Bulut Aydöner savunmasını yaptı: Benim ifadelerim başından aynı, tutuklatanların değişiyor!
İBB Davası neredeyse bir yılın ardından duruşmaların 9 Mart tarihinde başlaması ile Silivri'de devam ediyor. Türkiye'nin gözünün kulağının kesildiği davada tutukluların savunmaları başladı.
Dün Aykut Erdoğdu'nun savunmasının ardından bugün CHP PM üyesi Baki Aydöner'in kardeşi Bulut Aydöner savunmasını yaptı.
Aydöner yaptığı savunmada ilk günkü ifadesi neyse bugünkü ifadesinin de aynı olduğunun altını çizerken, tutuklanmasına neden olan kişilerin ifadelerinin sürekli bir şekilde değişmesini eleştirdi.
İBB davasında üçüncü gün gerginlikle başladı!
Aydöner tutukluluk sürecinde 3 defa koğuşunun değiştiğini, son olarak şu anda cinayet hükümlülerinin kaldığı koğuşta kaldığını söyledi. Aydöner beraatini talep etti.
Bulut Aydemir'in ifadesinin tamamı şu şekilde oldu:
CHP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ BAKİ AYDÖNER’İN KARDEŞİ BULUT AYDÖNER’İN 11 MART 2026 TARİHLİ SAVUNMASININ TAM METNİ:
İddianamede suçlandığım konularla alakalı, aleyhimde herhangi bir delil toplanmadığı için, ifadem sırasında bu suçlandığım konular üzerinden gideceğim. İsmim, biraz önce de beyan ettiğim gibi Bulut Aydöner. İstanbul Kadıköy'de, 1990 yılında doğdum. Doğduğum yıldan beri İstanbul Kartal’da ikamet etmekteyim. İki çocuklu bir ailenin ikinci çocuğuyum. İş insanıyım. Hasanoğulları DTM Otomotiv şirketinin kurucusu, sahibi ve yetkilisiyim. Ailem, yaklaşık 40 yıla yakın bir süredir İstanbul Kartal'da ticari faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu süre boyunca, gıda ve tüketim ürünleri üzerinden toptan ve perakende hizmet vermiş, ticari bir tanınırlığa sahiptir. Ailem ve şahsım, bugüne kadar gerek müşteriler gerek tedarikçiler gerekse kamu ve bankalar nezdinde herhangi bir hukuki ve ticari ihtilafa konu olmamış; ticari itibarını güven ve dürüstlük ilkeleri üzerine inşa etmiştir. Hasanoğulları şirketinin faaliyetleri, bu anlayış çerçevesinde devam etmektedir. Ve geçmişte herhangi bir sorun yaşamadan, devlete karşı tüm sorumluluklarını sadakatle sürdürmeye devam etmektedir.
Sayın Başkan, eğitim hayatımı tamamladıktan sonra, annem Zennur Aydöner’in şahıs şirketinde, 2008 yılında sigortalı olarak işe başlayıp, 2009 yılından sonra aile ticari faaliyetlerinde resmi ve aktif rol alarak bu faaliyetleri sürdürmeye başladım. Bu tarihten itibaren, ebeveynlerimin yürüttüğü gıda perakendecilik sektörünü süpermarket modeline dönüştürerek, bu büyüme evresinde devletin çok kıymetli desteklerini alarak, şirketimin büyümesine ve kurumsal adımlarla ilerlemesine katkı sağladım. Yine annem Zennur Aydöner’in şahıs şirketi adına, 2012 yılında gıdaya ek faaliyet olarak, Türkiye'nin önde gelen birçok markasının ikinci el otomotiv alım-satım faaliyetlerine katılarak ticaret alanlarımıza ilave kazanç kapıları yarattım. Bu faaliyetleri, dosyaya sunduğum ticaret sicil gazetesindeki faaliyet kolları eklenme tarihlerinden isterseniz teyit edebilirsiniz.
Sayın Başkanım, ben sözde mağdurun, tutarsız olduğu iddia edilen beyanları gerekçe gösterilerek tutuklandım. Bu delilsiz ve belgesiz beyanlar karşısında benim söyleyeceklerim, sadece birer iddia olarak kalmasın diye, hakkımdaki durumları tek tek belgeleriyle açıklayacağım. 2016 yılında ailemin uzun yıllardır oluşturduğu birikimleri, tecrübeleri ve en önemlisi müşteri portföyünü arz-talep dengesiyle ölçerek, yeni nesil kurumsal marka modellemesi adımları atmaya karar verdim. Ülkemizin en çok istihdam sağlayan, Avrupa’nın ve ülkemizin en ideal dayanıklı tüketim markasıyla görüşmeleri sağladım ve kısa sürede ilk stratejik konsept mağazamı Maltepe'de açtım. Bu görseller hem şahsımın hem de Hasanoğulları DTM Otomotiv'in yaptığı her işlemin faturalı ve resmi olduğunu; ödeme, alım ve satım süreçlerinin herhangi bir usulsüzlük olmadan ilerlediğini göstermektedir. Sunduğum dilekçenin eklerinde bunlar mevcuttur. Yine bu görüşmeleri yaptıktan sonra, İstanbul Anadolu yakasındaki ilk stratejik mağaza olmasından kaynaklı, Sabah ve Hürriyet gazetelerinde açılışın ertesi günü yapılan haber kupürleri de dosyada yer almaktadır.
Sayın Başkan, beyaz eşya sektörüne 2016’da adım attıktan sonra, 2019 yılına kadar gösterdiğim faaliyetler neticesinde, Arçelik Pazarlama A.Ş.'nin de güvenini kazanarak; İstanbul’un Pendik ilçesinde, en prestijli cadde üzerinde yeni konseptin en büyük katlı mağazasını açma konusunda teklif aldım ve anlaşma sağladım. Şahıs şirketi olmasından dolayı, diğer her işlemde olduğu gibi buranın kiralanmasından tüm resmi prosedürlerine kadar süreçleri vekaleten ilerlettim. Hatta bu Pendik mağazamda deneyimleme alanları olduğundan kaynaklı, birçok diziye ev sahipliği yapılmış ve dizi çekimlerinde sponsorluk görevi üstlenilmiştir. Ben şirketime bu kadar maddi ve manevi emek sarf ederken, bu emeğin bir tane sözde beyanla yok edileceğine kesinlikle inanmak istemiyorum. Yine ailemin ticarete devam etme kararımdan sonra, 2020 yılında Tuzla merkezli kendi şirketimi kurarak, Zennur Aydöner şahıs şirketinden Hasanoğulları DTM olarak kurduğum şirkete kademeli geçiş yapmaya başladım. Bu süreçten sonra Zennur Aydöner adına genişlettiğim süpermarket modelini devrederek, buradan elde ettiğim geliri, bayilik süreçlerinde sermaye olarak kullandım. Şirketin büyüme evrelerinde genç girişimcilik, KOSGEB, İŞKUR, sigorta indirimleri gibi devletten sağladığım birçok desteği ve Zennur Aydöner’in mali avantajlarını kullanarak, iki şirketin paralel şekilde büyümesini gerçekleştirdim.
Nihayetinde 2016 yılında tek bayiyle başladığımız bu yolculukta, 2025 yılı itibarıyla dört adet konsept bayisi olan kurumsal bir işletmeye sahip olduk. Bunlar güncel konsept mağazalarımızdır; burası merkez mağazam, burası ilk kurumsal strateji şubem ve burası da İstanbul'un en büyük katlı mağazalarından biridir. Bugün DTM firması, ilgili sektörde tanınan, güven değeri yüksek, 30'a yakın personeli olan; servis ve montaj gibi hizmetlerle birlikte toplamda 150 kişiye istihdam sağlayan ciddi bir ekmek kapısıdır. Türkiye'nin 81 iline toptan ve perakende beyaz eşya satışı gerçekleştirmekte ve ülkenin en çok çeyiz paketi satan bayileri arasında yer almaktadır. Bunlar, 2019 yılında başarılı çalışanlarımızın emeklerinden dolayı aldığımız başarı ödülleridir. 70.yıl anısına aldığım bu ödüller güven ve sadakatten kaynaklıdır; ayrıca uluslararası alanda Hasanoğulları'na katkı sağladığına dair Harvard adına verilmiş belgeler de mevcuttur.
Sayın Başkan, 2019 yılına kadar olan bu süreçten özellikle bahsettim. Çünkü ailemin ve benim tırnağımızla, alın terimizle, devlet destekli ve emek eksenli büyüttüğümüz bu çabalar hiçe sayılırcasına bir MASAK raporu dosyaya sunulmuştur Hasanoğulları’na geçiş aşamasındaki mal transferleri ve bu süreçte yürütülen para hareketlerinin hepsi olağan dışı hareketler olarak algılanmış. Bu rapor annemin şahıs şirketini ve geçiş evresini göz önünde bulundurmadığı için bu raporu tamamen reddediyorum. 2009 yılından itibaren bugüne kadar, ailemin ticareti bana devretmesinden sonra, bütün büyüme evrelerinin sunulduğu resimler yine dosyada yer almaktadır. Şimdi bu kısımları neden anlattım. Çünkü, şirket benim kendi şirketim. Emek endeksli büyüttüğüm ve uzun çabalar sonucunda belli bir yere getirdiğim nokta. Yani ben, iddianameler arasında talimatla hareket ettiğim konusunda en çok suçlamaya maruz kalmışım. Ondan kaynaklı bunların hepsini anlatma ihtiyacında bulundum.
Eylem 32’den başlamak istiyorum. Eylem 32’ye neden dahil edildim? Şimdi bahsettiğim gibi, ticaretimin bütün adımlarında, yani otomotiv alım satımları dahil, hepsini resmi bir şekilde, faturalı, tek bir kayıt dışı satışım dahil olmadan, düzgün bir anlayışla yaptığım için buradayım. Dünya malına tamah etmeden, herhangi bir harama yanlışa bulaşmadan küçük yaştan bugüne kadar gece gündüz çalışmış, işlerine yoğunlaşmaktan her türlü imkana sahipken, annesi ve babası yaşlı olduğundan kaynaklı, annesinin babasından evini ayırmamış, 30 yıldır aynı adreste annesiyle babasıyla ikamet eden kaçma şüphesi olan tutuklu Bulut Aydöner! Abim CHP'de üst düzey yönetici. Tarzı, siyasi düşüncesi, fikriyle açıkça belli olan bir kimlik. Ama o Baki Aydöner, ben Bulut Aydöner. Ne onun bana talimat verme gibi bir durumu söz konusu ne de benim ona bir talimat verme durumum söz konusudur. Sadece onun ve siyaset yaptığı mecranın, içinde bulunduğu, yaşamış olduğu durumdan kaynaklı, işinden gücünden uzaklaştırılan, tutuklanan, tutuklandığım günden beridir tek bir medya paylaşımı yapmadan, haber yaptırmadan… Yani Başkanım, yanlış anlaşılmasın. Siyaset, hamaset yapmıyorum. Sadece yaşadıklarımı tüm samimiyetimle, belgeleriyle gerçekçilikle ortaya koymaya çalışıyorum.
Esnafın partisi olmaz. Ben, kesinlikle ne mağazalarımdan içeri giren müşterilere ne çalışanlarıma ne de herhangi bir çevreme, ‘hangi partiye mensupsun’ diye kesinlikle bugüne kadar sormadım. Sormaya da ihtiyaç duymadım. Bugüne kadar tek bir haram bile karıştırmadığım şirketimin üzerine aldığı köhne, yolu olmayan, net sınırları dahi olmayan, yürüyerek ya da herhangi bir ulaşım aracıyla ulaşım sağlayamayacağınız, şirketimin adına aldığım iki arsa sebebiyle Eylem 32’ye dahil edildim. Sayın Başkanım, bu da suçlandığım, rüşvet olarak iddia edilen yerlerin konumu. Gördüğünüz gibi yerinde yani herhangi bir yolu, altyapısı, ulaşımı ya da yanında herhangi bir yerleşimi söz konusu değildir. Beko bayiliğinin yanı sıra, İstanbul genelinde özellikle ticari faaliyetlerimin yüksek olduğu, hakimiyetimin yüksek olduğu yerlerde, Şile'de, konut alanlarının sınırlı olması ve pandemi dönemiyle başlayan müstakil yerlerin tercih edilmesiyle birlikte, genelde villa yapılaşması olduğundan, Şile'de ve doğup büyüdüğü Kartal ilçesinde inşaat faaliyetleri yürütmekte. Hatta şu anda İstanbul Kartal'da, kat karşılığı kentsel dönüşüm projesi devam etmesine rağmen, her ne kadar azami çabayı göstersem de tutuklu olduğum bu süre zarfı içerisinde, benim dışımda diğer kat sahiplerine de mağduriyet yaratmaya başlamıştır.
Ticari faaliyetlerimin bir yanı sıra, Şile'nin hayatımızda olan bir manevi boyutu da vardır. 2013 yılında, babamın yazlık edinme… Yani şöyle; Anadolu yakasında yaşayan insanlar, genelde hafta sonlarını geçirmek amaçlı Şile'ye, Avrupa yakasında yaşayan insanlar da genelde Silivri bölgesini tercih ettiğinden kaynaklı, babam da o dönem, 2013 yılında Şile Çavuş Mahallesi'nde iki tane imarlı arsa alarak, mülk edinme çabasına girmiş. Bu, benim şirket büyüme evrelerimde, 2017 yılında, benim talebim doğrultusunda bu arsaları satarak, bana şirket sermayesine katkı olarak sağladı. Yine aynı şekilde, dosyanın içerisinde Hasan Aydöner'e ait, geçmiş ve mevcutta tapu kayıtlarını da sundum. 2010 yılında, 2020 yılı, 2021 yılı başında, Tuzla'da bulunan Şile'deki yatırımlarımı arttırmak amaçlı, site içerisindeki iki adet dairemi satarak, Şile Yaka Mahallesi'nde dört dönüme yakın bir arsa alıp, bunu 2022 yılında sattık. Sonra daha merkezi lokasyonda 1600 metrekare imarlı arsa bularak, buraya dört adet villa gerçekleştirdim. Ve 2024 Haziran ayında bu villaları da sattım. Bu da projemin olduğu görseldir.
Şimdi Sayın Başkanım, tam da bu noktada Taylan Danış ve Serbülent Danış’da başlayan olaylar silsilesi, maalesef onun tabii ki benim tutuklu bir sanık olmama vesile oldu. Olayların gelişme şeklini size ifade etmek istiyorum. Şile bölgesinde inşaata başlayacağım dönemde, iki tane beton santrali vardır. Bunların ikisinin dosyada isimleri yer almaktadır. Bunlardan kaynaklı, genelde üçüncü bir firma olmadığı için, tekel fiyat politikası uygulanır. Pazarlık söz konusu değildi. O dönemde şantiye şefim, İstanbul Çekmeköy yolu üzerinde bulunan Danış Beton firmasından teklif almış. Bu teklifi de yine imzalı olarak, 2021 yılına ait dosyamıza ekleyerek ilettik. Toparlanan teklifler sonucu, benim inşaat yaptığımın yan arsası, Şile'deki beton santralinin sahibi olduğundan kaynaklı, sanırım hırs yaptı ve en düşük fiyatı verdi. Ben, ondan satın almasını gerçekleştirdim. Bunun da faturaları mevcuttur. İsterseniz sonrasında dosyayı ibraz edebiliriz. Danış Beton’u öğrenme sürecim, maalesef bu şekilde oldu.
Sonunda projem bitti. Projem bittiğinden kaynaklı, Şile Belediyesi AK Parti yönetimindeyken, bütün proje usullerine uygun olduğu için, iskân işlemini tamamlayıp, eksiksiz bir şekilde satışa, satış bölümüne geçtik. Burada toprak sahibi olarak üç kişiydik. Bundan kaynaklı ortak kullanım, işte havuz vesaire alanları bir olduğundan kaynaklı, toplu satış kararı alındı. Bir de dolar kuru ve enflasyondan kaynaklı, yeni bir yatırım ortaya çıkana kadar acele edilmeme kararı alındı. Başkanım, ben Şile’de esnaf kimliğiyle ve ticari kimliğimle tanımıyorum. O yüzden de bir yer alırken, satarken birçok emlakçıya telefon açarak, fikir alışverişinde bulunuyorum. Şimdi bundan kaynaklı da ben bu yerin herhangi bir ticaretime zarar vermemesi amaçlı, satış yetkisini, Şile'de benim tanıdığım emlakçılığı üzerinden ilerletmeyip de diğer hissedarlar üzerinden ilerlettim. Bana herhangi bir telefon geldiğinde, satış konusunda yetkim olmadığını belirttim. Toprak sahiplerinden bir tanesi, Şile'de yer alan üç dört şubeli Aytemiz Emlak'la görüşmeye başlıyor. Bu Aytemiz Emlak da yani şu an ülkemizde bulunan Remax gibi üç dört şubeli, kurumsal, müşteri portföyü geniş bir emlakçıdır. Belli bir yol kat ediyorlar.
Şile bölgesinin tamamı, her gelişmişlikte değil. Şu anda birçok yeri, hala köy statüsündedir. Yani yolu, patika yoldur, işte altyapısı, doğal gaz vesaire bunlarda hala aynı gelişmişlikte yer almadığından kaynaklı, inşaat aşamasında oradaki hangi beton santraline giderseniz gidin, teklif aldığınızda, fiyattan önce, öncelikle proje alanına gelip altyapının, yolun genişliğinin vesairenin uygun olup olmadığına bakılarak fiyat teklif veriliyor. Şimdi inşaat yapımı esnasında da teklif alınan Danış Beton’dan Taylan Danış diye tanıdığım biri, bir gün beni aradı ya da mesaj attı. Geç bir zaman olduğu için tam hatırlamıyorum. Satılık villalarımızın olduğunu, yere hakim olduğunu, işte inşaata başlamadan önce orayla alakalı kendi şirketlerinden teklif alındığını vesairesini iletti. Ben de Danış Beton’dan olduğunu o şekilde idrak ettim. Sonra şirketlerinin o bölgede olduğunu, alacaklarına karşılık birçok arsaları olduğunu, bizim yerimizle alakalı takas, trampa yöntemine başvurmak istediğini vesaire… Yani çeşitli konuşmalar yaptık ve ben bunları yine her ihtimale karşı karar almamıza rağmen, diğer hissedarlara ilettim. Onlar da ‘kesinlikle nakit satalım, herhangi bir takasa girmeyelim’ diyerek, Taylan Danış’la işte görüşmelerimi sonlandırdım. Taylan Danış’a düşünmemiz gerektiğini söyledim, işte yerlerin belki mantığımızı yatacağını vesaire belirterek. Bana yedi sekiz tane parsel attı Başkanım. Kendilerine ait, tapulu kayıtlarını kendilerinin üzerinde olduğu yedi sekiz tane ayrı ayrı parsel attı.
Bana madem bu arsaları rüşvet olarak verdiğimi iddia ediyorlar… Şimdi günün sonunda bana attığı parsellerin içerisinde hangi parselin ipotekli olduğunu belirtmiyor. Ama seçtikten, beğendikten sonra, ipotek olan arsaların da olacağını ticaretin ilerlemesi durumunda bu ipoteği kaldıracağını söylüyor. Şimdi benim mantığım almadı. Yani rüşvet olarak verildiği iddia edilen bir yeri, zorunlu olarak tutulduğunu ve irtikaba sokmaya çalıştı ifadelerinden de belli.
Şimdi sizce rüşvet olarak, isteksiz olarak verdiği bir yeri, ipoteksiz, hiç uğraş içerisinde girmeden, ipotek çözdürmeye girmeden, satışa hazır bir yerleri mi bana sunması daha mantıklı, yoksa ‘kardeşim ben sana isteksiz olarak rüşvet veriyorum ama al benim elimdeki miktar bunlar; sen hangisini istersen işte ipotekli de olsa ben sana bu işlemi sonlandırıp rüşvet olarak vereceğim’ demek mi? O yüzden benim aklım çok almadı. Takdir sizin.
Şimdi takas süreciyle alakalı ilerledikten sonra, Taylan Danış, tabii bu bir buçuk iki aylık aşamada, iki üç kere beni böyle arayıp, sıkıştırma, adeta yerleri satmak için takla atma yarışına girmişti. Ardından emlakçı huzurunda, alım satım sözleşmesi yaptık. Başka bir ailenin dördüne birden talip olduğunu emlakçı üzerinden aldıktan sonra, alım satım sözleşmesi yapıldı. Bu alım satım sözleşmesi de yine dosyaya eklendi. Ben, proje sonrası, başta da belirttiğim gibi, ticaret faaliyetlerimin devam etmesini istediğimden kaynaklı… Ben zaten Şile'de satıldıktan sonra bir arsa, yani yeni bir inşaat yapacağım bir bölge arayışına girecektim. O yüzden de Taylan'a her ne kadar isteksiz gözüksem de kendi yerlerim satılana kadar, tabiri caizse, parayı cebime koyana kadar çok fazla yer konusunda sıcak baktığımı belli etmiyordum.
Bir de 2017 yılında attığı parsellere bakıp incelediğimde, arka plan araştırmasını yaptım. Çoğu hep yan yana parseldi. Yani benim satın aldığım parsellerin dışında, bana hangi parselleri attığını da isterseniz sunabilirim. Çünkü ben, yani kişisel veriden kaynaklı, hangi kimliğin hangi yerde arsası olduğunu nereden bilebilirim?
Çünkü kendisi bana takdim etti. 2017 yılında da benim şirket büyümem esnasında, babama, kendi talebimle sattırdığım arsaları da yerine koymak manevi borcu ödemek amaçlı, teklife arka planda sıcak bakıyordum. Sonrasında biz tabii alım satım sözleşmesi yaptık. Sözleşmeyi yaptıktan bir iki hafta sonra tekrardan beni aradı. İşte sözleşme yaptığımız yere talip olduğunu, bir sorun sıkıntı olmazsa, ay sonunda satışı gerçekleştireceğimizi, satışı gerçekleştirdikten sonra tekrar görüşebileceğimizi ilettim. Ve arsaların ne kadar ettiğini sorguladım. Dokuz, on milyon civarında olduğunu söyledi. Ama ben bir araştırma yaptığımda… O lokasyonda, biraz önce size resmiyle gösterdim, yani zaten bir yerleşke yok. En yakın yerleşkenin olduğu yerlerde de bitmiş yeni yapıda, satışa hazır villaların dokuz on milyon olduğu ilanlarını ona atarak, yere yüksek bir rakam istediğini belirttim. Son çeşitli pazarlıklar esnasında dört buçuk beş milyon bir teklif ettim. Beş buçuk milyonda da anlaştık Başkanım. Şimdi yerin altyapısı olmamasından kaynaklı, kısa vadede inşaat yapamayacağımın farkında olarak teklif veriyordum. O yüzden de fiyatı ne kadar aşağı kırabilirsem, benim için o kadar avantajlı bir pozisyon olacaktı. Tabii istediği fiyatın altında bir pazarlık olduğundan kaynaklı, kendisinin tapu masrafına karışmak istemediğini belli etti. Günün sonunda, yani onun da isteklerinin gerçekleşmesi gerekiyordu ki pazarlık bir yerde sonuca bağlansın. Bir şekilde pazarlığı yaptık ve beş buçuk milyona iki arsanın anlaşmasını sağladık.
Şimdi ödeme kısmına değinmek istiyorum. Bana, alacaklarına karşılık mahsuben aldığını belirttiğinden kaynaklı, ben, şirketlerin adına olduğunu düşündüm. Çünkü ben teminat olarak kullanacağımdan kaynaklı, ben de şirketimin adına alacaktım. Fatura süreciyle ve ödeme süreciyle alakalı kısmı konuştuğumuzda, arsaların bir şahısın adına kayıtlı olduğunu, o yüzden de şirket hesaplarına, şahıs hesaplarına karışmamasını istediğinden kaynaklı ve nakit ihtiyacından kaynaklı bu arsanın ödemelerini benden nakit bir şekilde talep etti. Başta da bahsettiğim gibi, pandemi döneminde bu tarz taleplerin artmasıyla alakalı nakit, tüm sektörlerde olduğu gibi inşaat sektöründe de çok önemliydi. Şu an hala daha günümüzde de nakit inşaat sektöründe oldukça kıymetlidir. Hatta yani bizim aynı benzer sektörde olduğumuz için Başkanım, yani bazen beton önden bağlantı yapılır. Bütün ödeme ürün teslim alınmadan firma yapılır ya da firma ürünü gönderir. Vade farkıyla beraber fatura kesip ödemesini sonrasında alır. Sonuçta benim de onunla uzlaştığı iki nokta vardır. Ben istediğim fiyata yerleri almaya çalışıyordum. O da birçok satamadığı, bir buçuk senedir ilanlarda olan, satamadığı yere alıcı bulmuştu.
Şimdi şunu da ifade etmek istiyorum. Ben, alacaklarına karşılık mahsuben alıp, sonra şahıs şirketi, yani şahıs adına arsalar olduğunu söyledikten sonra, satış öncesi avukatımı tekrardan aradım ve ödemeyi nakit istediğimi, ödemeyi nakit yaptığımda bu mahsuptan kaynaklı bir sorun yaşayıp yaşamayacağımı belirttim. O da yönetmelikte herhangi bir mevzuat değişikliği olmadığını, zaten olsa da tapu memurunun beni uyaracağını, banka ya da nakit ödemenin herhangi bir şekilde bir şey ifade etmediğini söyledikten sonra, daha rahat ve güvenilir bir şekilde işlemi gerçekleştirdim. Sayın Başkanım; biraz önce de belirttiğim gibi, Taylan bana arsa üzerinde ipotek olduğunu söylemişti. Ben de ipotek kaldırma esnasında şehir dışına çıkacağım için, yanımda sigortalı çalışan Ali Nihat Pervane'ye vekalet çıkararak şehir dışı programıma çıkmıştım. Mesaj ne zaman gelip gelmeyeceğini bildiğimden kaynaklı ve o sıkıştırma döneminden kaynaklı. Her ne olur ne olmaz diye vekaleti çıkarıp bırakmıştım. Başvurular, yani bütün ilk tapu başvurusu ve ikinci tapu başvurusu tamamen Taylan üzerinden yapıldı. Ben şirket evraklarımı, imza sirkülerimi ya da ikinci satıştaki vekaleten yapılacak vekalet bilgilerinin hepsini Taylan tarafından iletildi ve tapu başvurularını Taylan kendisi yaptı. İkinci tapu için tarih geldiğinde, tapu başvurusunu vekaleten yaptığı için, ben şirket yetkilisi olsam da başvuru nasıl yapıldığı için vekil olan kişinin gelmesi gerektiğini belirtti. Ben de Pervane’yi alarak Şile'ye gittim ve tapu satış işlemini gerçekleştirdim. İlk pazarlıkta anlaştığımız gibi, tapu işlemini gerçekleştirirken, ilk ödemeye karşılık, yani ilk arsaya karşılık 220 bin TL tapu harç ödemesi yaptım. İkinci arsaya karşılık da 208 bin TL yine aynı şekilde tapu harcı ödemesi yaptım.
Başkanım, diğer bir sorum; madem bu yerler rüşvet, madem bu yerler rüşvet olarak alınıyor, yalan bir şekilde arsa beyanlarını belli, beyan ediyor. Buna değineceğim ama rüşvet alınan bir yerin tapu masrafını ben neden kendi şirket hesaplarından ödeyeyim ki? Zaten hesap hareketlerine de bakılsaydı, benim günlük beyaz eşya satışlarımdan, post makinalarından yatan paraların hesaba toparlanıp tapu ödemelerinin o şekilde yapıldığı da görülecektir.
Kısacası iki tapu ödemeleri de sorunsuz yapıldı. Taylan, işlem sonrasında, ‘Biz seninle daha çok ticaret yaparız’ gibi bir konuşmaları da gelip, İstanbul'un hemen hemen her bölgesinde arsaları olduğunu belirterek, ‘Benim daha başka bir işlemim var’ deyip yanımdan ayrıldı.
Hatta Taylan'a yardımcı olmak amaçlı, bana Şile'de satın aldığım arsaların yanında, hatta komşuda olmasını istediğim arkadaşlarıma da birkaç kişiye iletmişliğim vardır diğer parselleri.
Sayın savcının iddianamede yazdığı, ‘tapu alınırken akit işleme anında hesaba havale veya EFT işlemi görülmemiştir tespitinin’ hukuka aykırı olduğu ortadadır. Çünkü tapu memuru, ‘parayı aldın mı’ diye sorar, imzalar öyle atılır. O gün devlet memuruna ‘satış esnasında satış bedelini aldım’ diyen Taylan Danış, ne hikmetse abisinin verdiği uydurma ifade ile kolluk kuvvetlerine ifade esnasında ‘satış bedelini almadık’ diyerek, her iki beyanında da yalan beyanı bulunmuştur. Bu da resmi tapu akitlerim. Burada beş buçuk milyon bedelle Hasanoğulları DTM İnşaat firmasının satıldığı, satış bedelinin naklen ve tamamen aldığı, alıcı ve satıcı tarafına bildirilmiştir. Beyan edilen değerin gerçek satış değeri olduğunu bildiklerini vesairesine devam edip, altına okudum, vekil olarak Taylan Danış, yetkili olarak Bulut Aydöner diyorlar. Ve beş tapu memurunu önünde imzalar atılmıştır.
Taylan'la alakalı resmi akitleri belirttim. Bu taşınmazların bir tanesi 1 Temmuz 2024’te vekaleten Serbülent, vekaleten Taylan Danış, alıcı ise şahsım. İkinci; 13 Ağustos 2024 tarihinde yine vekaleten Taylan Danış, alıcı ise bana vekaletten Ali Pervane'dir. Yani bu işlemlerin her ikisinde de beş tapu memurunun önünde, Taylan kısacası satış bedelini aldığını tasdik etmiştir. Çünkü akit memuru, taraflar arasında para alışverişinin tamamlandığına dair onay aldıktan sonra işlemi sonlandırır ve bu belgelere rağmen ‘para almadık’ demeleri düpedüz iftiradır. Benim ne abim Baki Aydöner ne de iddianamede adı geçen diğer şüphelilerle ne de eylemde adı geçen diğer sanıklarla herhangi bir irtibatım, talimat almam söz konusu değildir. Benim işlem boyunca muhatap olduğum tek bir memur vardır, o da tapu memurudur Sayın Başkanım.
Şimdi bu genel şirket ve Taylan Danış'la Sergülen'le alakalı anlatımları neden bu kadar detaylı değindim? Şirketimin evrimini size anlattım. Yani ben, bugün Türkiye'de önde gelen kurumsal markayı temsil etmek ve dört ciddi bir lokasyonu teslim etmekteyim. Yani ben Koç Holding tarafından sık sık denetleniyorum. Bir şeyi sattığım zaman, bunu neden sattığımı, bir şey aldığım zaman bunun sermaye kaynağı sorulur bana. Çünkü şirket sermayesi daralmaması ve tabelanın zarar görmemesi amaçlı, sürekli holding tarafından denetlenen kurumlarız. O yüzden de bu arsaları, benim yani bu kadar kurumsal ve emek endeksli büyüttüğüm şekilde bir talimat doğrultusunda bahsedilen rakama, yani şirket hacmimin çok çok altında olan bir rakama alınan arsaları, talimatla kendi şirketimin üzerine alıp, şirketimin ve emeğimi hiçe saymak imkansızdır Başkanım.
Şimdi Serbülent Danış ila Tayland Danış'ın verdikleri ifadedeki çelişkilere, gerçeğe aykırı olarak vermiş olduğu ifadeleri gün yüzüne daha net çıkarmak istiyorum. Şimdi benim yargılandığım davaya ilişkin olarak verdiği ifadede, sadece doğru iki kısım var Başkanım. Yani bozuk saat bir günde iki defa doğruyu gösterir misali. Serbülent diyor ki ‘Ben Bulut Aydöner’i tanımıyorum.’ O beyanı doğru. İkincisi de benim şirketimin tamamen unvanı noktasına virgülüne kadar vurguladığı kısım. Şimdi biri beni tanımadığı halde, şirketimin unvanını net bir şekilde beyan ediyor. Bunun dışında olan bütün kısımları hayretle okudum ve okumakla kalmadım, yalanlarını ispatlayacak şekilde avukatlarıma aracılığıyla klasörlerce belge temin ettim. Şimdi Serbülent Danış, yalan bir beyanla beni tutuklattı. Bugün onun yalanlarını da gün yüzüne çıkartmaya çalışacağım. Şimdi tapu sürecinde benimle hiç muhatap olmamışken, konu hakimiyeti yürürken benimle ilgili her detayı biliyor olması, ilk ifadesini de hatırlamayıp, abim Baki Aydöner’i sonra ikinci ifadesinde hatırlaması size de ilginç gelecektir diye tahmin ediyorum.
Abim tutuklandıktan sonra, ikinci ifade olarak Serbülent Danış, 17 Haziran'da ifade veriyor. Sonra abim Baki Aydöner ifadeyi çağırılıyor ve bir sabah gözaltına alınarak, benim ifadem alınarak, ben de tutuklanıp Silivri Cezaevine gönderiliyorum. Hem de hayatımda görmediğim, tanımadığım, hiçbir şekilde irtibat kurmadığım Serbülent Danış'ın beyanlarıyla… Hiçbir belge kanıt olmadan. Peki benim işlemleri baştan sona muhatap olarak aldığım, tanıdığım, ilerlettiğim, başvuruları satış esnasında tamamen pazarlıkları, yani aklınıza gelebilecek her işlemleri yaptığım kişi Taylan Danış ne zaman ifade veriyor? Ben tutuklandıktan iki ay sonra! Şimdi Sayın Başkanım, yani dün 12 yıl avukatlık yaptığınız da belirtildi. Yanlış anlamadıysam. Şimdi noter huzurunda abisinin verdiği süresiz ve tam yetkili, TC hudutları içerisinde olan genel bir vekaleti var. Yani bu vekaletin içerisinde, parayı benden istediğinde, benim araç alım satımından kaynaklı vekalete dikkat ettim, ödeme kısmını vekil tayin edilen kişinin alıp alamayacağı ibaresine de dikkat ediyorum. Ki bu yetkililer de tam anlamıyla Taylan'la beraber üç kişiye verilmiş. Şimdi bunlarla alakalı Taylan Danış'ın benden iki ay sonra ifadesi alınıyor. Yani normalde bir ortada iftira ve iddia var. Bu iddiaya karşılık muhatap hem abim hem ben alınıyorum. Şimdi doğal olarak işlemi yapan bir de ortada ikinci kişi var ama bu kişinin ifadesine başvurulmadan benim tutuklamam gerçekleşiyor. Benie aynı anda ifadesi alınması gereken Taylan Danış tutuklanmadan, yani resmi daire tapu satışını yapan kişiye sorulmadan tutuklanıyorum ve hala da tutukluluğun devam etmekte.
Şimdi siz saygıdeğer mahkemede soruyorum: Yani bu benim yaşadığım tutuklanma süreci, benim bu kadar süredir cezaevinde olmam sizce de normal midir? Ben tabii ki Serbülent Danış'ın ismini, akit memuru esnasında ‘Serbülent Danış'a vekaleten Taylan Danış’ olarak duydum. Ama Serbülent’in kim olduğunu, tutuklandıktan sonra, cezaevi sürecinde daha net net bir şekilde öğrendim. Ne zaman ki savcılık gizliliği kaldırdı, dosyadaki belgelere ulaşabildim; o zaman anladık ki Serbülent Danış, kardeşini kurtarmak için günah keçisi olarak beni seçmiş. Şimdi kendisinin, yani burası en önemli kısımlardan bir tanesi, ihaleye fırsat karıştırma suçundan firari olduğunu öğreniyorum gizli kalkınca. Üçüncü dalga operasyonunda evinde bulunmadığına dair dosya içerisinde evrak var. 30 Mayıs 2025 tarihinde abim Baki Aydöner gözaltına alınıyor. 3 Haziran'da tutuklanıyor. Serbülent Danış, bu tarihte sanırım tutuklama korkusunun verdiği, hiç hatırlamadığı olayları birdenbire hatırlayarak, sayın savcıya ifade vermeye gidiyor.
Şimdi 17 Haziran ifadesine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bu tarihte eylemde adı geçen kişilerden Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş, 19 Mart tarihinde, abim ise Baki Aydöner 3 Haziran'da tutuklanmıştı. Serbülent, etkin pişmanlık ifadesini, tamamen kendi özgürlüğü ve benim tutuklanmam için iftira atarak gerçeğe aykırı bir şekilde beyan oluşturmuştur. Afaki, uydurma beyanı dışında dosyada herhangi bir delil olmadan, Taylan'la aynı durumda olmama rağmen, ifadesine dair başvurulmadan, kaçma ve delil karartma şüphesiyle tutuklamaya sevk ediliyorum. Oysaki kaçma şüphesi olan biz değildik sayın Başkanım. Şimdi burada Taylan Danış ve Serbülent Danış, evli olduklarını ve çocukları olduklarını beyan ediyorlar. Ve bir ifadesinde operasyon yapılacağı bilgisinin Baki Aydöner’e geldiğini belirtiyor. Şimdi burada ikisinin de evli ve çocuklu olmalarına rağmen, mernis adresleri aynı adres. Yani ikisinin evi de bağımsız olmasına rağmen, ikisi de demek ki bu ihaleyi fesat karıştırma ya da usulsüzlüklerini bildikleri için, tedbir amaçlı kendi gerçek adreslerinde değil de ortak adresleri tercih etmişler. Abim Baki Ayöner ise 30 Mayıs sabahında evinde gözaltı ve yakalama kararı varken, Ankara'da olduğunu ifade ediyor. Vakit kaybetmeden aynı saatlerde yola çıkarak, Vatan Emniyet'e kendisi teslim oluyor. Teslim olduğuna dair tutanak da yine dosya içinde mevcuttur.
Ben de abim tutuklandıktan sonra hiçbir yere zaten kaçmadım. Aynı şekilde günlük rutinlerime devam ettirerek, hayatıma devam ettim. Zaten kendi evimde gözaltına alındım. Oysaki Danış kardeşler, evli olmalarına rağmen aynı adreste kendilerini göstermişlerdir. Mayıs 2023 tarihinde adresi bulunmadığı için firari olduğuna dair tespit tutanağı da yine aynı şekilde dosyada mevcuttur. Yani benim hiçbir şekilde kaçma ihtimalim yok, kaçma ihtimalim de olmamıştır Sayın Başkanım. Kaçanlar ve kaçma ihtimali olanlar, maalesef şu an özgür bir şekilde; tutuksuz ve kelepçesiz bir şekilde ifade vermeye geleceklerdir. Biz, ticari ve manevi olarak kayıp yaşarken, onlar şirket unvanlarını değiştirip, bizlerin vebalini taşıyarak, günlük yaşantılarına ve maneviyatlarına şu anda devam etmektedirler. Hangi ara gidip teslim olduğu, hangi ara uydurma ifadeyle hangi dosyadan etkin pişmanlık verdiğiyle ilgili kısımlara yine dosya kapsamı sayesinde vakıf oldum.
Şimdi Başkanım, Serbülend Danı, 2020 yılında İBB Yol Bakım Müdürlüğü'nden ihale alıyor ve bu ihalede usulsüzlük yaptığı tespit ediliyor. Kendi içlerindeki üç şirketle birlikte hareket ettikleriyle alakalı bilirkişi raporu, yine aynı şekilde tarafımızdan dosyaya sunuldu. Bilirkişi raporunda; işlemlerin ihaleye fesat karıştırma suç unsurları taşıyor olabileceği kanaatine ulaşıldığı şeklinde görüş bildirilmiş. Oradaki üç şirketle alakalı avukatlarım daha sonra değinme yapacaktır. Şimdi Serbülend’in ihaleye fesat karıştırma suçundan dosya kapsamında 17 Haziran'da verdiği ifadede açık çelişkiler bulunmaktadır. Bunları da yine Eylem 32'den değil ama farklı bir dosyadan bularak temin ettik. 6 CD’lik iddianamenin içerisinde yer almaktadır. Serbülend Danış, ilk ifadesinde diyor ki, 'Yapmış olduğum işlerin karşılığı olarak kimseden herhangi bir menfaat temininde bulunmadım.’ Yine ifadesinin devamında ihalelerle ilgili prosedürün nasıl ilerlediğini, ödeme süreçlerini ve muhatap olduğu kişilere varana kadar her şeyi doğru ve usulüne uygun bir şekilde anlatıyor. Sonrasında ikinci ifadesinde ise ekonomik olarak zor durumda olduğunu, arsaları devretmek zorunda kaldığını beyan ediyor. Bu beyanlar kesinlikle yalandır. Ekonomik olarak zor durumda olmadığı, Vatan Emniyet’teki ifadeleri ve tarafımızca düzenlenen hesap hareketlerinde 5 milyar TL'nin üzerinde bir işlem hacmi olduğuyla, zaten tahkikat evrakının içerisinde yer almaktadır. Ben ticaretimi, şirketimi ve kazancımı belgeleriyle açıklarken; zor durumda olduğunu beyan eden birinin hesabından geçen tutar, ciddi anlamda hayret vericidir. Yani özellikle 5-6 milyar TL hesap hareketi bulunan bir kişinin, zor durumda olduğunu beyan edip rüşvete bulaştığını iddia etmesi benim açımdan hiç inandırıcı değildir. Hem Taylan Danış’ın hem Serbülend Danış için MASAK rapor alınması sayın mahkemenizin takdirindedir.
Sayın Başkan, dosyada görüleceği üzere bu arsaları 2023 yılının başında Şile Belediyesi'nden alacağına karşılık mahsuben aldığı noktada; belediye buraları 4,5 milyon TL ile satışa çıkarıyor ve o da 4 milyon 750 bin TL'ye bu arsaları satın alıyor. Bu işlemin gerçekleşme süresi 2023 yılının Ocak ayı, yani 2022 sonu ile 2023 başıdır. 2024 yılında bu arsaları bana devrettiğinde, arsa bedelinin 25 milyon TL olduğunu beyan ediyor. Yani sizce bir senelik süre zarfında belediyeden 4 milyon 750 bin TL'ye alınan bir arsanın 12 ay içerisinde 25 milyon TL olması hayatın olağan akışına aykırı değil midir? Sayın Başkanım, bu belgeler Şile Belediyesi'nin o dönem Resmi Gazete'de yayınladığı arsa satış bedelleridir. Yani sadece benim satın aldığım arsa değil, birçok arsa mevcuttur ve bunların yarısından fazlasının alacaklarına karşılık mahsuben alınan yerler. Arsalarla ilgili diğer bir yalan beyanı ise, biraz önce bahsettiğim gibi arsanın değerinin 50 milyon TL olduğuna yöneliktir. Arsaların görsellerini size göstermiştim Sayın Başkanım; yolu olmayan, herhangi bir altyapısı ve ulaşımı bulunmayan bir yerin tanesinin 25 milyon TL olması şaşkınlık vericidir. Ben konumunu daha iyi göstermiştim; 4 adet 1600 metrekare villayı 45 milyona satarken, onun beyan ettiği arsaların bir tanesinin 25 milyon TL olması hiç inandırıcı değil. Neden 50 milyon TL diye beyanda bulunuyor? Çünkü o dönem, belediyeden alacaklarının 500 milyon TL olduğunu beyan etmesiyle birlikte, bir senaryo oluşturması lazımdı. Firari ya da gözaltında olduğu süre boyunca, serbest kalabilmek için bu senaryoya istinaden hareket etti. O süre zarfı içerisinde muhtemelen araştırdı; ortaya 'sistem' denilen bir şey atılmıştı, o da buna benzetme yaparak alacaklarının %10'una tekabül edecek şekilde 50 milyon TL değerini uydurdu. Ama ihale bedeli 1 milyar TL olduğundan aslında yanlış ifade vermiş; ihale bedeline göre arsanın değerinin 100 milyon TL olması lazımdı.
Arsaların Serbülend'in alacaklarına karşılık değiştiğini belirtmesine rağmen, ihaleyi iki firma adi ortaklık çatısı altında alıyor. Yani o ihaleye fesat karıştırma dosyasındaki üç şirketten ikisi kendisine ait, diğeri ise Akser firmasıdır. Dosyaya sunduğu sözleşmede Akser firmasıyla ortak aldığı belirgin bir şekilde görülmesine rağmen, bu firmadan hiç bahsetmiyor. Ortak yapılan bir iş ve ihale var, ödeme alamadığını iddia ediyor ama nedense tek mağdur kendisi. Akser firmasının sahipleriyle alakalı ortada ne bir mağduriyet ne de alınmış bir ifade var.
Yine dosyaya sunduğumuz belgeler ve ifade detayları incelendiğinde; Taylan Danış'ın hiçbir vasfa sahip olmadığı, şirkette yetkili olmadığı tarzında bir profil çiziliyor. Oysa Taylan'ın ifadesinde kendisinin şirketin finans koordinatörü olduğu belirtiliyor. Şirketin can damarı olan finans koordinatörlüğü yaptığına ve daire alım-satımı yaptığına dair ifade başlangıcı var ama bu kısım iddianameye eklenirken nedense kesilmiş; iddianamede yer almıyor ama kolluk ifadesinde mevcut. Taylan, abisinin verdiği ifadedeki detayları hatırlamazken, benimle alakalı işlemlerde ne hikmetse hiçbir şeyi karıştırmıyor. Serbülend ifadesinde diyor ki: 'Kardeşim Taylan şu numaralı hattı kullanır, ifadesi alındığında beni doğrulayacaktır. Benim söyleyeceklerimi noktasına, virgülüne kadar teyit edecektir.' Ama Taylan maalesef o konuda başarı elde edememiş.
Serbülend, yine 17 Haziran 2025 tarihli ifadesinde, ilk satışa şirketinden yetkili bir personelin geldiğini söylüyor. Her şeyi hatırlıyor ama o yetkili personelin kardeşi Taylan Danış olduğunu söylemekten imtina ediyor. İfadesinde benimle ve işlemlerle alakalı her şeyi hatırlarken, ikinci satışla ilgili kısmında ise ne şirketten bir yetkilinin ne de kardeşi Taylan Danış'ın geldiğini beyan ediyor. İki işlemde de benim geldiğim iddia ediliyor; oysa ilk işlemi şahsen, ikinci işlemi ise vekaleten yaptırdığımı zaten belgeleriyle size sunmuştum. Neden Taylan'ı gizlemekten imtina ediyor? Çünkü ben tutuklanana ve kendisi tahliye olup özgürlüğüne kavuşana kadar sürecin uzamaması gerekiyordu. Eğer ilk ifadesinde iftiracı olduğu ortaya çıksaydı veya Taylan Danış'ın ifadesine başvurulsaydı süreç uzayacaktı. Bu yüzden zaman kaybı olsun istemedi; bir an önce dışarı çıkmak için bu senaryoyu hazırladı. Diyor ki: 'Abim işte ne olduğunu bilmediğim bir şekilde beni aradı, işte Bulut denen bir şahsı yönlendirdi, işte bana bir vekalet verdi ve arsa satmam gerektiğini söyledi.' Şimdi Sayın Başkanım, Taylan’ın işlem yaptığı vekalet, yine dosya içerisinde mevcut. Arsaları aldıktan 3 gün sonra, yani araya Cumartesi-Pazar giriyor, aslında ilk iş gününde vekalet çıkarıyor. Yani ben arsayı almadan 1,5 yıl öncesinden T.C. hudutları içerisinde genel bir satış vekaleti zaten mevcut. Ama Taylan ifadesinde; rüşvet pazarlığı yapılmış, rüşvet pazarlığından sonra o işlem için sadece vekalet verdiğini beyan ediyor. Yani vekaletname kısacası yeni tarihli değil, buraları satma niyeti olduğu zaten başından beri belli.
Bahsettiğim gibi; Taylan buranın satışı için, yani 1,5 yıldır satamadığı için beni de o ticari pazarlık aşamasında alıcı olduğumu sezinlediğinden kaynaklı yerleri satmak için adeta takla attı. Yani benim çalıştığım gayrimenkul ofisinden ben yerlerle alakalı bilgi toplarken hatta çalıştığım kişiler bana 'Emin misin? Burası Tayfuroğlu Emlak ve Dr. House’tan uzun süredir satılmıyor, işte rakamları çok yüksek vesaire' diye beyanları da mevcuttur. Şimdi Başkanım, madem Serbülent Danış ve Taylan Danış mağdurlar, zorla bir rüşvet alınmış, şimdi kendilerine baskı yapıldığını iddia ediyorlar... Tapu hala şirketimin üzerinde. Aradan bir sene, bir buçuk sene geçmiş, hala da üzerinde, hiç el değiştirmedi. Neden bir yıl boyunca bu insanlar sessiz kaldı? Yani Ekrem İmamoğlu’na daha önceden operasyon yapılacağı bilgisinin geldiğini söylüyor. 19 Mart’ta operasyon gerçekleşiyor. Madem hiçbir şey yapamıyor -ki zaten operasyon yapıldığı tarihte Serbülent belediyeye karşı bütün ihalesini ve iş bitirmesini tamamlamış, yani aradan 4-5 ay gibi bir süre geçmiş, taahhüdünü yerine getirmiş- madem böyle bir zorlama var, Şubat ayında operasyon yapılacağı bilgisi geliyor, zaman aşımı yaratıp elinde bir koz tutsaydı ve mağduriyetini giderseydi. Ya da bunu da mı düşünmedi?
19 Mart’taki operasyon sonrası gidip kendisi savcıya nasıl ikinci ifadesini, abisi tutuklandıktan sonra ifade veriyor, gidip savcılığa kendisinden 'Ya böyle bir operasyon var ama ben de mağdurların arasındayım' deyip neden bu durumu mesela kendiliğinden ifade etmedi de başka bir dosyadan ihaleye fesat karıştırma suçuyla yakalanıp, tutuklanıp, gözaltına ya da ev hapsi her neyse bu işlem gerçekleştikten sonra bu aklına geliyor, mağdur olduğu aklına geliyor ve gidip ifade vererek benim tutuklanmama sebep oluyor? Bir de Sayın Başkanım, yani bunların hepsini hani basit görsek bile arsaların değerinin 50 milyon TL olduğundan bahsediyor. Yani bugün 50 milyon TL benim için de sizin için de, bu salonda bulunan birçok kişi için de çok ciddi bir rakam. Yani bu unutulacak bir rakam değil. Yani 50 milyon TL’lik rüşvet verdiğini iddia ettiği bir yer var, aradan süre geçiyor hiçbir şekilde hatırlamıyor, hiçbir şekilde aklına gelmiyor ama işlem yapılalı bir sene bir buçuk sene olmuş; benim ismim, şirketim, bütün ıvır zıvır yani bilmesi ve bilmemesi gereken bütün gereksiz detayları benim hakkımda, şirketim hakkında biliyor Ama ne hikmetse 50 milyon TL’lik rüşvet verdiği arsa hiçbir şekilde aklına gelmiyor. Yani bu senaryo bence çok inandırıcı değil ama ben bunlarla alakalı maalesef 10 aydır tutuklu bir şekilde beklemekteyim.
Taylan’ın, Pendik mağazaya beyaz eşya bakmak için geldiğini savcılık ifademde de ben kendim belirtmiştim. Yani benim 3 günlük Vatan ve 1 günlük Çağlayan sürecinde baştan sona ne ifade verdiysem şu anda da ifadelerimin tutarlı bir şekilde devam ettiğini düşünüyorum. Ama Taylan’la Serbülent’in ifadeleri, beyanları sürekli bir çelişki yaratmaktadır. Ben zaten baştan beri ne amaçla yan yana geldiğimizi savcılık ifadesinde de, burada da ifade etmek istiyorum. Şimdi mağaza lokasyonlarını belirtmiştim Sayın Başkan, insan sirkülasyonunun çok hızlı olduğu lokasyonlar, bütün lokasyonlar. Özellikle Pendik Çarşı’nın herhangi bir yerinden çarşı içerisine giriş yapan bir kişinin tek çıkış noktası benim mağazamın önündeki caddedir. Yani başka Pendik Çarşı’nın herhangi bir çıkış lokasyonu yok. Şimdi bunlardan kaynaklı da benim Serbülent, Taylan ya da Ahmet, Mehmet’le alakalı değil, birçok suç kaydı olan kişiyle alakalı da HTS ve baz vermem mümkündür. Çünkü benim mağazamın hemen önünde 500 araçlık Pendik Belediyesi’nin otopark alanı var, hemen arkamda da İSPARK’ın 300 araçlık otopark alanı var. Yani çarşıda herhangi bir ihtiyacı olan bir kişi aracını bırakıp benim mağazamın önünden maalesef geçmek zorundadır. O yüzden benim sinyal vermem gayet doğaldır. Ama ben zaten mağazaya bir kere geldiğini de kendi beyanlarımda ilk baştan beri beyan ediyorum.
Şimdi Taylan beyaz eşya bakmak için tekrar yanıma geldiğinde, yani arsaların konularını açarak... Şimdi yani o tekrar beyaz eşya bakmak için geldiğinde neden açtığını çok daha iyi anlıyorum. Ticaretim olsa, devam etseydi ben şu an çok daha büyük bir kumpasın içerisinde olacaktım. Bunu bu süreçte net bir şekilde anladım. Yine 7 Kasım 2025’te savcılık soruşturma aşamasında almış olduğum 2 adet arsa üzerine el koyma kararı verildi Başkanım. Yani ben 8 Temmuz’da gözaltına alındım, 12 Temmuz’da Silivri’ye sevk edildim ama 7 Kasım 2025’te arsaların üzerine el koyma kararı konuldu. Ben bu arsaları ne amaçla aldığımı ve ne şekilde aldığımı zaten detaylarını biraz önce size açıkladım. Bedelini ödeyerek aldığım bu arsaların üzerine el koyma kararı ticaretime ciddi anlamda zarar verdiği gibi teminat amaçlı kullanmama da engel olmaktadır. Zaten 7 Kasım tarihine kadar el değiştirmek isteseydim ya da bir mal kaçırma peşine girseydim bunu çok rahat bir şekilde yapardım.
Yani bu aşamadan sonra benim ne delil karartma ne de herhangi bir kaçma şüphemden bahsetmek mümkün değildir Sayın Başkan. Benim elimde 2 adet kapı gibi tapu var. Yani bunları alırken 5 memur önünde zaten imza attığımı belirtmiştim. Resmiyet tartışılmaz olan bu işlemin üzerine tekrar resmiyet kazandırılması mümkün değildir. Dediğim gibi elimde tapularım varken neden bunlar geçersizmiş gibi hareket edeyim, neden senet düzenleyip yırtayım? 1 Temmuz ve 13 Ağustos 2024 tarihli tapu resmi sözleşmelerinin birini asaleten, diğerini ise vekil aracılığıyla gerçekleştirdim. Ben yıllardır gayrimenkul ve araç alım satım işi yaptığımı belirtmiştim. Tapu evrakı bir yalancının yalanlarıyla nasıl geçersiz hale gelebilir Sayın Başkan? Şimdi eylem 30’a değinmek istiyorum. İddianamede, yani soruşturmada gizlilik kararı olduğu için benim tek bir konuyla alakalı ifadem alındı, o da biraz önce bahsettiğim eylem 32. İkinci eylemle alakalı ben gizlilik kalktığında eylem 30’da adımı gördüm ve çok büyük bir şaşkınlık yaşadım…
Ama yine de kısa bir beyanda bulunmak istiyorum. Şimdi Melek Köse yengem olur doğru. Zaten orada da belirtmiş, Baki ve Bulut Aydöner'in yengesidir diye. İki tane kız çocuğu var. Bu daireyi yengem Melek Köse'nin kendisine ait. Yani alındığı vesaire de zaten mevcuttur. Eğer savcılık aşamasında Melek Köse'ye sorulmuş olsaydı, bunu zaten kendisine bana sorulmadan beyanını gerçekleştirecekti. Ben bu kadar ticari yıl içerisinde faaliyet gösterirken, bir tek müşteriyi bile mağdur etmiyorken, tutup da işte bir kamu kurumunu, yani KİPTAŞ'ı nasıl dolandırabiliyorum, buna çok akıl sır erdiremedim. Ben önce size satmış olduğum villaları göstermiştim. Yani ben zaten kendim inşaat yaptığımı beyan ediyorum ve projelerimi de gösterdim. Yani benim bu projenin içerisindeyken 1+1 daireyi tutup da televizyon gibi bir durumum söz konusu değil. Eylem 30’da yengem ev sahibi olduğu için şüpheliyim. Eylem 32'de kendi şirketimin adına arsa aldığım için şüpheliyim. O yüzden hani herhalde gayrimenkul alımı satımı yapmak ülkemizde suç olarak nitelendiriyor. Ama ben maalesef bunlara rağmen tutukluyum ve olağan bir tutukluluk süreci geçirmedim sayın Başkan. Şimdi 244 gündür tutukluyum. Abim 287 gündür tutuklu. İlk çocuğuna uzun ve meşakkatli bir uğraşlar sonucu sahip olan ailem söz konusu. Yine aynı şekilde çocuklarına kavuşmayı bekliyorlar. Bu süreçte, ayda sadece bir kez sarıldılar ve haftada bir kez cam ardından 45 dakika sesimizi duyabildiler. Annem her sabah beni akşam işten eve dönecekmişim gibi uğurlarken, 8 Temmuz sabahı evden gözyaşları içerisinde uğurlamak zorunda kaldı. Bu bir annenin evladını belirsizliğe uğrama şekliydi. Ne yazık ki annem babam bu acıyı bir kez değil tam üç kez yaşadılar sayın Başkanım. Bir kez abimin tutuklanma anı. Diğeri de benim tutuklanmam.
Evet hiçbir gerekçe gösterilmeden iki kez maalesef tutuklandım. 8 Temmuz 2025 tarihinde sabah 6'da polisin uzun zile basmasıyla sadece annemin ve babamın panik hallerini hatırladığım bir durumda. Gözaltına alındım. Üç gün vatan süreci, ardından bir gün Çağlayan süreciyle 11 Temmuz'da örgüt üyeliği ve rüşvet alma suçuyla tutuklanarak Marmara Kapalı Cezaevi infaz kurumuna getirdi. Her ay sadece ticari faaliyetlerinden kaynaklı şüpheli olarak görüldüğümü. İftira atıldığını anlatabilirim diye tutukluluk incelemelerinde heyecanla bekleyerek zaman geçirdim ama maalesef bu çok fazla mümkün olmadı. Her ay düzenli dilekçelerimi vererek sabırla sükunetle süreci beklemeye devam ettim. Şimdi başkanım 30 Ekim'de tutukluluk incelemesi yapıldı. Sonra bir hafta arayla 6 Kasım'da tekrardan tutukluluk incelemesine alındık. Normalde bize 28 -30 günde bir yapılacağı söylenmişti. Ben odaya gittiğimde bütün İBB'yle alakalı tutukluların orada olduğunu gördüm. Ve bundan beş gün sonra da iddianamenin hazır olduğu duyuruldu.
Ancak iddianamede benim ismim hiçbir şekilde yer almıyordu. Yani şüpheli olarak bile iddianamede benim ismim yer almıyordu. Avukatların işte ilgili heyete giderek tutuklu olduğumu ama iddianamede yer almadığımı belirttiler. Görevli arkadaşlar da soruşturmanın tekrar devam ettiğini, işte iddianamede yer almayan kişilerle alakalı bir bilgi paylaşamayacaklarını beyan ettiler ve biz yine sükunetle belirsizlik içerisinde bekleyişimize devam ettik. 4 Aralık'ta ise tutukluluk incelemesi yapılacaktı. Ben katılamayacağımı dilekçe içerisinde avukatlarımın mahkeme salonuna hazır olduğunu belirttim. Ve saat 6 gibi avukatım görüşüme gelerek tahliye olduğumu söyledi. Ama bu tahliye maalesef gece saat 12.30'a kadar tahliye müzakeresi cezaevine ulaşmadı. Bu süre zarfında annem babam maalesef 6 saat dışarıda, soğukta beklemeye devam ettiler. Kurumun yazısı ulaştığında ise tahliye olduğumu, ancak hakkımda yeni bir yakalama kararı olduğu ifade edildi. O yüzden de serbest bırakamayacaklarını, jandarma gelene kadar işte burada bekleyeceğimizi belirttiler.
Benim sicilim girene kadar tertemizdi ki hala tertemiz. Herhangi bir polis, herhangi bir savcı yani adli yüzü görmedik, ailece görmedik. Hani cezaevinde acaba bir suç mu işledim vesaire bilmem ne diye öyle bir anlamsızca soru işareti oluştu. 5 Aralık'ta ise jandarma geldi bizi teslim aldı. En yakın ilçe Jandarma Komutanlığına götürüldük ve SEGBİS'te Çağlayan Adliyesi’ne bağlandık. Şimdi mahkeme hakimi, duruşmaya bağlana kadar neden yakalama kararı olduğunu bilmeden, cezaevinde suç işlemiş düşüncesini içimden atamadım. Çünkü yani neden ben diye sorguluyordum. Şimdi Sayın Başkanım, burada 105'e yakın tutuklu kişi bulunmakta. Gerçekten de beni tanıyan yoktur. Buna eminim. 3-4 kişiyle bir tanışıklığımız var. Bu da Çağlayan ve Vatan sürecinde gözaltı sürecimizde hastaneye git gel ve burada adli cezaevi içerisinde avukat kabinlerinde karşılaşmamız dışında herhangi bir kişiyle benim bir tanışıklığım yok. Çünkü aynı alanda da değiliz. Yani ben tamamen kendi ticaretimde, kendi dünyamda olan bir insanım. Sonra Başkanım, mahkeme hakimi, tahliye olduktan sonra yeni bir delinin dosyaya eklenmediğini ancak hakim kararı ile rüşvet alma ve örgüt üyeliği olma suçlarından hakkımda yeni bir tutuklama kararı verildiği açıkladı. Şimdi ben örgüt üyesi olarak tutuklanmıştım! Bunu ilk savcıyı da zaten tutuklama esnasında benim herhangi bir şekilde kimseyle yani tanışıklığım olmadığını belirtmeme rağmen, örgütü üyeliğimden iddianame sonrası düşürülmüştüm. Yani artık örgüt üyesi değildim. Ama tekrar tutuklamamda benim tahliyeme gerekçe gösterilen sebepler tekrardan şüphe unsuru oluşturmuş. Aynı gerekçelerle hakkımda yeni bir delil olmadan aynı suçlardan ikinci kez tutuklamama sebep oldu.
Avukatım ve ben uzun uzun savunmamızı yaptık ama maalesef yine sonuç değişmedi. Cezaevi süreci içerisinde devam etmekteyim. Cezaevine döndüğümde üçüncü koğuş değişikliğinde sıfırdan başladığım bir süreci tekrardan yediden adapte olmaya çalıştım. Maalesef aynı koğuşuma da vermediler. Tekrardan sıfır bir düzen oluşturduk. Ben tutuklandığımdan beridir sayın Başkan 35 kişilik koğuşlarda 60-65 kişi olarak günümüzü geçiriyoruz ve ona göre yatıp kalkıyoruz. Maalesef cinayet koğuşunda kalıyorum. Kaldığım kişilerde birçok böyle kader mahkumuyla suçsuz günahsız insanlar olmasına rağmen annesini, babasını, eşini, çoluğunu çocuğunu katletmiş kişilerle bir arada günümü geçiriyorum. Tabii bunlar annelerinden babalarından bahsederken, benim sadece anne ve babamın en son hatırladığım, gözü yaşlı ve panik durumları gözümün önüne geliyordu. Bir yandan da bunların içerisinde iddianameyi okuyup bugün huzurunuza savunma hazırlığı yapmaya çalışıyordum. Şimdi bu olumsuzlukların hiçbiri iddianame neden düzenlenmiyor konusu kadar beni tereddütte bırakmıyordu. Ben unutulduğumu çünkü alakam olmadığını söylüyorum. Unutulduğumu düşünüyordum. Bir yere yerleştiremediler herhalde diyordum.
Ki zaten eylem 30'da da ben karıştırıldığımı düşünüyorum. Yani eylem 30'a gerçekten de hiçbir şekilde anlam veremedim. Tam 22 gün sonra ek iddianame düzenlendiğini öğrendim hakkımda. İddianamede sadece benim adım yazıyordu. Başka hiç kimsenin adı yoktu. Ek iddianamede yer alan suçlara diğer suçlara göre, yani diğer suçlarda olduğu gibi yine yabancıydı. İrtikap ve kamu kurumlarını dolandırma suçları yazıyordu. Şimdi ben her iki tutukluluğumda da rüşvete acılık ettiğim konusunda suçlanıyordum ve bu yüzden tutukluydum. Avukatıma sordum yani. Bu suçlamayla bu suçlama farklı. Ben hangisinden tutukluyum? Ya da her ikisinden de mi tutukluyum diye. Şimdi kamu kurumu dolandırıcılık suçundan da bugüne kadar hiç ifadem alınmadı. Örgüt üyeliğinden tutukluydum ama örgüt üyeliğinden düşürülmüştüm, olmadığım da ortaya çıkmıştı. Yani kısacası tutuklandığım suçları iddianamede olmamasına rağmen tutukluluğun bir türlü sona erdirilmedi. En azından hakkında bir iddianame vardır. 9 Mart 2026 tarihinde hakim karşısına çıkabilecektim. İnsan hiç yargılanacağına sevinir mi Sayın Başkan? Ben maalesef belirsizlik ortadan kalktı, yargılanacağım diye bu belirsizliğini ortadan kalktığı için sevinçliydim. Şimdi Yüce Türk yargısı karşısına çıkmak için sabırsızlıkla bekledim. ve nihayetten aynı suçlardan sanırım bu salonda tek kişi olarak, tek sanık olarak aynı suçlardan iki kez tutuklanan bir kişi olarak. Şu an huzurunuzda ifade etme fırsatı yakaladım.
Melek Köse'nin yengem olması dışında kendisiyle hiçbir şekilde alakam yoktur. Eylem 32 hakkında ise söyleyeceğim son şey; daha önce ifade ettiğim üzere, ticari faaliyetlerim kapsamında iki adet arsa satın almam gerekçe gösterilerek şirketim ve buna bağlı olarak şahsım eylem 32’ye dahil edilmiştir. Oysaki benim, eylemde sanık olarak gösterilen diğer kişilerden Baki Aydöner'in ağabeyim olması dışında hiç kimseyle bir bağlantım veya irtibatım söz konusu değildir. Hiyerarşik bir ilişki kapsamında bir talimat almam söz konusu değildir, olamaz da. Hasanoğulları DTM, benim kendi kurduğum ve kendi emeğimle var ettiğim şirkettir; ağabeyimin Baki Aydöner’in bu şirketle uzaktan yakından hiçbir ticari bağlantısı yoktur. Yine onun siyasi hayatı benim ticari hayatımı, benim ticari hayatım da onun siyasi hayatını kesinlikle hiçbir şekilde bağlamadı, bağlayamaz.
Hakkımda düzenlenen iddianamenin değerlendirme aşamasında; mağdur Serbülend Danış'ın beyanlarının tutarlı olduğu ve icbara maruz kalması nedeniyle iki taşınmazı suç örgütü üyesi olduğu iddia edilen Baki'nin kardeşi Bulut'a, yani şahsıma devretmek zorunda kaldığı yazılıdır. Sunduğum beyanlar ve belgeler doğrultusunda, Danış'ın beyanlarının artık tutarsız olduğunun açık bir şekilde ortaya çıktığını düşünüyorum. Sayın mahkemenizin yapmış olduğu suç duyurusu neticesinde de Serbülend Danış'ın mağdur değil bir sanık olduğu netleşmiş ve kendisi dosyaya sanık olarak eklenmiştir. Hakkımda isnat edilen suçların hiçbirini kabul etmiyorum. Taşınmazları hukuka uygun ticari faaliyetlerim kapsamında satın aldığımı tekrar beyan ediyorum. Taşınmazlar hâlâ Hasanoğulları DTM şirketinin üzerine kayıtlıdır. Baki Aydöner'in ağabeyim olması dışında; kök iddianamede adı geçen hiçbir şüpheliyle, eylemle veya diğer sanıklarla irtibatım, tanışıklığım ve herhangi bir bağlantım kesinlikle bulunmamaktadır. Bu sebeple örgüte yardım etme suçu asla söz konusu değildir.
Serbülend Danış, ihaleye devam edebilmek ve şüpheli olduğu dosyada izini kaybettirmek için şirket unvanını değiştirmiştir; şirket unvanını değiştirdiğine dair Ticaret Sicil Gazetesi yine dosyada mevcuttur. Bununla da kalmayıp Sayın Başkanım, soruşturma devam ederken —yani ihaleye fesat karıştırma soruşturması ve mevcut soruşturma sürerken— 4 Şubat 2026 tarihinde, yani yeni tarihli ek iddianame düzenlenip sanık konumuna düştükten sonra şirketinin unvanının yanında merkez adresini de değiştirerek bir belirsizlik yaratmaya çalışmaktadır. Ben, ölünceye kadar babamın adına kurduğum şirketle aynı şekilde ticari faaliyetlerimi sürdürmeye devam edeceğim. Çünkü benim alnım ak; hesabını veremeyeceğim hiçbir eylemim olmadığından gizlenme ya da bir şeylerin üzerini örtme ihtiyacı duymuyorum, bu yüzden kaçınacağım tek bir husus dahi yoktur. Yüce Türk yargısına olduğu gibi Allah'ın adaletine de inancım tamdır. Üzerime atılan bu iftiranın doğru olmadığını bir kez daha vurgulayarak, siz değerli heyetin vicdani kanaati doğrultusunda öncelikle tahliyemi ve sonuç olarak beraatimi talep ediyorum. Adaletin tecellisine sonsuz inandığım gibi beni dinlediğiniz için size ve tüm salona teşekkür eder, yüce mahkemeye saygılarımı sunarım.