Hüsnü Mahalli

Hüsnü Mahalli

Yazarın Diğer Yazıları

Afrin ve Esad ile diyalog

Yaklaşık bir ay süren  askeri hazırlık ve algı operasyonundan sonra TSK 20 Ocak’ta Afrin’e yönelik askeri operasyon başlattı.
Gerekçe:
‘Afrin’de bulunan YPG-PKK güçleri Türkiye güvenliğini tehdit ediyor’.
24 Ağustos 2016’da Cerablus’tan Suriye topraklarına giren TSK benzer gerekçeyi  IŞİD’çiler için ileri  sürmüştü .
Ancak daha sonra yazılıp konuşulanlara bakılırsa meğer Ankara bu operasyonu  ‘ABD destekli YPG-PKK’lıların Menbiç’ten Afrin’e uzanan ‘Kürt Koridorunu’ engellemek için yapmış.
Şimdi artık böyle bir risk yok çünkü TSK Cersblus’tan Azez’e kadar uzanan 100 kilometre sınır buyunu kontrol ediyor ve bu bölgede hiç Kürt yok.
Dönelim Afrin’e.
Cerablus, El-Bab ve Azez gibi Afrin de Suriye şehridir.
Afrin’in kuzey ve batısında Türkiye, doğusunda Türkiye’nin kontrol ettiği Azez ve güneyinde Ankara ile iyi geçinen Nusra’nın kontrol ettiği İdlib var.
Afrin’i kuşatan  güçlerin toplamı en az 100 bin ve her türlü ağır silahları var.
2011 sonrasında Suriye ordusunun Nusra, IŞİD ve ÖSO benzeri yüzlerce radikal İslamcı gruplarla kavgasını fırsat bilen PYD Afrin’de duruma hakim oldu.
Tıpkı Fırat’ın doğusunda olduğu gibi.
Ankara’ya göre PYD-YPG PKK’nın Suriye kolu ve teröristtir.
Ankara ve tüm dünya’ya göre Nusra Kaide’nin Suriye kolu ve terör örgütüdür.
Şam’a göre yaklaşık 50 bin militanı olan  Nusra en az IŞİD kadar tehlikelidir ve terör örgütüdür.
Yine Şam’a göre ÖSO ve onunla birlikte hareket eden ve eleman sayısı 60-70 bin olan 30 kadar örgüt teröristtir.
Bunların dışında Suudi’lerin finanse ettiği ve eleman sayısı 15-20 bin olan terör örgütleri var.
Hepsi de İsrail’den yardım aldı alıyor.
Afrin’de yaklaşık 10 bin Fırat’ın doğusunda da 50 bin civarında  YPG- PKK’lı var.
Bir o kadar Demokratik Suriye Güçleri militanı var.
O bölgedeki aşiretlerden devşirme.
Hepsinin parasını  ABD ödüyor.
O bölgede Kürtlerin oranı yaklaşık %30.
2011 öncesinde yukarda adını verdiğim örgütlerin hiç biri yoktu..
Arap’ı, Kürt’ü, Türkmen’i ve dünyanın dört bir tarafından taşınan on binlerce ruh hastası yabancı katiller.
Suriye bir bütün olarak Türkiye’nin dostuydu.
Ankara ile sınırsız ve koşulsuz dostluk  ilişkisi kuran Esad bir çok PKK’lıyı Türkiye’ye teslim etmişti.
16 Eylül 1998’de Hatay’a  giden dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla  Ateş Şam’a yönelik sert konuşmasından sonra dönemin devlet Başkanı Hafız Esad 9 Ekim günü Suriye’de ikamet eden Öcalan’ı ülkesinden gönderdi. Sonrasında iki ülke arasında işbirliği ve dostluk ilişkisi başladı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 12 Haziran 2000’de Hafız Esad’ın cenaze törenine katıldı.
Sonrası bildik hikayeler…
Kim ve nasıl detayına girmeden Öcalan 14 Şubat 1999’da  Ankara’ya getirildi.
PKK’dan dolayı Suriye ile savaşın eşiğine gelen Ankara AKP iktidarında ve ‘Barış Süreci’nde  Öcalan ile ‘kanka’ oldu.
Ama PKK olayı bitmedi ve şimdi biz ABD-PKK formatını konuşuyoruz.
Daha da konuşacağız çünkü AKP herşeyi yanlış yapıyor.
Dönelim Afrin’e.
Ankara 1998’de olduğu gibi benzer yola baş vurabilirdi.
Ankara dolaylı da olsa Esad’a ‘Gel birlikte şu Afrin’deki teröristleri temizleyelim’ diyebilirdi.
Ankara’ya göre YPG-PKK terörist olduğuna göre Şam’a göre Ankara destekli ÖSO ve müttefiği 30 silahlı grup terörist.
TSK ‘Afrin’e yönelik operasyon yapma hakkım var’ derken Ankara Suriye ordusunun Suriye şehri olan Afrin’e girmesine kızdı.
TSK Afrin’e operasyon yaptığına göre Suriye ordusunun da  terörist  ilan ettiği ÖSO ve diğer grupların bulunduğu Cerablus, Azez, El-Bab ve çevresindeki bölgelere yönelik operasyon yapma hakkı var.
Üstelik bu bölgeler Suriye toprağı.
Ama Ankara buna izin vermiyor.
Ankara buralardan çekilmeyecek gibi davranıyor.
Ankara Suriye ordusunun İdlib’e yönelik operasyonlarına da karşı çıkıyor.
Karşı çıkmadığı an tüm sorunlar çok kolay çözülür.
Amerika’nın Kuzey Suriye’deki varlığı dahil.
Türkiye, Suriye, Irak ve İran’nın birlikteliği ABD’ye gereken dersi verebilecek güçtedir.
1998’de Şam’da Öcalan ve bir kaç kişi barınıyordu.
Üstelik hiç bir eylemede bulunmuyorlardı. Çünkü Rahmetli Özal’ın 1987’de Şam’da Baba Esad ile imzaladığı anlaşma gereği Türkiye Suriye’ye saniyede 500 metreküp Fırat  suyu bırakacak karşılığında da Esad PKK’lıların Suriye sınırından Türkiye’ye sızmalarına izin vermeyecekti.
Verilen sözler tutulmuştu.
Şimdi ise Ankara Suriye devletinin terörist ilan  ettiği on binlerce militanı olan  ÖSO ve benzeri silahlı gruba sınırsız destek veriyor. Bunlarla kavgası olmasaydı belki de Suriye devleti  YPG-PKK sorununu çok daha kolay çözebilir ve belki de biz bugün Amerikalıların Kuzey Suriye’deki tehlikeli varlığını konuşuyor olmayacaktık.
Peki o zaman Ankara’nın derdi ne?
Yoksa Ankara’nın derdi ‘üzüm değil de bağcıyı mı dövmek’.
Ankara; Suriye sorununa çözüm bulmak için Astana ve Soçi’de Rusya ve İran ile anlaştı.
İran ve Rusya Esad adına imza attı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Suriye’de savaşan gruplar adına masaya oturdu.
Putin ve Ruhani 7 yıldır silahlı gruplara karşı mücadele eden Esad’a sınırsız destek verdiğine göre dolaylı da olsa bu iki lider bu gruplara destek veren Erdoğan’a karşı.
Basit mantık böyle der ama durum öyle değil.
Çünkü artık herkes savaştan çok yoruldu ve bir an önce Suriye’de barış istiyor.
Umarım Ankara’dakiler de öyle düşünüyordur.
Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın sözleri  ve Dışişleri Bakanlığı açıklamasına bakılırsa Ankara ile Şam arasında diyalog başlamış görünüyor.
Başından beri söylüyorum :
‘Suriye krizinin baş aktörü olan Türkiye olmadan bu ülkede  barış olmaz’.
Gerekçesi ne olursa olsun Ankara’nın Suriye’deki negatif rolü devam ettikçe bu ülke asla istikrara kavuşamaz.
Türkiye’nin Suriye’de herhangi bir işi olmamalı.
Ankara ne amaçla ve ne zamana kadar ÖSO ve diğer silahlı grupları destekleyecek?
İstikrar ve Suriye’nin toprak bütünlüğü için Ankara Şam’a destek vermediği sürece bu kriz devam eder.
Böyle bir durumda Rusya ve İran var güçleriyle ve ne pahasına olursa olsun Esad’a sahip çıkar.
Suriye krizi devam ettiği sürece kriz çok daha büyüyecek ve bu ülkenin dağılma sürecinde hedef tahtasına bu kez yüzde yüz Türkiye konulacak.
Nişan alıp hedefi tam onikiden vurmak için sırasını bekleyen çok sayıda çakal var.
Fırat ve Dicle kenarında dolunay ışığında hepsinin güzü parlıyor.
Kolay değil 95 yıldır bu anı bekliyorlar.
Heyecan dorukta.
Beş dakikalığına bir düşünün.
Bir kelimesi bile yalan değil.
Fazlası yok eksiği var.
‘ Her şey yazılamıyor artık’.
Bildiğiniz nedenlerden!

Yazarın Diğer Yazıları