Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

Yazarın Diğer Yazıları

“Baykal öldü” diyen telefon!

Öncelikle şunu söylemeliyim;

Baykalcı değilim. Hiç olmadım. Bunu Sayın Baykal da bilir. Ama bunu hep hoşgörü ile karşılamıştır. Hatta, birkaç kez “Ayşenur Hanım’ı da ikna ettik mi bu iş tamam” diye takıldığı bile olmuştur.

Sayın Kılıçdaroğlu ile de aynı nezaket çerçevesinde bir siyasetçi-gazeteci ilişkimiz olmuştur. O da, benim Kılıçdaroğlu taraftarı ya da hasmı olmadığımı bilir.

Ve.. Komplo teorilerine ihtiyatlı yaklaşırım. Ancak, tuhaf tesadüfler arka arkaya gelmişse o teorilere “daha yakından” bakma ihtiyacı duyarım.

Girizgâhın nedeni, az sonra okuyacaklarınız. Benim geçen hafta İLK KEZ Medya Mahallesi programında duyduklarım ve onların hatırlattığı bir rapor.

•••

Geçen hafta programımın ana teması, AKP’nin değerli katkılarıyla (!) tasfiye edilmek üzere olan Cumhuriyet’ti. Konuklarımla, CUMHURİYET YOK OLMADAN ÖNCE NE YAPABİLİRİZ sorusuna yanıt aradım.

Konuklarımdan biri, eski diplomat ve CHP’nin eski (ve önemli görevler üstlenmiş) isimlerinden Onur Öymen’di.

Öymen, soruya “Cumhuriyet’in tasfiyesini kim istiyor, bunun için kim ne yapıyor” sorusunu ekleyerek yanıt verdi. Doğal olarak konuşmanın akışı, Büyük Ortadoğu Projesi’ne, o projenin eş başkanı Erdoğan’a.. O’nun iktidara gelmesi için açık ya da yarı açık çaba harcayan ABD’ye yöneldi.

İşte o noktada bir anekdot paylaştı Onur Öymen.

Malum kaset skandalı patlamadan birkaç ay önce gelen ve Baykal’ın bir trafik kazasında öldüğünü “haber veren” tuhaf telefonu anlattı.

Programda Öymen’in anlattıkları ve benim sorularım aynı sırayı izlemedi. Ancak ben daha net anlaşılsın diye, onun ilk kez anlattığı iki vakayı ve hatırlattığı raporu kronolojik olarak yazacağım.

•••

>> Hatırlayacaksınız; 2008 yılı AKP’nin artık kendisini “güçlü” hissettiği.. Gülen Cemaati’nin de büyük katkılarıyla TSK’yi ve medyayı ele geçirmek üzere hamle yaptığı bir dönemeçti. 2007 Temmuz’unda Ümraniye’de bir gecekonduda (güya) ele geçirilen el bombaları, yakın tarihin en büyük kumpası Ergenekon davası için işaret fişeği olmuştu. 2008 de, işte o kumpasın adım adım gerçekleştirildiği yıldı. Onu, bir süre sonra Balyoz kumpası izleyecekti.

>> Türkiye, her alanda müthiş bir altüst oluş yaşarken, DIŞARDA BİRİLERİ de bizi konuşuyordu. Onur Öymen’in hatırlattığı rapor, buna en ilginç örneklerden biriydi. Rapor, Amerikan (gizli servislere yetkin eleman yetiştirdiği rivayet edilen) John Hopkins Üniversitesi bünyesindeki Silkroad (İpekyolu) Enstitüsü tarafından hazırlanmıştı. Adından da anlaşılacağı üzere Enstitü, içinde Türkiye’nin de yer aldığı bir coğrafya ile yakından ilgileniyordu. Beyin fırtınaları ve tartışmalarla o coğrafya hem analiz ediliyordu, hem de belki bölgeyi dizayn edeceklere senaryolar sunuluyordu. Tıpkı, Ekim 2008 tarihini taşıyan rapor gibi.

>> O raporda, Türkiye için üç muhtemel senaryo yer alıyordu. Senaryoların biri, raporu hazırlayanların da “en uzak ihtimal” diye söz ettiği askeri yönetime (yani darbeye) dönüştü. İkincisi, “daha muhafazakâr” hale gelmiş AKP iktidarıydı. Üçüncüsü ise, “demokratik mutabakat” başlığını taşıyor ve sanki “arzu edilenin bu senaryo olduğu” izlenimi yaratıyordu. Raporda, Onur Öymen’in de hatırlattığı CHP SENARYOSU aynen şöyleydi: “CHP’den istifaya ikna edilecek Deniz Baykal ile yolsuzluklar konusundaki çalışmaları ile kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Kılıçdaroğlu yer değiştiriyor. CHP de böylece yeniden Avrupa tazında bir sosyal demokrat parti olarak ortaya çıkıyor.”

>> Dikkatinizi çekti mutlaka. Senaryo Baykal için “istifa edecek” veya “istifaya zorlanacak” demiyor. “İstifaya ikna edilecek” (persuaded to resign) diyor. Tekrarlayayım. Bu senaryo yazıldığında henüz Ekim 2008. Kılıçdaroğlu (özellikle Uğur Dündar’ın Kılıçdaroğlu-Gökçek düellosu programıyla) yeni yeni tanınıyor. Ve belli ki Baykal da istifaya ikna edilmiş falan değil.

>> İlginçtir, rapor CHP’ye de elden teslim ediliyor. Bizzat Onur Öymen’e. Tarih 2009 başları. Baykal raporu okuyor. Dünyada örneklerine rastladığı benzer “siyaset / harp oyunları” örneklerinden biri olduğunu düşünüp önemsemiyor.

>> Tarih 2010 başları. Sıra, Onur Öymen’in ilk kez Medya Mahallesi programında anlattığı olayda. Bir hafta sonu, Onur Öymen’in telefonu çalıyor. Kendisini Hacettepe Hastanesi’nden Prof. Bilmem kim diye tanıtan biri Baykal’ın trafik kazası geçirdiğini ve hastanelerine getirildiğini haber veriyor. Öymen CHP içinde birilerine ulaşmaya çalışırken bir telefon daha geliyor. Prof. Bilmem kim bu kez “Maalesef Baykal’ı kaybettik” diyor.

>> 2010 yılında zaman ilerliyor.. Onur Öymen’e bir telefon daha geliyor. Baykal da yanında. Zaten telefon eden bunu ve nerede olduklarını “biliyor” ve bu kez bir suikast ihbarında bulunuyor.

>> O günlerde anlam verilemeyen bu iki olaya bugün bakıp “Baykal’a gözdağı ve ÇEKİL mesajı verilmiş” demek zorlama olur mu sizce? Düşünün, önce Baykal’ın gideceğini öngören bir senaryo CHP’ye teslim ediliyor. Ardından bu iki telefonla, sonu ölüme çıkan iki senaryo yazılıyor.

>> Üstelik, son telefondan sadece birkaç ay sonra, Mayıs 2010’da Baykal’ın gitmesini sağlayan o malum kaset kumpası patlıyor.

•••

Gelelim sonuca: Silkroad Enstitüsü’nün raporunda, CHP ile ilgili senaryo “DEMOKRATİK MUTABAKAT” başlığını taşıyor demiştim. Bugün yaşadığımız, öteki senaryoyu (hadi rapordaki ŞERİAT sözcüğünü kullanmayayım) yani “daha muhafazakâr” Türkiye’yi hatırlatmıyor mu?

Ama, toplum (hatta dünya) mühendisliği daha ikinci çivi, üçüncü kalasta boşa çıkmıyor mu! Hangi proje şişede durduğu gibi durdu!

Baksanıza, ne AKP -Silkroad uzmanları ve finansörlerinin öngördüğü gibi- demokratik mutabakata uyacak bir parti.. Ne de CHP öyle bir mutabakatın “karşı tarafı” olacak güçte..

NOT: Rahatsız etmemek için aramadığım, arayamadığım Deniz Baykal’a bu vesileyle geçmiş olsun demek istiyorum. Hem sağlığı hem de başına gelenler için.

Ayşenur Arslan’ın yazısı

Yazarın Diğer Yazıları