Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

“Hiç Erdoğan Suudi’ye karşı çıkar mı…?..Aklımızla dalga geçmeyin…!”

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Kaşıkçı olayında Suudi’lere nasıl sert çıktığını, nasıl posta koyduğunu ballandıra ballandıra anlatan yandaş medya borazanlarına şunu söylemek isterim ki; bu dediğiniz akla, mantığa, öngörüye ve tarihi gerçeklere aykırı. Savunduğunuz siyasi liderin değil Suudi Kralına posta koymak; ona yan gözle bakmak gibi bir lüksü bile yok. Kızmayın; neden böyle söylüyorum anlatayım…

Siz belki uzaksınız ama her Salı günü mecliste partilerin grup toplantısını izliyorum. Geçen grupta (23 Ekim Salı) AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Suudi Kralına seslenirken ilginç bir cümle kurdu; “Hâdimü’l Haremeyn”. Erdoğan grup toplantısı öncesinde bu toplantıda önemli açıklamalar yapacağını söylemişti. Yani yandaş basından herkes Suudi Kralına ne kadar sert çıkacağına dair öngörülerde bulunuyordu. Ancak sayın Erdoğan Suudi Kralına tek bir söz etmezken bir de eşi bulunmaz! Kral’a böyle bir nitelemede bulundu.

Ne demekti “Hadimü’l Haremeyn”. İslâmiyet’in iki kutsal kenti olması nedeniyle “Haremeyn” olarak anılan Mekke ve Medine’nin “hizmetkarı” anlamında kullanılan bir sözcüktü bu Hadimü’l Haremeyn. Bu unvanı kullanan ilk hükümdar, 12’inci yüzyılda İslam’a büyük hizmetleri bulunan Selahaddin Eyyubi’ydi. Onun ardından hilafetle özdeşleşen bu unvan, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı ele geçirmesinin ardından kutsal emanetlerle birlikte Osmanlı sultanlarına devroldu. Hadimü’l Haremeyn, hilafetin kaldırılmasına dek Osmanlı’da resmi yazışmalarda kullanılan, sikkelere darp edilen ve hutbelerde söylenilen bir unvandı. Erdoğan bu hitapla Suudi Kralın Osmanlı’yı arkadan vuran dedelerini haklı çıkardı.

Yani Erdoğan’ın aslında bağırıp çağırıp kızması beklenen Suudi Kralı Selman bin Abdulaziz el Suud’a bu söylemiyle bir demet çiçek göndermişti. Peki neden. Neden bu kralın ya da bu ülkenin her şeye rağmen böyle bir dokunulmazlığı var. Gelin anlatalım;

Öncelikle Vahhabi ve selefi anlayışla kardeş Müslüman Kardeşler’in Suudi Arabistan’la kavgalı olduğu, bu kavgadan dolayı Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğü gibi şeyler tamamen hurafe. Çünkü;

Müslüman kardeşlerin ilk önderi ve kurucusu Raşid Rida’dır. Ancak İhvan-ı Müslimin aşamasına getiren ise öğrencisi Hasan El Banna’dır. Raşit Rida Mısır’da İngilizler’in desteğiyle yayınladığı “Işık Evi” adlı (Bu ada dikkat edin. Işık evleri veya Işıkçılar) dergide Suudi Kralları için şöyle diyordu; “Arabistan’da İbni Suud’un Vahhabi hükümdarlığı oluşumuyla yeni bir umut yıldızı doğdu. İbni Suud hükümeti, Osmanlı’nın yıkılışı ve Türk hükümetinin dinsiz bir hükümete dönüşmesinden bu yana bugün dünyanın en büyük Müslüman gücü olmuştur. Din düşmanlığı ve zararlı yenilikleri kabul etmeyen ve Sünnet’e yardımcı olacak tek güçtür (Robert Dreyfuss)”.

Başbakan eski yardımcısı ve CHP Konya milletvekili Abdullatif Şener Halk TV’de Türkiye Nereye adlı programda Müslüman Kardeşler’le ilgili bana bilgi verirken; “Sayın Erdoğan, Arınç başta olmak üzere bizim başucumuzdaki kitap Seyyid Kutb’du. Onun öğretileri bizim için o dönemler çok önemliydi” demişti. Peki kimdi Seyyid Kutb; 1951 yılında Müslüman kardeşler örgütüne katılan ve Hasan El Banna’nın izinden gelen Kutb şöyle diyordu; “Müslümanlarla laikler bir arada yaşayamaz. Müslümanlar laik devlete başkaldırmalıdır. Demokrasi batı icadı ulusçuluk İslamı yozlaştırma gayretidir. Bütün dünya inanmayanlar bulunduğu için darül harb alanıdır”. İslamcılar reddeder ama Seyyid Kutb İngilizler’in kullandığı bir isimdi. Zaten Müslüman Kardeşlerin lideri Hasan El Banna Müslüman Kardeşler örgütünü Süleymaniye’dek İngilizlere ait bir petrol şirketinin yaptırdığı bir camide kurmuştu. Banna yazdığı “Risalat El Cihad” dergisinde “Cihad terörizmi meşru kılar” demişti. Nitekim Mısır eski devlet başkanı Enver Sedat’ın 6 Ekim 1982’de öldürülmesini Müslüman Kardeşler’in bir yan kuruluşu olan “İslami Cemaat Örgütü” üstlenmiştir. İngiltere’nin Ortadoğu’daki bütün operasyonlarında Müslüman Kardeşler vardır.

Müslüman Kardeşlerin doğuşunu ve büyümesini destekleyen ilk ve tek isim İngiltere ve ardından Suudi Arabistan’dır. Yani bu ayrılık ve ikilik görüşleri bugün için geçici bir anlamda doğru gibi görünse bile aslında Suudi Kralı ile Müslüman Kardeşler arasında kalıcı bir sorun yoktur.

Gelelim ikinci büyük olaya. AKP’yi kuran isimlerin siyaset yaşamlarında ve mücadele alanlarından Suudi Arabistan önemli bir ülkedir ve bu mücadeleye damgasını vurmuştur. Yine uluslararası kaynaklara göre; Recep Tayyip Erdoğan 1970’li yıllarda Suudi Arabistan tarafından finanse edilen Dünya Müslüman Gençlik Teşkilatı (WAMY) üyesiydi. Bu örgütün Suudi Arabistan’da Riyad’daki zirvesine Erdoğan da katılmıştı. Burada kendisiyle en yakın temas kuran kişi Müslüman Kardeşler’in daha sonra sözcülüğünü yapan ve Türkiye’de bir çok büyük İslami kuruluşa ortak olan Kemal Helbavi’dir. Erdoğan Helbavi ile burada tanışmıştır.  Dönüşte de Erdoğan MSP’nin gençlik kolları başkanlığına getirilmiştir.

Erdoğan borcunu ödemiş: 31 Aralık 2005’te Bakanlar kurulu kararıyla İslam Dünyası Sivil Toplum kuruluşları Birliği’ni (İDSB) kurmuş ve bu kuruluş Müslüman Kardeşler’in tüm Ortadoğu’da yaygınlaşmasını sağlayan bir aracı kuruma dönüşmüştür. İHH, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV), Hikmet Eğitim ve Kültür Dayanışma Vakfı ve hatta MÜSİAD aynı etki alanı içinde kurulmuştur.  Türkiye 2006 yılından itibaren Müslüman Kardeşler örgütünün hamiliğini ve destekçiliğini üstlenmiştir. Ancak Türkiye’deki Siyasal İslam’ın asıl güç aldığı kaynak (hatırlayınız Uğur Mumcu’nun yazdığı Rabıta) Suudi Arabistan’dır.

Son bir örnek; tarih  5 Şubat 2014. CHP’nin genel başkan yardımcısı Haluk Koç 26 Nisan 2012 tarihinde Suudi Arabistan Krallığının kültür fonundan “Royal Protocol” adı altında Vakıflar Bankası aracılığıyla TÜRGEV’e (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) yönetim kurulu başkanı sıfatıyla Necmettin Bilal Erdoğan’a 99 milyon 999 bin 990 Amerikan doları gönderildiğini açıklıyor. Peki vakfın kuruluşundaki yönetim kurulu kimlerden oluşuyor; “Esra Albayrak (Erdoğan’ın kızı), Serhat Albayrak (Erdoğan’ın damadının ağabeyi), Ziya İlgen (Erdoğan’ın eniştesi), Şule Albayrak (Esra Albayrak’ın eltisi), Ahmet Ergün (Erdoğan’ın yakın arkadaşı), Bülent Turan, Mustafa Ataş ve Doğan Kubat (AKP milletvekilleri), Mevlüt Uysal (Dönemin Başakşehir şimdinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı), Mustafa Demir (AKP Fatih Belediye Başkanı), Yasemin Solmaz (İşadamı Remzi Gür’ün kızı), Zeynep Eker Ayhan (Tarım eski bakanı Mehdi Eker’in kızı)”. Peki neden bu bağış, ne için, kimlere, neyin karşılığında başta “Sevda Tepesi” olmak üzere bir çok iddia var hala bunun yanıtı çok açık değil.

Yazacak o kadar çok şey var ama uzatmak istemiyorum….İktidar borazanları bağırıyor; “Reis şöyle fırça attı, böyle fırça attı” diye. Ama siz inanmayın. Çünkü inanılır gibi değil…

“Suudi’ye Dünya liderimizin! karşı çıkması mı…Aklımızla dalga geçmeyin…!”

Yazarın Diğer Yazıları