Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

Halka nasıl yalan söylenir? Siyaset koçundan özel dersler

Bir grup takım elbiseli ciddi görünüşlü heyet uygun adımlarla Meclis komisyon salonuna girdi. Aralarından ince badem bıyıklı biri muhalefet milletvekillerinin oturduğu yere yaklaştı ve vekillerin elini sıkmaya başladı. Bazı muhalefet milletvekilleri zoraki gülümserken biri yanındaki gazeteciye döndü ve şu soruyu sordu; “Bu elimizi sıkan adam kim”. Gazeteci hafif gülümsedi ve yanıt verdi; “Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan”. Milletvekili çokta bozuntuya vermeden hafif gülümsedi ve kafasını sağa sola sallamaya başlayarak; “Şu Allah’ın işine bak” dedi ve sustu.

Bu satırlar bir romandan alınmadı. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda yaşandı. Komisyonda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bütçesi görüşülecekti. Ancak komisyonda bulunan (çoğu yeni) milletvekillerinin (iktidar partisi dahil) büyük bir çoğunluğu bakanı tanımıyordu. Tanıyanlar ise işi düştüğünden karayolları eski genel müdürü olarak biliyorlardı. Mehmet Cahit Turhan’dan önce; Fatih Dönmez’de gelmişti. Fatih Dönmez kimdi diye sorarsanız ki haklısınız çünkü (parlamento muhabiri olarak ben dahil) yine milletvekilleri bu bakanı tanıyamadı. Hatta komisyon odasına gelirken kapıdaki polisler bile yakasına baktı “kartı var mı” diye. Bu seçkin şahıs Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanıydı. Aslında biri iyi tanıyordu onu. Çünkü 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İGDAŞ’ta Etüt ve proje müdürlüğüne getirilmiş ve ardından Genel Müdür Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştı.  Görev yaptığı İstanbul’un belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Bakan Dönmez; yine badem bıyıklı, kendi halinde; “emir demiri keser” der gibi yürüyen bir bürokrattı.

Fakat Mehmet Cahit Turhan yani namı diğer “Ulaştırma ve Altyapı Bakanı” ilginç bir kişiydi. Trabzonluydu, KTÜ inşaat mezunuydu. 2002 yılında AKP iktidara geldikten sonra önce İstanbul Bölge Müdürü, 2003 yılında karayolları genel müdür yardımcısı, 2005-2015 arası karayolları genel müdürlüğüne getirildi. Türkiye’nin 2002 yılından sonra yapılan bütün duble ve otoyollar konusunda bürokrat olarak son karara o imza attı. 2015 yılında emekli olduktan sonra kendi döneminde ihalesi yapılan ve yapımına başlanan “Kuzey Marmara Otoyol Konsorsiyumuna” yani en büyük inşaat özel sektör kuruluşuna CEO yani yönetim kurulu başkanı olarak atandı. Ha bu arada söylemeyi unuttum; İnşaat mühendisi olan Mehmet Cahit Turhan bir ara Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı yaptı ve ardından “Danıştay Üyesi” seçildi. Şimdi İnşaat Mühendisinden Danıştay üyesi olur mu diyeceksiniz ama; Hayvanat Bahçesi Müdüründen TÜBİTAK’a yönetici atanmadı mı? Siz de ne kadar kötü niyetlisiniz!. Kalbinizi ferah tutun lütfen. Ne var yani İnşaat Mühendisliğinden Danıştay üyeliğine geçişte. “Hukukçu olsan ne yazar olmasan ne yazar” demişti bir büyüğümüz. “Beraber yürüdük biz bu yollarda…!”

Yani anlayacağınız Sarayın kabinesi buydu. Bir bürokrat kendi ihalesini yaptığı otoyolun inşaatını yapan şirketin CEO’su oluyor, oradan bıkıyor Cumhurbaşkanına Danışman oluyor, canı sıkılıyor Danıştay üyesi oluyor, olmadı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına getiriliyordu. Çünkü burası Türkiye.

Ancak daha ilginci vardı. Pazartesi günü Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bütçe görüşmeleri vardı. Bakanlık bütçe kesin hesap yani bakanlık bütçesi 58 milyar 81 milyon liraydı. Ancak herkesin heyecanla beklediği bütçede bir ayrıntı atlanmıştı, daha doğrusu hemen hemen yok sayılmıştı. Hatırlayın 16 Nisan referandumu öncesinde kıyametler kopuyordu. “Kanal İstanbul” projesi vardı. Türkiye hoplayacak, atlayacak, zıplayacaktı. Ardından 24 Haziran seçimleri geldi. Canlandırmalar yapıldı; kanaldan feribotlar geçiyordu, yan yana boncuk gibi dizilen yük gemileri çift taraflı fışkırtılan suların altından törenle ilerliyordu,  Türkiye para basıyordu, kanalın hemen yanında gökdelenler yüzlerce metre buğday başağı gibi göğü deliyordu, Türkiye adeta seçim propaganda filmlerinde uçurdukları “Anka Kuşu” gibi kanatlanıp kanalın üzerinden uçup gidiyordu. Uçamayanlar da bakıp bakıp “bizi kıskanıyordu”

Ancak herkesi bir sürpriz bekliyordu. 65 milyar liraya (Ulaştırma ve Altyapı  Bakanlığının mevcut toplam bütçesinden 7 milyar lira yani eski parayla 7 katrilyon lira daha fazla) çıkacak olan Kanal İstanbul projesi yapacak olan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçesinde görünmüyordu. Daha doğrusu tek sayfada “Asırların projesi” adı altında silik bir fotoğraf ve boğaz ile kanal arası garip bir canlandırma ile geçiştirilmişti.

Herkes şaşırmıştı. “Yap-İşlet-Devret” metoduyla yapılması beklenen “Kanal İstanbul”’a ne olmuştu? Neden Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bütçesinde ve hedeflerinde bu kanalın yapımıyla ilgili bir tek ayrıntı yoktu? Kanal İstanbul yoksa biz nasıl uçacak, hoplayacak, zıplayacak, köşe bucak koşacaktık. Gerçi hatırlarsınız belki 23 Temmuz 2018 tarihinde “bedelli askerlik” ile ilgili bir torba yasa görüşülürken arasına “Kanal İstanbul”’u bilinen, kurumlar ve kurullarda yer alan tüm prosedür ve ihale şartnamesinde devre dışı bırakacak bir düzenleme yapılmıştı. Torbaya; “Kanal İstanbul gibi su yolu projeleri başta olmak üzere büyük finansman ve teknolojiye ihtiyaç duyulan projelerde özel sektörün tecrübesinden ve sermayesinden yararlanılması, bu çerçevede rekabet gücünün arttırılarak maliyetin düşürülmesine yönelik olarak bu projelerin yap-işlet-devret modeli ile yapılması” gibi süslü cümlelerle sokuşturulmuş bu düzenleme el çabukluğuyla gözden kaçırılmıştı.

Ancak soru şuydu; Ulaştırma ve Altyapı bakanlığı yapmayacaksa bu projeyi kim nasıl yapacaktı. İhalesi, nasıl, kime ve hangi koşullarda verilecekti. Neden Ulaştırma Bakanlığı bu “Asırların Projesi”’ni tek sayfada hiçbir ayrıntıya girmeden verip geçmişti.

Biri yine bizi kandırıyor muydu! Diyeceğim ama artık tuhaf kaçacak. Siz en iyisi bir siyaset koçuna gidin ve “Üç derste;  Paraguay halkına nasıl yalan söylenir, Patagonyalılara nasıl gözü açılmamış sığırcık yavrusu muamelesi yapılır, balık hafızalı Papua Yeni Gine toplumuna hangi vaatlerde bulunulur” derslerine katılın.

Faydasını göremezseniz gelin boğazıma yapışın…

Faydasını görürseniz; “Beni sakın unutmayın…!!!”…”Din kardeşi olduğumuzu aklınızdan çıkarmayın…!

Yazarın Diğer Yazıları