Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Yazarın Diğer Yazıları

Cumhurbaşkanı-IV ‘Kore tipi’

Güney Kore, Kore Savaşı’nın sona erdiği 1953 yılından 1987’ye kadar, 34 yıl diktatörlerce yönetilmiştir. Bunlar içinde Park Chung-hee’nin özel bir yeri vardır. 1961 yılında darbeyle yönetime gelen ‘Baba’ Park 18 yıl iktidarda kalmış, Kore’yi demir yumrukla yönetmiş, ama tümüyle yıkılmış olan ülkeyi ekonomik bir ‘mucizeyle’—ve Amerikan askeri ve ekonomik yardımıyla—ayağa kaldırmıştır. Bu yüzden, muhafazakar kesim ve orta-yaş üstü Koreliler gaddar diktatörü bir ‘kahraman’ olarak görürler. Karısı, 1974 yılında bir Kuzey Koreli tarafından öldürülmüştür. Karısınınki gibi, Park’ın ölümü de sıradışıdır.

Park Chung-hee, 1979 sonbaharında, Kore Merkezi İstihbarat Teşkilatı (KCIA) Başkanı, koruma müdürü ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’yle, sarayda akşam yemeğine oturur. O dönem adet olduğu üzere, masada iki de genç kadın vardır; biri şarkı söyler, diğeri yemek ve içki servisi yapar. Bir münakaşa başlar, KCIA Başkanı Kim Jae-kyu tabancasını çeker, Park’ı ve koruma müdürünü öldürür. Silah sesine koşan cumhurbaşkanlığı korumaları da, kapının dışında bekleyen KCIA elemanları tarafından öldürülürler. Genel Sekreter kaçarak kurtulur.

Kim yargılanır ve bir yıl sonra asılarak idam edilir. Olaya karışan diğerleri de ya asılırlar, ya da kurşuna dizilirler. Kore, sekiz yıl sonra ‘şekli’ demokrasiye geçer.

Park’ın kızı Park Geun-hye, babasının ölümünden 34 yıl sonra Kore Cumhurbaşkanı seçilir. Hiç evlenmez. Ama Park’ın öksüz-yetim kızının 2017’de yolsuzluk ve görevini kötüye kullanmaktan parlamento tarafından önce görevden uzaklaştırılması ve dokunulmazlığının kaldırılması, sonra da tutuklanması bir çok Koreli için kabul edilmesi zor bir trajedi olur.

Sadece Park Geun-hye değil, Kore’nin son yedi devlet başkanı da yolsuzluklara karışmışlar ve soruşturulmuşlardır. Son kırk yıldır, yolsuzlukla mücadele ‘sözü’ vererek göreve gelen cumhurbaşkanlarının yolsuzlukla mücadele (!) hikayeleri ibretliktir.

Bunlardan, halen hayatta olan dördü, Chun Doo-Hwan (1980-1988), Roh Tae-Woo (1988-1993), Lee Myung-bak (2008-2013) ve Park Geun-hye (2013-2017), yargılandılar. Halen hayatta olmayan Kim Young-Sam (1993-1998) ve Kim Dae-Jung (1998-2003) hakkında doğrudan dava açılmadıysa da, oğulları ve akrabaları ‘nüfuz ticareti’ yapmaktan mahkum oldular. Cumhurbaşkanı Roh Moo-Hyun (2003-2008) ise, görevden ayrıldıktan bir yıl sonra, karısı ve yakın akrabaları kanalıyla ‘rüşvet almaktan’ soruşturma başlatılınca, bir uçurumdan atlayarak intihar etti.

Eski askerler Chun Doo-Hwan ve Roh Tae-Woo, 1980’ler ve 1990’larda görev yapmışlar, mahkum olmuşlar, ama sonraki cumhurbaşkanları tarafından affedilmişlerdir. (İt iti ısırmaz derler..) Ama, Park Geun-hye 2017’de, Lee Myung-bak geçtiğimiz Mart ayında tutuklandılar, halen hapisteler. Bu iki cumhurbaşkanının icraatlarına bakıldığında, yolsuzlukta ve kanun tanımazlıkta hayal gücünün sınırlarını zorlayan yol ve yöntemlere başvurdukları görülür.

Kore’deki yolsuzluk mekanizması aslında çok basit.. Ayrıcalıklı küçük bir azınlık, siyaset ve iş dünyasıyla, hiçbir ahlaki ve hukuki kural tanımadan, sadece ‘kendi çıkarları’ için her türlü ‘anlaşmaya’ giriyor. Çok uluslu, ama ‘ailelere’ ait ‘Güney Kore’ şirketlerinden (Bunlara Kore dilinde chaebol deniyor) siyasi kayırma ve destek karşılığı rüşvet alınıyor. Tezgahları işletmek için, danışmanlar, çocuklar, damatlar, eş-dost, onların kontrolundaki vakıflar, hatta tarikatlar ve dini cemaatlar kullanılıyor. Ama hep kapalı devre, Mafya gibi..!

Lee Myung-bak, yedi çocuklu fakir bir aileden gelip 35 yaşında Hyundai’nin üst düzey yöneticisi, 2002 yılında Seul Belediye Başkanı, 2008’de de Güney Kore Cumhurbaşkanı oldu.

Lee yönetimi, 2009 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nde 18.6 milyar dolarlık nükleer santral inşa ihalesi kazanmıştı. Sonradan, bu ihaleyi BAE’ye [İran’la] bir çatışma halinde ‘askeri’ olarak yardım etme, asker gönderme sözüyle aldığı, hatta bu maksatla Kore Anayasası’na aykırı olarak bir askeri ittifak antlaşması imzaladığı anlaşıldı. (Elbette, petrol zengini Arap şeyhleriyle böyle askeri anlaşmalar yapan, hatta askeri üsler kuran herkes mutlaka kirli tezgahlar veya meşkuk menfaatler çerçevesinde bunları yapıyor demek değildir.)

Aynı yıl, Kore’nin en yüksek gökdelenini inşa etmek isteyen bir inşaat firmasına, Seul yakınlarındaki Seongnam Hava Üssü’ne olan yaklaşma yolunu kapatacağı, askeri uçakların iniş kalkışlarında kaza riskini artıracağı için 15 yıldır verilmeyen izni, Başkan Lee Myung-bak geciktirmeden verdi. (Demokrasilerde çare tükenmez; hava üssünün pistinin açısı, dolayısıyla yaklaşma istikameti değiştiriliverdi..! Maksat, ülke kalkınsın.)

Lee, milli istihbarat teşkilatı KCIA’yı rakiplerini ve siyasi muhalifleri fişletmek ve onları medyadan uzak tutmak için kullandı. 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce, Güney Kore Siber Savaş Komutanlığı 79 sözleşmeli-subay statüsünde uzman işe aldı, ama bunlar—‘başkomutanın’ talimatıyla—Kuzey Kore’ye karşı değil, ‘muhafazakar’ aday Park Geun-hye’nin siyasi rakibi ‘liberal’ Moon Jae-in (şu andaki Kore Cumhurbaşkanı) aleyhine siyasi karalama kampanyası yürütmek için kullanıldı. Lee, istihbarat teşkilatına Kuzey Kore’ye yönelik operasyonlar için tahsis edilmiş ödenekten 1,7 milyon doları da kendi hesabına geçirdi. (Cumhurbaşkanı olmadan önce, 1994-2006 döneminde, özel sektörde ve Seul Belediye Başkanlığında, kanun dışı olarak çeşitli maksatlarla kullanılmak üzere, 33 milyon doları aşan gizli fonlar oluşturduğuyla ilgili ayrı bir dava daha var.)

Yerine gelen Park—Babasının ‘kızı’—boynuz kulağı geçer misali, Lee’yi geçti. Kendi atadığı KCIA direktörleri, ‘istihbarat’ görevleri için bütçelerine konmuş ödeneklerden toplam 3.8 milyon doları Cumhurbaşkanlığı’na aktardılar. (Bu tür transferler sanki Kore adeti olmuş.)

Park’ın rüşvet tezgahında, sırdaşı (!) olan, tarikat bağlantılı bir hanımın, Choi Soon-sil’in kilit rolü vardı. Daha önce annesi öldürülen Park, babası da öldürüldüğünde 27 yaşındadır. Park’a, Choi’nin bir şaman tarikatı lideri olan babası psikolojik destek (!) verir. Zaman içinde iki kadın arasında yakın bir dostluk gelişti ve Choi, hiçbir resmi sıfatı ve görevi olmamasına rağmen, cumhurbaşkanlığı sarayında etkin bir konuma geldi. (Choi Soon-sil’i, Çarlık Rusyası’nın son günlerinde, saraydan savaş yönetimine bile karışan Rasputin’e benzetenler vardır.) Bayan Choi, bu konumunu kullanarak, kendi yönetimindeki kamu yararına (!) vakıflara milyonlarca dolarlık ‘bağışlar’ alıyor, kızının prestijli üniversitelere ‘torpille’ kabul edilmesini, hatta sınavlara girmeden yüksek notlar almasını sağlıyor. Samsung’un, sadece Cumhurbaşkanı’nın ‘sırdaşının’ kızının yurtdışında binicilik eğitimi alması için ödemeye zorlandığı para 3 milyon doların üzerinde.. Hatta at bile hediye (!) ediyor. Elbette, ‘Al gülüm ver gülüm’ dünyasında, Samsung da—başkaları da—karşılığını alıyorlar, yoksa niye bu bağışları (!) yapsınlar.. Herhalde tamamen duygusal (!) nedenlerle değil..

Park’ın, chaebollerden aldığı rüşvetler 21 milyon doları, onları ‘sırdaşının’ vakıflarına bağışa zorladığı miktar da 71 milyon doları aşıyor.

Lee ve Park örnekleri, Kore’nin yolsuzluk tarihinin ve bu yolsuzlukların akıl almaz boyutlarının bu yazıya sığdırılabilen küçük bir parçası.. Bunun nasıl mümkün olabildiği ve bu kadar uzun zaman sürdürülebildiğinin açıklanması gerekiyor—ki ders alınsın..!

Güney Kore’deki, cumhurbaşkanlarının geleneksel olarak merkezde olduğu yolsuzluk olgusu üç boyutlu: kültürel, sosyo-psikolojik ve kurumsal..

Yolsuzluk ve hırsızlık mekanizmalarının, uzun yıllar aksaksız işlemesi çok basit—ama son derece yoz—bir sosyal kurguya, ilkel bir ön kabule, temelsiz bir varsayıma dayanıyor: rüşvet ve sair haksız menfaat temini yoluyla zenginleşme, yöneten ‘büyüklerin’ doğal, geleneksel hakkı olarak görülüyor—ya da yakın zamana kadar öyle görülüyordu. Kore’nin otoriter geçmişinden gelen, kronik ‘sadakat ve teslimiyet’ hastalığı kendisini, devletin en üst seviyelerinde ‘yolsuzluk’ illetinin sıradanlaşması, rüşvet almanın ve menfaat temininin, adam kayırmanın doğal görülmesi şeklinde gösteriyor. ‘Ne var ki bunda?’ denip geçiliyor.. Yani rüşvet, aslında bir semptom..

Bu hastalıklı ‘hak’ algısı o kadar güçlü ve o kadar içselleştirilmiş ki, Park, ‘suçsuzluk’ duygusu (!) ve haksızlığa uğradığının öfkesi içinde duruşmalara bile katılmadı. Devleti şahsi mülkü, insanları tebası, kendisini dokunul(a)maz, hatta ‘tanrısal’ gören bir haddini bilmezlik..

Konunun sosyo-psikolojik boyutu, Kore’nin yakın tarihinden geliyor. Milyonlarca Korelinin ölümüne, ülkenin baştan sona yıkımına sebep olan savaş 65 yıldır hala bitmiş değil—sadece ateşkes var—ve dünyanın en acımasız, megaloman sülalesinin yönettiği Kuzey Kore’nin nükleer tehdidi orada duruyor. Yöneten azınlık, Kore Savaşı’nın travmasını ve devam eden tehdit algısını, kurnazca, sinsice ve ahlaksızca istismar ediyor. Kendilerini devletle, şahsi çıkarlarını da ülkenin ulusal çıkarlarıyla özdeşleştiriyorlar. Bu yüzden insanlar, olanı biteni görmelerine rağmen, sineye çektiler.. ‘Yiyorlar ama iş yapıyorlar, bizi Kuzey Kore’den koruyorlar’ dediler.. (Öyle olmadığı, ancak ‘yiyiciler’ iktidardan gidince anlaşılabildi.)

Kurumsal boyuta gelince; devlet kurumlarındaki tüm yöneticilerin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atandığı bir siyasi sistemde, atamaları yapan kişinin merkezde olduğu yolsuzluk tezgahlarının soruşturulması elbette mümkün olmuyor. Burada ‘Ekim 1979’ olayının etkisi de var. Cumhurbaşkanının ‘istihbarat şefi’ tarafından vurulmuş olması kalıcı travma yaratıyor. Korkuyorlar ve atamalarda sadece ‘kişisel sadakati’ öne alıyorlar.

‘Pekiyi, ne oldu da bu açmaz çözülebildi, ne değişti’ diye sorarsanız, halk uyandı, devreye girdi.. Ülkeyi bu noktaya, ‘Mum ışığı devrimi’ olarak anılan kitle protestoları getirdi.

Burada, kolektif sosyal öğrenmenin rolü önemli ve belirleyiciydi. Rüşvete ve yolsuzluklara, kötü yönetime tepki bir anda gelişmedi. Hepsi ‘yolsuzlukla mücadele’ vaatleriyle gelen ama her biri maaile yolsuzluklara bulaşan cumhurbaşkanları deneyimi halkı eğitti, ‘demokrasinin’ anlamını öğretti. Uzunca bir süre, ‘Kuzey Kore’ tehdidi insanları susturmak ve sindirmek için işe yaradıysa da bir süre sonra, “Niçin hem bizi koruyan, hem de devleti soymayan insanları bulamıyoruz, seçemiyoruz?” diye sorgulamaya başladılar. Değişim böyle geldi..!

Kore cumhurbaşkanlarının hazin hikayesinde herkes için bir ders vardır—elbet alınırsa.. Ama unutulmamalı ki, tarihinden miras hastalıklı ‘biat ve teslimiyet’ kültürüne saplanıp kalmış tek ülke Kore değildir. Üstelik onlar, herşeye rağmen, bu kısır döngüyü kırdılar, kırabildiler.

Kore’yi ‘kalkındıran’ eski diktatörün kızı olması, belki Park Geun-hye’ye bir dokunulmazlık sanısı vermişti, koşulların değiştiğini algılayamadı. Geçtiğimiz ay (Nisan 2018) rüşvet, ihtilas, vergi kaçırma, zimmete para geçirme suçlarından 24 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Cumhurbaşkanı Moon’un Park’ı affetme yetkisi var, ama bunu yapmayacağını, yetkisini Park için kullanmayacağını ilan etti. Park 66 yaşında ve uzunca bir süre hapiste kalacak, belki de orada ölecek.

Cumhurbaşkanıyla olan yakınlığını kişisel çıkarları için kullanan ‘sırdaşı’ yirmi yıla ve 12 milyon dolar para cezasına mahkum oldu. Başdanışmanlardan biri benzer suçlarla altı yıl ceza aldı. Rüşvet veren bir chaebolun yönetim kurulu başkanı iki-buçuk yıl hapis cezası aldı. Bir başkasının (Samsung) yöneticisi beş yıla mahkum oldu—ama bir yılda çıktı.

Şüphesiz cumhurbaşkanlarından, karıştıkları yolsuzlukların hesabının sorulmasının sembolik önemi çok büyük. Ama asıl önemli olan, onlar üzerinden, yozlaşmış bir siyasi sistemin, yolsuzluğu adeta ‘kutsayan’ sapkın bir siyasi kültürün bütünüyle sorgulanıyor olması.. Duruşmaların canlı yayınlanması Kore’deki değişimin kalıcı olacağına işaret ediyor. Kore halkının %80’i Lee hakkında yürütülen adli kovuşturmayı destekliyor.

Lee Myung-bak, bugün 76 yaşında.. Yirmi farklı suçtan yargılanması halen devam ediyor. Suçlamaların tümünü reddediyor, hepsinin Park hükümetini devirmek (!) için uydurulduğunu iddia ediyor. “Bu hukuki bir dava değil, darbe teşebbüsüydü” diyor. Ama, öyle görünüyor ki, o da hayatının kalan kısmını cezaevinde geçirecek..

Kore’nin ‘cumhurbaşkanları’ deneyimi, devr-i sabık tartışmasına ışık tutucu, öğretici olabilir..

Devam edecek..

Yazarın Diğer Yazıları