucu isimlerin aşılamaması, Müslüman dünyanın içinde bulunduğu krizin arkasındaki en temel sebeptir.

ARAÇLAR AMAÇ OLMUŞTUR

Mezhep tarihçisi Prof. Dr. Sönmez Kutlu, “Mezhep liderlerinin otorite olarak kabul edilmesi ve çözümlerin bu otoritelerin eserlerinde aranmaya başlanması, Kur’an’a gidilerek ondan çözüm üretmeyi engellemiştir. Çünkü insanlar bağlı bulunduğu mezhebin dışına çıkmamış, mezhebinin düşüncelerini doğru ve yanlış olabileceğini düşünmeden onları ispat etmeye ve şerh etmeye çalışmıştır. Bu yolla, itikadi konularda taklit, Müslümanlar arasında kronikleşmiştir. Zamanla Müslümanlar için bilgi açığının büyümesi, mezhep taassubunun artmasına ve yeni fikirlere tahammülün azalmasına sebep olmuştur” der.
Dini anlamada araç olan her oluşum, daha sonraki süreçte amaç haline dönüştürülmüştür. Araçların amaç olduğu yerde ise eleştiri biter ve putlaştırma başlar. Elbette insanlar bir mezhebin takipçisi olabilir. Fakat sorgulamaktan ve yaşadıkları zamanın aklını kullanmaktan asla vazgeçmemelidir. Aslında bir mezhebe, bir cemaate tabi olmak bir meziyet değil, son tahlilde bir acziyettir; temelinde atalet ve cehalet yatar. Zira din konusunda bilgi sahibi olan, mezhebi değil, Kur’an-ı Kerim’i esas alır.

Yazarın Diğer Yazıları