Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Yazarın Diğer Yazıları

Cumhurbaşkanı-II ‘Luiz Inácio Lula da Silva’

Brezilya’da, 1891’den beri ‘başkanlık’ sistemi vardır.

Ülkenin otuz beşinci başkanı ‘Lula’ da Silva, hayata 1945 yılında Pernambuco eyaletinde yaşayan yoksul—ama yine de sekiz çocuklu—bir çiftçi ailesinin son çocuğu olarak başladı. Aile, Lula daha yedi yaşındayken, iş bulma umuduyla büyük şehre göç etmek zorunda kaldı. Yoksulluk Lula’yı okulu bırakıp ailenin geçimine katkıda bulunmak için sokaklarda ayakkabı boyamaya, seyyar satıcılık yapmaya zorladı. (Sadece okumayı öğrenebildi..) Sonra metal işçisi oldu ve sendikaya girdi, orada yükseldi. Brezilya İşçi Partisi’nin (Partido dos Trabalhadores, PT) kurucuları arasında yer aldı.

Başkanlık için üç kez aday oldu. Ama her seferinde, ‘yoksul ailenin, görgüsüz ve eğitimsiz çocuğu’ imajı önüne çıktı. Lula’yı başkanlığa yakıştıramadılar. Sonunda 2003 yılında, 58 yaşında ‘Başkan’ oldu. Diğerleri o kadar gözden düşmüşlerdi ki ‘bu sefer de farklı birini göreve getirelim, belki bizim halimizden anlar’ diyen halk onu seçti. Solun bu başarısında (!) öncekilerin başarısızlığı kadar, Brezilya’da 1964-1985 yılları arasındaki askeri yönetime duyulan tepkinin de rolü vardı. (Bu ilk zaferinde orta direk ve liberallerin payı %50’ydi.)

Lula, 2003-2010 yılları arasında iki dönem ‘başkanlık’ yaptı. ‘Sorumlu’ ve mali yönden güvenli, pragmatik bir siyaset benimsedi, başlangıçta şeffaf ve dürüst bir yönetim sergiledi, Brezilya’nın imajını ve kredi notunu yükseltti. Döneminde Brezilya ekonomisi, milyonlarca insanı açlık ve yoksulluktan çıkartacak şekilde, imrenilecek bir gelişme gösterdi, dünyada yükselen ve önde gelen ekonomiler arasına girdi. (Belki bu bağlamda, 2002 yılında iktidara gelip Kemal Derviş’in zaten hazır olan programına sahip çıkan ve Arap sermayesini, Avrupa Birliği desteğini arkasında, ABD’yi de yanında bulan AKP ile mukayese edilebilir.)

İktidardaki—benzetmek gibi olmasın—son senesi olan 2010’da Brezilya yüzde 7.5 büyüdü. Bir ‘solcu’ için sıradışı, çok önemli bir başarı sağladı. Ancak her şey göreceliydi. Öncesi o kadar kötüydü ki, ilkokulu bile bitirememiş, diplomasız Lula, bir kesime, ‘siyaset ve ekonomi dahisi’, bulunmaz Hint kumaşı gibi göründü. Ama gerçek, yok olana var hükmü vermez.

Lula ülkeyi etkin olarak yönetebilecek kadroları bir türlü toplayamadı. Vasat, düşük profilli insanlarla çalışmayı tercih etti. Ne o ‘diğerlerine’ tahammül edebildi, ne de diğerleri ona.. Kendi eğitimsizliği, eğitimli insanlarla arasında hep bir uçurum olarak kaldı. Başta eğitim olmak üzere, yapısal reformlar yapıl(a)mayınca, sanal ekonomik saadet zinciri çöktü ve geniş kitleler kendilerini Lula öncesinden daha da beter durumda buldular. Bunu, zorunlu olarak halkın ‘Lula taraftarları’ ve ‘muhalifler’ olarak bölünmesi, popülist söylemlerle toplumun ‘üretici’ kesimlerinin ‘üretmeksizin dağıtımdan yararlananlarla’ karşı karşıya getirilmesi ve parlamentodaki muhalefetin—her yola başvurarak—devre dışı bırakılma teşebbüsleri izledi.

‘İşçi’ Lula, başkan olduktan sonra siyasetin gerçeklerini (!) anlamaya ve değişmeye başlamıştı. Birinci döneminin sonuna doğru artık siyasi ve ekonomik sıkıntılar hissediliyordu. Yolsuzluk skandalları birbiri ardına ortaya çıktı. Yine de 2006’da, parlamentoda oyların parayla satın alındığı, siyasi rakipler hakkındaki ‘dosyaların’ en çok para verene satıldığı bir ortamda, rakiplerini ‘yolsuzluk eleştirisi’ dışında bir şey önermemekle suçladı. Yüzde 70’inin eğitim seviyesi ‘8 yılın altında’ olan Brezilya halkı—ama bu sefer ağırlıklı olarak sosyal yardımlardan yararlanan alt ve alt-orta sınıflar—istikrar, yani sosyal yardımların devamını vaat eden Lula’yı seçti. Zafer Brezilya’nındır (!) sloganıyla, kendi iktidarını sözde ülkenin milli çıkarlarıyla özdeşleştirerek kazandı.

Arka arkaya üçüncü ‘başkanlık’ dönemi için seçime girmesi Brezilya Anayasası’na aykırıydı. Belki Nicolás Maduro gibi (O da otobüs şoförüydü) Anayasa’yı değiştirebilirdi, ama ya akıl edemedi, ya beceremedi, ya da cesaret edemedi. Her başı sıkıştığında ‘koltuk değneği’ gibi yardımına koşacak birileri de olmayınca görevi bırakmak zorunda kaldı. Başkanlıktan ayrıldığında desteklenme oranı %80 gibi olağanüstü yükseklikteydi. Belki de buna güvendi..

Yine İşçi Partisi’nden ‘düşük profilli’ Dilma Roussef’i geçici ‘veliaht’ olarak aday gösterdi. Onun başkanlığı döneminde, perde arkasından ülkeyi yönetmeyi ve bir sonraki seçimlerde—Vladimir Putin gibi—tekrar başkan olmayı hedefliyordu. Ama işler düşündüğü gibi gitmedi. Verimsiz, yozlaşmış, ‘üretmeden tüketme’ ekonomisi iflas edince deniz bitti, sonun da ‘yiyorlar, ama bizi de görüyorlar’ abukluğu da iflas etti. Satacak bir şey de kalmadı. (Satılacak ne varsa öncekiler satmış, o da zaten bu satışları eleştirerek iktidara gelmişti.)

Bu arada, bazı ‘temiz eller’ savcıları ‘Araba Yıkama’ (Lava Jato) olarak anılan bir yolsuzluk ve rüşvet soruşturması başlattılar. Her partiden bir çok siyasetçinin, sistemli ve sistematik olarak zimmete para geçirdikleri, görevlerini kötüye kullandıkları, rüşvet aldıkları ve belli başlı iş adamlarının da bu işin içinde oldukları ortaya çıktı. (Birilerinin zimmete para geçirmesi veya başka şekilde menfaat temin edebilmesi için, doğal olarak başka birilerinin de bu ‘imkanları’ sunması gerekiyordu.) Elbette sekiz yıl ülkeyi yöneten Lula’nın onayı ve rolü olmaksızın bu çapta yolsuzluklar mümkün değildi. ‘Netekim’ savcılar onu da soruşturmaya ve davalara dahil ettiler. (Lula da Silva ‘siyasileşmiş yargının’ kurbanı olduğunu iddia etti—başka ne diyebilirdi ki..!)

Çark şöyle dönüyordu: devletten ihale almak isteyen şirketler, ‘başkanlık’ koalisyonundaki partilerin siyasetçilerine nakdi veya ayni rüşvetler veriyor, böylece devlet ihalelerini şaibeli ihale süreçleriyle, fahiş fiyatlarla alıyorlar. Sonra da haksız kazançlarının bir kısmını, cömert bağışlar (!) şeklinde partilere, seçim kampanyalarına, aracı siyasetçilere dağıtıyor, yandaş medya ‘havuzunu’ ve parlamentoda ‘oy satın alma’ fonlarını destekliyorlar. Devlet şirketi Petrobras’ın, yolsuzluklar nedeniyle sadece 2015 yılı içindeki zararı 2 milyar dolardı.. Yani, Brezilya ‘milletinin a’sından z’sine’ herkes etkileniyordu.

Ekonomi bozulup pasta küçülünce ve rüşvet skandalları da ayyuka çıkınca, ‘yedikleri’ göze batmaya başladı. ‘Cumhur’ koalisyonundaki dokuz partiden altısı çekilince, İşçi Partili Bayan Başkan Roussef de, parlamentodaki desteğini kaybetti ve Senato tarafından görevden uzaklaştırıldı. (Siz siz olun, karşılaştırmalı siyaset bilmeyen ‘anayasa’ profesörlerine kulak asmayın. Başkanlık rejimlerinde de koalisyonlar vardır. Birileri sonradan uyandı, telaşla ‘ittifak’ arayışları ondan başladı.) Yerine, koalisyonun Demokratik Hareket Partili Başkan Yardımcısı Michel Temer, Brezilya Senatosu tarafından 2018 sonuna kadar görevde kalmak üzere ‘başkan’ olarak atandı.

Aslında Dilma Hanım’ınki en masum olanı.. Bütçe kalemleri arasında, bütçe kanununa aykırı olarak kaydırmalar yapmış.. (Türkiye’de 2019’da yürürlüğe girecek anayasa paketinde Başkan’a kendi kendine bütçe yapma ve kimseye hesap vermeden—hepimizin parasını—harcama imkanı getirildi. Şükür, böyle sorunlar yaşanmayacak.) Bazı münafık muhalifler, Roussef’in bunu sosyal yardımlardaki açıkları kapatmak için yaptığını iddia ediyorlar.

Öte yandan, siyasetçilerin el birliğiyle Roussef’i ‘başkanlıktan’ uzaklaştırmalarının asıl nedeninin, kendilerini devam eden soruşturma ve davalardan koruyabilecek daha güçlü (!) bir başkana ihtiyaç duymaları olduğunu ileri sürenler de var. (Bizans entrikaları gibi..) Gerçekten de hükümet üyelerinin bir çoğu hakkında benzer soruşturmalar var. Bugün Michel Temer de yolsuzluk ithamlarıyla karşı karşıya.. O da bir et paketleme şirketinden (JBS) rüşvet kabul etmiş.. Devlete, millete a’sından z’sine, hizmette (!) sınır yok.. Başka bazı ülkelerde de olduğu gibi, ‘Darbe yapıyorlar’ deyip sıyrılmaya çalışanlar oldu, ama rüşvetçileri yargılamadan aklayan—bir de üzerine para veren—olmadı.. (Bu şirketlerin üst düzey yöneticileri, milyarlarca doları bulan ‘rüşvetleri’ itiraf ettiler ve bir çoğu 19-20 yıl gibi cezalara mahkum oldular, yatıyorlar. Şimdi sıra rüşvet alanlara geldi..)

Bütün bunlar olurken, gariban işçi Lula’nın payına da denize nazır mütevazi bir apartman dairesi düşüyor, o kadar.. Alt tarafı bir daire için, hayata sıfırdan başlamış, parmağına alyans bile takamamış ‘Başkana’ yapılanları yadırgayanlar, “Ne var bunda..?” diyenler olabilir.. Aslında öyle de.. Ne var bunda?

Yine de, yetmiş iki yaşında Lula’nın talihi dönüyor, hayatı kararıyor. Dünya çapında saygın bir liderken, tabir yerindeyse insan içine çıkacak yüzü kalmamış bir sahtekar, rüşvetçi durumuna düşüyor. Esas olarak, devlet petrol şirketi Petrobras’tan inşaat ihaleleri alan OAS adlı özel şirketten ‘hediye’ olarak sahilde bir tatil evi kabul etmekle suçlanıyor. Bu, hakkındaki beş suçlamadan sadece biri.. Para aklama, nüfuz ticareti, adil yargılamanın engellenmesi gibi başka suçlamalar da var. ‘Rüşvet almaktan’ önce 9,5 yıl, temyiz edince bu sefer de (geçtiğimiz Ocak ayında) 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu arada kendisi kansere yakalandı ve kemoterapiye başlandı, eşi beyin kanaması ve felç geçirdi, hayatını kaybetti. Partisi, destekçileri, bu olanları ‘mağdur’ imajını pekiştirmek için kullandılar, kullanıyorlar.

Bugün Lula, Brezilya’daki sosyal bölünmeyi ve siyasi kutuplaşmayı temsil ediyor ve halkın yarısına yakını (sosyo-ekonomik alt ve alt-orta sınıflar) ona taparken, yarısından biraz fazlası (orta ve üst orta sınıflar) nefret ediyor. Brezilya’da önümüzdeki Ekim ayında başkanlık seçimleri var ve kamuoyu yoklamalarına göre Lula—‘üçüncü’ bir dönem için—açık ara önde gidiyor. (En yakın rakibi %18, kendisi %36. Ama görevi bıraktığı %80’lerden çok aşağıda..) Ancak Federal Temyiz Mahkemesi, hapse girmeme ve seçim kampanyasına dışarıda devam etme müracaatını oy çokluğuyla reddetti ve Lula geçtiğimiz Pazar günü polise teslim oldu..

Bizde böyle şeyler pek olmadığı için, bir siyasi sistemin bu derece yozlaşabilmesine, ama yine de sürdürülebilmesine inanmak güç, ama Brezilya ve ‘Başkan Lula’ gerçeği bu..

Lava Jato’ davasını yürüten Yargıç Sergio Fernando Moro, Brezilya’nın Di Pietro’su.. Antonio Di Pietro, İtalya’daki Temiz Eller’den 20 yıl sonra, bir mülakatta şöyle demişti: “Acı olan şu; her şey değişti, ama hiçbir şey değişmedi..” Belki de öyle, ama Başkan Lula, şu anda on iki yıllık cezasını çekmek üzere hapiste.. Bir şeyler değişmiş olmalı.. Bizim gazetelerde, televizyonlarda, belki bir cümlelik alt yazı dışında, haber oldu mu? Olmadı.. Neden olsun ki?

Elbette, kazın ayağı öyle değil.. Balıklar farklı, ama deniz aynı deniz.. İçinde yaşadıkları suya, bu balıkları yaratan, besleyen, büyüten ortama bakmak lazım..

Brezilya dünyanın 8. büyük ekonomisi.. (Türkiye 17.) Kişi başına gayri-safi yurt içi hasıla (GDP per capita) 2010’da 13.000 doların biraz üstündeydi, bugün 9.000 doların altında.. (Türkiye’de 2013’te 12.500 dolarken, bugün 10.000 dolar civarında.) Yani iki ülkenin benzer ekonomik parametreleri ve trendleri var..

Brezilya’nın yolsuzluk notu 100 üzerinden 37; dünyada 180 ülke arasında 96. sırada. Türkiye’nin notu 40 ve 81. sırada.. Yolsuzlukta denk ülkeler, ikisinin de notu ‘zayıf’..

Brezilya halkının %60.5’i demokrasiyi, ‘hükümetin [Robin Hood gibi] zenginden alıp fakire vermesi’ olarak görüyor. Türkiye’de bu oran %21. (Dünya Değerler Araştırması-WVS 2010-2014) Brezilya’da siyasi partilere güven %15.9, ama (Seçimler ve parlamentoyla uğraşmak zorunda kalmayan) ‘güçlü lidere’ güven %64.8. Türkiye’de partilere güven %34.9, güçlü lidere güven %49.8. Çarpıklığa rağmen, demokrasi ‘kültürü’ Türkiye’de daha ileride.. Ama demokrasinin kendisine, siyasi haklar ve temel özgürlüklere gelince durum çok farklı..

Brezilya 100 üzerinden 78 puanla ‘özgür’ bir ülke, basını ve interneti ‘yarı-özgür’. Türkiye 100 üzerinden 32 puanla ‘özgür olmayan’ bir ülke.. (Freedom House-Freedom in the World, 2018) Basını ve interneti de özgür DEĞİL.. İşte fark yaratan da bu küçük (!) ayrıntı..

Brezilya’da, kendilerine ‘makarna ve kömür’ verecek ‘güçlü’ lider arayan kitleye rağmen, Lula’yı hapse gönderen, Dilma’yı başkanlıktan uzaklaştıran, Temer’i zorlayan şey DEMOKRASİ.. İşleyen, işletilen demokratik sistem; hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, hesap verilebilirlik, yürütmenin yasama denetimi..

Bunun Türk halkına anlatılması gerekiyor.. Geç olmadan..

Devam edecek..

Yazarın Diğer Yazıları