SON DAKİKA
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Türkiye gibi bir stratejik ortak kendini bilmez bir büyükelçiye feda edilemez”

    12 Ekim 2017 - 16:09
    Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Türkiye gibi bir stratejik ortak kendini bilmez bir büyükelçiye feda edilemez”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Amerika’nın Türkiye gibi bir stratejik ortağını bir kendini bilmez büyükelçiye feda etmesi kabul edilemez. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yiz. Bunu kabul edeceksiniz. Kabul etmediğiniz taktirde kusura bakmayın biz size muhtaç değiliz” dedi. Erdoğan, ABD ile yaşanan krizde zaman zaman gündeme getirilen rahmetli eski Başbakan Bülent Ecevit ile dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’un anlık fotoğrafına gönderme yaparak, muhalefeti de hedef almak istedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’deki Sarayda 81 ilin valisi ile bir araya geldi. Özellikle Amerika ile yaşanan vize krizine ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika’nın Türkiye gibi stratejik ortağı kendini bilmez bir büyükelçiye feda etmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi.

    Erdoğan, ABD kriziyle ilgili “Ana muhalefetin başındaki adamın geçmişine baktığın zaman, zaten bunlar Amerika’daki liderler gider poposunu tırabzana dayıyor, o da karşısında el pençe divan duruyor” sözlerini sarf ederek, buradan kendine çıkarım etmeye çalıştı.

    Türkiye’nin bu coğrafyadaki bin yıllık varlığı ve bekası açısından tarihinin en kritik süreçlerinden birisini yaşadığını söyleyen Erdoğan, bu sürece ülkeyi kendilerinin getirdiğini unutarak, “İstikbalimiz için ikinci Kurtuluş Savaşı verdiğimiz zaman diliminin tam ortasındayız. Türkiye içeriden ve dışarıdan kuşatılmaya çalışılıyor. Ülkemiz tıpkı pençeleri sökülmüş bir aslan gibi ehlileştirilmek, boyunduruk altına alınmak isteniyor. Eski, pısırık Türkiye’ye alışmış olanlar iddialı, vizyoner ve güçlü bir Türkiye’yi hazmedemiyorlar” diye konuştu.

    Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Uzun yıllardır birileri tarafından sadece ileri garnizon olarak görülen bir ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda kararlar almasını, aldığı kararları hayata geçirme iradesi göstermesini kabul edemiyorlar. El kapılarında üç kuruşa boyun eğen, ekonomisi IMF komiserleri tarafından yönetilen bir Türkiye’ye alışkın olanlar ülkemizin bu günkü konumunu içlerine sindiremiyor. Bizim alan el değil de veren el durumuna gelmemiz birilerinin kabusudur. Fakat uluslararası toplantılarda dahi, şuanda Amerika’dan sonra dünyada en az gelişmiş ülkelere destek noktasında birinci sırada Amerika görünüyor. Fakat milli gelire oranla baktığımızda birinci sırada Türkiye. Bunu toplantılarda asla dile getirmezler, konuşmazlar. ‘En fazla desteği veren ülke Türkiye’dir’ demezler. ‘Arakan’da, Suriye’de böyledir’ demezler. Sadece kendi aramızda, birebir görüşmeye başladığımızda ‘gerçekten çok büyük yük çekiyorsunuz’ derler. AB’de de bu böyledir, sözü verirler, arkasında durmazlar. Çünkü bunlar dürüst değildir, bunların hayatları yalandır. Hiçbir zaman bunlardan dürüstlük görmedik. Biz inandığımız yolda yürüyeceğiz. Bu milletin şahsı manevisinde bu vardır. Türkiye’nin bağımsızlığına leke sürdürmeme kararlılığı birilerini ciddi rahatsız ediyor” diye konuştu.

    “Novi Pazar’a gidişimiz birilerinin şuandaki yaklaşım tarzlarını alt üst etmiştir”

    Ukrayna ve Sırbistan ziyaretlerinden bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle Sırbistan ziyaretinde yaşananları paylaştı. Erdoğan, “Sırbistan’da da Novi Pazar’a gittik, hemen bazı feedbackler aldım, ‘bu bizi rahatsız ediyor.’ Çünkü bunlar Sırbistan’ı AB’nin arka kapısı olarak gördüğü için, ‘Türkiye buralara uzandı ha, olmaz öyle şey. Öyleyse buna karşı bazı tedbirler geliştirmemiz gerekir’ anlayışının içindeler. Ne geliştirirseniz geliştirin biz yolumuza devam edeceğiz. Gerek Sırbistan Cumhurbaşkanının Sırbistan’a indiğim anda kabinesi ile bizi karşılaması, kabinesi ile bizi uğurlaması ezberleri bozan bir girişimdir. Beraberce Novi Pazar’a gidişimiz birilerinin şuandaki yaklaşım tarzlarını alt üst etmiştir. Orada halkın arasında, halkla kaynaşmamız rahatsız etmiştir. Biz dünya barışının nasıl sağlanacağını gösterme bakımından bunları yapmaya mecburuz. Birileri bozmaya, biz yapmaya çalışacağız. Türkiye’nin mazlum ve mağdurlar için umut olması, haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında sesini yükseltmesi belli çevrelerin konforunu bozuyor. Türkiye kendine geldikçe, gücünün farkına vardıkça, baskılara eyvallah etmedikçe birileri ne yapacaklarını şaşırıyor. Çünkü güçlü Türkiye demek, mazlumlara sahip çıkan Türkiye demektir. Bağımsız Türkiye demek kendine biçilen rolü sorgusuz sualsiz kabul etmeyen ülke demektir. Böyle bir Türkiye diğer ülkelere emsal olan, onlara umut olan bir ülke demektir” şeklinde konuştu.

    “Biz size muhtaç değiliz”

    Türkiye’nin yükselişini engellemek, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını durdurmak için çok yönlü, çok aktörlü kirli bir plan uygulandığının altını çizen Erdoğan, “Bu planının içinde ekonomik tetikçilik var, millet iradesini tank ve topla esir alma var, bu planının içinde mezhep ve etnik temelli kışkırtmalar var, bu planının içinde terör örgütlerine sahip çıkma, teröristleri baş tacı etme var. Bu kanlı oyunun içinde figüran olarak PKK, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C, eli kanlı çeteler de var. Bu senaryonun içinde medya manipülasyonları, şahsıma, hükûmetimize ve devletimize karşı düzenlenen itibar suikastları da var. Bu oyunun içinde uluslararası hukukun hiçe sayılması, diplomatik teamüllerin ayaklar altına alınması da var. Son dönemdeki Amerika ile Türkiye arasındaki vize gerginliği bunun en güzel ifadesidir.

    “Amerika’nın Türkiye gibi bir stratejik ortağını bir kendini bilmez büyükelçiye feda etmesi kabul edilemez”

    Çok açık konuşuyorum, bu olayın ortaya çıkaran buradaki bir büyükelçidir. Amerika’nın Türkiye gibi bir stratejik ortağını bir kendini bilmez büyükelçiye feda etmesi kabul edilemez. Buna bizim ‘evet’ dememiz mümkün değil. Dışişleri Bakanıma onu söyledim, onların aldığı karar metni ne ise, kelimesi kelimesine aynını onlara iade edeceksiniz, aynı uygulamayı bizde başlatacağız dedim. 2 saat içinde bizde başlattık. Biz asırlara bali olan bir devletiz. Biz kabile devleti değiliz. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yiz. Bunu kabul edeceksiniz. Kabul etmediğiniz taktirde kusura bakmayın biz size muhtaç değiliz. Biz sizden paramızla silah istediğimiz zaman ‘kongre’ diyorsun. Ama terör örgütüne silahı ücretsiz olarak veriyorsun. Niye, Türkiye’yi güneyden kuşatalım diye. Geri planını söylemiyorum, bunun arka planı da var. 3 bin 500’e ulaşan tır Kuzey Suriye’ye girmiş vaziyette. Bunda ağır zırhlıdan tut, en modern silahlara varıncaya kadar tırlarla oraya getirildi. Sayın Başkan’a sordum, bunlardan haberiniz var mı diye, ‘Olur mu böyle şey, biz bir taraftan para temin etmeye çalışacağız, onlar buralara bunları gönderecekler. Hamburg’ta oldu bu, çağırdı generallerini, güvenlikten sorumlu olanı çağırdı, orada özel bir görüşme yaptık, aynı şeyi onlara sordu, ‘Biz seri numaralarını kaydediyoruz, bunları daha sonra geri alacağız’ dediler. ‘Sayın Başkan arkadaşın dediğini Bush zamanında Irak’ta da yapıldığında bize söylediler, ben o zamanı da yaşadım’ dedim. Sayın Bush bana aynı şeyi söyledi o zaman. ‘Her şey bitti Kuzey Irak’taki PKK’ya yaptığımız operasyonlarda ele geçirdiğimiz silahların bir kısmının Amerika, bir kısmının Rusya olduğunu gördük’ dedim. Bu gerçekleri bilelim. Bunlar bizi herhalde görmez, sağır zannediyorlar. Öyle alışmışlar ama böyle bir Türkiye yok artık. A’dan Z’ye her şeyini inceleyen, uluslararası rekabette yerini alacak olan Türkiye’yiz. Bunun köşe taşları sizlersiniz. Sizler dik, sağlam durursanız o zaman bunlar buralarda cirit atamazlar” ifadelerini kullandı.

    Gezi olaylarının ektisinden kurtulamadı

    “Tüm araçları ile piyonları ile yıllardır farklı kimlikler altında besledikleri lejyonerleri ile üzerimize geliyorlar, gelecekler” açıklamasında bulunan Erdoğan, sağlam durmak gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’nin asırlık bir hesaplaşma ile karşı karşıya olduğunun altını çizen Erdoğan, “Gezi olaylarında duvarlara ‘Zulüm 1453’te başladı’ diye yazılması İstanbul’un Anadolu yakasında, Kadıköy’de asla tesadüfi değildir. Bunları çok iyi bileceğiz. 1453’ü zulüm olarak görenler olsa olsa ancak Bizans’ın çocukları olur, bu milletin evladı olmaz.”

    “Türkiye’yi kuşatmak istiyorlar”

    Bölücü terör örgütünün çukur eylemleri üzerinden özerklik hevesine girmesi boşuna değildir. FETÖ’cü katillerin 17-25 Aralık teşebbüsü ile başlattıkları ihanetlerini en son 15 Temmuz’da 250 vatandaşımızın kanını dökerek devam ettirmeleri de bu kurgunun bir parçasıdır. Kimi Avrupa ülkelerinin önceden gizli saklı şekilde himaye ettikleri teröristlere artık alenen sahip çıkmaları da aynı hedefe yöneliktir. Güney sınırımız boyunca oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun amacının DEAŞ ile mücadele olduğunu kim iddia edebilir. Terör koridoru sadece Türkiye’yi kuşatmaya yöneliktir. Kimse bizi aldatmasın. Rejim PKK’ya oradan ‘yanınızdayız’ diyor. Barzani’ye ‘yanınızdayız’ diyor. Dün Barzani ile çatışan rejim şimdi ‘yanınızdayız’ diyor. PYD ile çatışanlar veya Barzani ile çatışan PYD şimdi ‘beraberiz’ diyor. Bunlar birbirinin dostudur, bunlar bizim dostumuz olamaz. Bu gerçeği bileceğiz ve ona göre adım atacağız.

    “Artık Sig Sauer diye bir silah Polis Teşkilatımız kullanmayacaktır”

    Suriye’yi dünyanın en büyük silah pazarına çevirenler eli kanlı katilleri en modern silahlarla donatanlar tüm bunları herhalde demokrasi aşkına yapmıyorlar. Bunların demokrasi ile alakası yok. Paramızla alamadığımız silahların terör örgütlerine bedelsiz verilmesinin makul, mantıklı, tutarlı bir izahı olabilir mi? Bundan sonra artık Zigzaver diye bir silah Polis Teşkilatımız kullanmayacaktır, kullanmamalı. Biz kendi ülkemizin silahlarını kullanmak suretiyle bu adımları atacağız. Biz artık bu tabancaları veya daha uzun mesafelisini ülkemizde yapıyoruz ve bundan dolayı da kendi silahlarımızı kullanmak suretiyle Polis Teşkilatımızı daha diri, daha sağlam ayakta tutacağız. Onlardan almaya devam ettiğimiz sürece bize tembellik geliyor. Biz kendi ürettiklerimizle, kendi ülkemizde üretilenlerle bunu yapalım. Adam bin 500 tane silah verecek, verdiği cevap ‘kongreden geçmedi.’ Bizim ona ihtiyacımız yok. Bu noktada kararlı adımlarımızı atacağız.

    “Türk milletine diz çöktürme planları”

    Bu yaşananların hiç biri tesadüf değildir. Planlı, programlı bir şekilde aşama aşama hayata geçirilen bu kirli planın hedefi Türk milletine diz çöktürme planlarıdır. Burada mesele şahıslar veya partiler değildir. Hedef ülkemizdir, tüm Türkiye’dir. Bu saldırıların muhatabı güçlü, müreffeh ve bağımsız bir Türkiye idealine inanan herkestir. Şayet birisi ülkemizin son birkaç yıldır yaşadığı açık ve örtülü operasyonları önemsizleştirmeye çalışıyorsa o kişi bilinçli bir manipülatördür. Ülkemize diz çöktürmek için alanın kararlardan kendi hükûmetini sorumlu tutan kişi aklını hırslarının emrine vermiş bir zavallıdır. Şayet bu tarz hezeyanlar bir ülkenin ana muhalefet partisinin genel başkanından çıkıyorsa, artık bu zatı ben yerli ve milli göremeyeceğim gibi bu ülkenin hassasiyetlerine kulak veren birisi olarak görmem mümkün değildir.

    “Kavgaya girdiğiniz zaman atılan yumruğun sayısı sayılmaz”

    Zor günler aynı zamanda eleme, elenme, ayrışma günleridir. Bu günlerimizin hakiki dostları ile sahtelerini, vatanseverlerle uşaklarını ayırma zamanlarıdır. Milletimiz kendisini sevenleri, ülkesine değer verenleri görme fırsatı buluyor. Ülkesinin yanında yer almak varken birilerinin emir eri gibi hazır ola geçenlere hak ettikleri ders milletimiz tarafından sandıkta verilecektir. Şimdi hesaplar yapıyorlar, vize olayları ile ilgili ‘ülkemizin kaybı 50 milyar dolar’ diye. Neye göre bu hesabı yaptılar anlamak mümkün değil. Bizim zaten Amerika ile ticaret hacmimiz son dönemlerde 15-16 milyar dolara düştü. Bu da onlardan savunma sanayine yönelik aldıklarımız ağırlığını ifade ediyor. Bizim verdiklerimiz zaten çok cüzi bir şey. Böyle bir yerde kavgaya girdiğiniz zaman atılan yumruğun sayısı sayılmaz. Kalkacak bize karşı böyle bir tavrı takınacaklar, ondan sonra da ‘burada şu kadar kayıp varmış.’

    Kılıçdaroğlu ve Ecevit’i hedef aldı!

    Birisi de çıkıp konuşuyor, ‘öğrenciler Amerika’ya gidemiyor.’ Aynı şey onun için de geçerli, gidemeyebilir. Mesele burada millidir, yerlidir, vatandır, gerisi teferruattır. Şunu unutmayın, yolu doğru olanın yükü de ağır olur. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Türkiye 2 bin 200 yılı aşan devlet geleneği ile bu sıkıntıların üstesinden gelecek birikime sahiptir. Birilerinin ihsanı ile ya da lütfu ile bulunmuyoruz. Ana muhalefetin başındaki adamın geçmişine baktığın zaman, zaten bunlar Amerika’daki liderler gider poposunu tırabzana dayıyor, o da karşısında el pençe divan duruyor. Tabi bu dönemler geride kaldı. Her yerde karşımızdaki neyse biz de oyuz. El pençe divan duran bir Türkiye yok. Bunu herkes bilecek. Eğer siz şahsiyetinizden taviz verir hale geldiğiniz zaman sırtınızda daha çok boza pişirirler. Dik duruş bizim için önemli” dedi.