Fatih Ertürk

Fatih Ertürk

Yazarın Diğer Yazıları

“Ben kalayım, CHP gitsin…!”

Tarih 7 Mayıs 1972. İsmet İnönü de CHP’den istifa etti. Ve hayata gözünü hiçbir partiye üye değilken kapadı.7 Mayıs 1972 kurultayında İsmet İnönü, “Ecevit Solu’na” karşı çıktı, kongreden istediği sonucu alamayınca hem genel başkanlıktan hem de CHP’den istifa etti. Hem de tam 33 yıl sonra. CHP Kurultayı tarafından kendisine “Millî Şef” unvanı verilmiştir. İnönü, Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve Lozan Antlaşması’nı imzalamış, birçok defa başbakanlık görevini üstlenmiştir.

Tek bir söz üzerine, şanlı geçmişini ve kurtuluş savaşının kahramanlığını bir kenara bırakarak partisini tabanın büyük teveccüh gösterdiği Bülent Ecevit’e bıraktı. “Önce ülkem ve partim dedi”. Adını altın harflerle tarihe yazdırdı.

CHP kurulduğu tarihten 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar oldukça çalkantılı, iç çekişmelere sahne olan kurultaylarla sallandı. 12 Eylül 1980’deki askeri müdahaleyle Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu. Parlamento feshedildi, siyasi partilerin faaliyetleri yasaklandı. Bülent Ecevit, 30 Ekim 1980 tarihinde CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. Aslında Ecevit bedel ödemişti. Ecevit, her şeye rağmen siyaset yapmanın yollarını arıyordu. Bunu, ‘Arayış’ adını verdiği dergi aracılığıyla yapacaktı. Milli Güvenlik Kurulu’nun yanıtı ünlü 52 numaralı bildiriyle geldi, Ecevit’e ‘yazı yasağı’ konuldu.52 numaralı bildiri aynı zamanda Ecevit’i cezaevine göndermenin de zemini olacaktı. 3 Aralık 1981’de cezaevine giren Ecevit, “Cezaevine, oradaki yalnızlığa içerlemedim de” diyordu, “Mahkemelerdeki tenhalık üzücüydü“.

1992 yılında CHP ikinci kez Deniz Baykal ve arkadaşlarınca açıldı. “Çoban Ateşi” çağrısı adı altında yurdun her köşesinde CHP’liler yeniden partilerine sarıldılar. Baykal; adım adım ülkeyi dolaşıyor her yerde CHP’yi yeniden halkın hafızasına kazımaya devam ediyordu. 1999 yılında parti baraj altında kalınca Deniz Baykal Or-An’daki evinde bir toplantı yaptı. Arkadaşlarının karşı çıkmasına rağmen; “Sorumluluğu üzerime alıyorum ve partimden istifa ediyorum. Bu bir başarısızlıktır. Parti iktidar olmak zorunda” dedi. Adnan Keskin küstü, Erol Çevikçe küstü, Eşref Erdem küstü ancak Baykal kararını değiştirmedi. Böylece Baykal 22 Nisan 1999 tarihinde alınan seçim sonuçları nedeniyle Genel Başkanlıktan istifa etti ve 1 Ekim 2000’de gerçekleştirilen 11. Olağanüstü Kurultay’da, yaklaşık 15 ay aradan sora yeniden genel başkanlık görevine seçildi. Ve tarih 11 Mayıs 2010. Meşhur kaset komplosu. Baykal yine kürsüye çıktı; “Bugün CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ediyorum.Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP’dir. CHP de bu kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Bu Türkiye siyasetini ve CHP’yi yeniden tanzim etmek isteyenlere imkan tanıyacak. Hem de CHP’ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.”

Kimse bu sözleri üzerine alınmadı. 1981’de hapishane kapısında kendi genel başkanlarını yapayalnız bırakan partililer bu sefer de Baykal’ı terk etmeye karar vermişlerdi.

Baykal’ın istifa kararına en sert tepki dönemin grup başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Kemal Kılıçdaroğlu: “Sayın Baykal’a yapılan haksızlık, Türkiye’de vicdanı olan herkesin vicdanını rahatsız etmiştir” dedi (Komplo tartışmaları sonrası bir anda gündeme Kemal Kılıçdaroğlu ismi geldi. Aslında sayın Kılıçdaroğlu kendisine yapılan genel başkanlık teklifini iki kez reddettiğini açıklamasına rağmen işin aslı tam olarak öyle değildi. Birileri Önder Sav’ı Kemal Kılıçdaroğlu’na biat etmesi ve sayın Kılıçdaroğlu’na destek olması için ikna etmişti. Kılıçdaroğlu’nu güvenmeyen kurultay delegelerini ikna işi de Sav’a düştü. Operasyonun aslında kilit isim Önder Sav’dı. Ancak o sadece Egeden Son Söz diye bir gazeteye yarım yamalak konuştu ama asla bu konuda hiçbir zaman ağzını açmadı).

Gelelim işin sonuna; 2010 yılından itibaren CHP’nin başına gelen Kemal Kılıçdaroğlu döneminde; FETÖ’nün “mezardan ölülerinizi bile kaldırıp getirin” dediği 12 Eylül 2010 referandumu, Başkanlık sisteminin kabul edildiği referandum, yerel seçimler, genel seçimler derken 9 seçim geldi ve en sonunda partinin oyları yüzde 22’ye kadar düştü. 42 yıl sonra CHP’den seçilen tek Elazığ milletvekili olan Gürsel Erol; “Genel merkez yöneticileri önce ön seçimi engellediler. Ardından kendilerini birinci ya da ikinci sıraya yazdılar. 18 isim güzelce yerleşti. Sırada eş, dost ve ahbapları vardı onları da yazdılar ve parti bu hale geldi” dedi. Ve Gürsel Erol disiplin kuruluna sevk edildi. Yetmedi kurultay isteyen Samsun parti il yöneticileri partiden ihraç isteğiyle cezalandırıldı. Yetmedi; parti içinde sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler kurultaya imza atan ve destek olan herkesin; partili, gazeteci, bilim insanı partiden ihraç edilmesini ve mezhep düşmanı olarak ilan edilmesini istediler. Yetmedi; sayın Kılıçdaroğlu kükredi; “Bütün hizipleri yok edeceğim”. 144 milletvekilinin 144’ünü tek tek yazan sayın Kılıçdaroğlu’na birinin hangi hizipten bahsettiğini sorması gerekirdi. Parti Meclisindeki muhalif olduğu ileri sürülen 23 kişinin hiç birisinin zaten sesinin çıkacak hali de kalmadı. Peki geriye ne kalmıştı…

Bir tek “istifa” gibi bir seçenek dışında her söz söylendi, her mücadele verildi. Her iki tarafta doğru yolu bir türlü bulamadı. Yan yana gelemedi, ortak akılı üretemedi.

Aslında belki biraz ironi olacak ama aklıma başka bir şey gelmiyor. Sayın CHP genel başkanı bir şey söyledi ama siz bir türlü anlamadınız;

Ben kalayım, CHP gitsin…!”

Yazarın Diğer Yazıları