Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Yazarın Diğer Yazıları

Bakan & Müdür – I “Velev ki bir siyasi simge..”

Türk Dil Kurumu, velev ki sözünün anlamını, ‘isterse, olsa da, kaldı ki, hatta, her ne kadar’ olarak veriyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, 2008 yılındaki bir yurt dışı ziyaret sırasında, ‘üniversitelerdeki’ türban yasağıyla ilgili olarak, “Velev ki bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz, simgelere, sembollere yasak getirebilir misiniz?” diyor. Bunu, ‘türban her ne kadar bir siyasi simge ise de..’ olarak okuyabilirsiniz. Başı örtülü kız öğrencilerin, Avrupa’da, Amerika’da olduğu gibi, Türkiye’de de üniversiteye gidebileceğine, bu ‘sıkıntının’ aşılabileceğine olan inancını da ifade ediyor. Öyle de oluyor..

Yeni Milli Eğitim Bakanı, 3 Eylül 2018 günü, bakanlığın ‘Başöğretmen’ salonunda yeni eğitim ve öğretim yılı mesleki eğitim çalışmalarını başlatıyor. Seminerde, Ankara’dan 100 kadar öğretmen var. TRT alt yapısı üzerinden yüz binlerce öğretmen de canlı izliyor.

Kadın öğretmenler çoğunlukta. Ve büyük çoğunluğu türbanlı.. Velev ki sıkıntı vardı, on yıl içinde başarıyla aşılmış..! Bırakın öğrencileri, öğretmenler de türbana bürünmüş..

Mesleki eğitim seminerlerine gerçekten ihtiyaç var. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçları vahim bir tablo çiziyor. PISA, 2003’den beri Türkiye’de de yapılıyor. O yıl, Türk öğrenciler, 41 ülke arasında Fen’de 33’üncü, Matematik ve Okuma Becerisi alanlarında ise 35’inci oluyorlar. Sonrasında, başarı oranı sürekli geriliyor.

Gerileme, 2012’den sonra daha da belirgin.. (Zihni Sinir buluşu 4+4+4 başlıyor, genel liseler kapatılıyor, seçmeli (!) dersler dayatılıyor, eğitim sistemi imam-hatipleştiriliyor.) 2015 yılındaki uygulamada, Türkiye 72 ülke içinde Fen’de 54’üncü, Matematik ve Okuma Becerisi’nde 50’inci oluyor.. Aynı yıl YGS’de—40 soru üzerinden—Matematik başarı ortalaması 5.4, Fen 4.6, Sosyal 10.4, Türkçe 15.9..! (On üzerinden 1-3 arası..)

PISA 2018 sonuçları da felaket.. YGS ve LYS’nin yerine getirilen Temel Yeterlilik Testi (TYT) ve Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları da öyle.. TYT’de Temel Matematik ve Fen Bilimleri başarı ortalaması (10 üzerinden) 1.4.. YKS Alan Yeterlilikte, Matematik 0.9, Fizik 0.3, Kimya 0.8—yani üçü de 1’in altında.. TIMMS (Uluslararası Matematik ve Fen Bilimleri Araştırması) sonuçları da çok farklı değil..

Öğretmenlerin de derecelendirildiği PIAAC (Yetişkin Yeterliliklerinin Değerlendirilmesi Programı) raporlarında da Türkiye, sözel, sayısal ve dijital ortamda problem çözmede 31 ülke arasında—açık ara—sonuncu.. Çarpıcı olan iki husus, bu ‘becerilerin’ eğitim seviyesiyle orantılı art(a)maması ve erkeklerle kadınlar arasındaki devasa farklar..

Bu sonuçların okuması şu: Eğitim sistemi ‘bireysel’ başarıya odaklı, sosyal becerileri geliştirmiyor, zaten böyle bir amacı da yok.. Sorgulamayı değil, ezberciliği teşvik ediyor, bilimselliği, akılcılığı öldürüyor. Yaratıcılık hiç yok, aranmak bir yana aksine baskılanıyor.. Öğretilenler—buna ‘öğretmek’ denirse—ve öğrenilenler, bugünün dünyasında gereksiz..

Her sene sınav sistemi değişen ‘milli’ eğitimde değişmeyen tek şey başarıdaki düşüş.. Düşüş öyle bir aşamada ki, 81 milyonluk ülkede, devletin yönetim ve reorganizasyonunu becerebilecek kadrolar bulunamıyor, bir Amerikalı firmadan danışmanlık hizmeti alınıyor.

Cumhuriyet dönemi Türk milli eğitimine ışık tutan ‘felsefe’, Atatürk’ün “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir” sözü.. Ama 2006 yılından itibaren, dönemin başbakanının hikmeti onun yerine konuyor. Artık herkesin ağzında, Oku, Düşün, Uygula, Neticelendir var..

‘Okumayla’ başlayıp, ‘uygulamayla’ devam eden ve sorgulamadan ‘neticelendiren’ bir süreç, eğitim ve öğretim kavramıyla nasıl ilişkilendiriliyor, anlayan varsa beri gelsin..! Bu mantık her ne ise, sonuçları ortada, 2018’e gelindiğinde, 2003’teki seviyenin de altına düşülmüş..

Düz mantıkla bakıldığında, bakanın önce bu çarpıcı verilere dayalı olarak bir ‘bakan’ okuması yapması ve vizyonunu paylaşması beklenirken, öyle olmuyor.. Bunları ağzına bile almıyor..

“Bugün bir çok alanda gerçekleşen başarı hikayelerini, eğitim alanında [da] tüm dünyanın gıptayla izleyeceği bir başarı hikayesiyle taçlandırmanın günüdür” diyor—açıkça siyasi söylemle, öğretmenlere siyasi propaganda yapıyor, canlı yayında.. Dikkatle, kartlardan okuyor, kafasını kaldırmadan. Belli ki, metin ön onaylı..

Eğitim ekosistemini tümüyle değiştirecekmiş.. ‘Ekosistem’ anlayışı sorunlu.. ‘Muvaffakiyet’ kelimesiyle, ‘başarı’ kelimesini karşılaştırıyor (mukayese ediyor), oradan da “Yeni bir dil kurma” hedefi veriyor. ‘Bütün kelimelerimizi’ gözden geçirmeliymişiz..! Nedense..?

Hayatını bu mesleğin ‘erdemine, onuruna, ilerlemesine’ adamış, “Kazanmak için herşeyi yapmayacağız. Bizim etik sınırlarımız var” sözünü aktarıyor—etik sınırlar içinde.. “İnsan, insanın gölgesinde yetişir” de diyor, ama ‘kendi’ gölgesini göremiyoruz.. Bakan Bey, bir başka gölgede kaldığı izlenimi veriyor—velev ki özellikle bu izlenimi vermek istiyor..

Bulutlardan, tarladan, kuştan, çiçekten bahsediyor—bir türlü ana fikre gelemiyor.. Fikirler ve aforizmalar ‘çorbası’ içinde, demokrasi, özgürlükler, insan hakları, çoğulculuk, katılım, hesap verilebilirlik, adalet, iyi yönetim, uygar kültür, çevre, doğa, tarih bilinci gibi kavramlar, tümüyle kayıp.. Barselona ve Real Madrid’den (Bunlar, İspanyol futbol takımları), Peyami Safa’dan hikayeler aktarıyor.. Hatta “Rahmetli anacığını” bile anıyor..

Bir tek Atatürk yok.. Ve, Atatürk’ün eseri Türkiye Cumhuriyeti..

Aslında hemen solundaki duvarda—hala—bir Atatürk portresi var. Başöğretmen Salonu ya..! TRT, dikkatle Atatürk’ü göstermiyor. (Kameralar özenle konumlandırılmış, kameramanlar tembihli—göstermiyorlar. Son zamanlarda ‘moda’ oldu..) Velev ki biliyor, ses çıkarmıyor..!

Son cümlede—lütfediyorlar—tek düze, zor duyulur bir sesle, sıradan bir gönderme var.. O kadar..! İnsanların yüzüne bile bakmıyor—utanır gibi: “Başöğretmen Atatürk’ün nesilleri emanet ettiği öğretmenlerimizin üstün gayret ve çabalarıyla, aziz Türk milletinin beslendiği bu coğrafyanın, evrensel kültüre, sanata, bilime katkısını da ortaya koymuş olacağız.”

‘Coğrafya’ dediği şeyin ne olduğunu tahmin etmek zor değil.. Keşke, Atatürk’ün o 1924 Muallimler Kongresi konuşmasını okusaydı.. Okusaydı, milli ahlakımızı ‘uygar ilkelerle’ ve ‘hür düşüncelerle artırmak’ hedefi, “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirme görevi olduğunu görecekti—Türk kimliğinin ‘bu’ coğrafyayla sınırlanamayacağını da..

Velev ki bunları biliyor, ama ‘kağıtta’ bunlar yazmıyor.. Bakan Bey, sadece okuyor..

On beş gün sonra, Kabataş Erkek Lisesi’nde eğitim-öğretim yılı açılışı var.. Sahne değişiyor, ama söylem aynı. Sadece methiye ve güzellemeler ilave edilmiş.. Velev ki konuşma, yine kağıttan.. Oku, düşün, uygula, neticelendir, o da öyle yapıyor—yine etik sınırlar içinde..!

“Eğer Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği varsa, iradesi varsa, Türkiye’de eğitimle ilgili çok büyük işler yaparız biz..” diyor. ‘Baskın bir uygarlık’ varsa, kendi eğitimini ihraç eder, kopyalayan ülkelerin de tohumları bozulur, nesiller ıslah olmazmış.. Lafı dolandırıyor ama anlayan anlıyor ne demek istediğini.. “Keşke Osmanlıdan sonra bu iktidar gibi bir iktidar olaydı, Türkiye zirvelere ulaşacaktı. Keşke 70 yıl önce bu Ak Parti olaydı bu Türkiye’nin başında.. Hainler ne yaptı..?” lafının bir çeşitlemesi.. Büyük işler dediği, “Orijinal, özgün bir eğitim sistemi kuracakmış”—bozulan (!) tohumları, nesilleri düzeltecek ya..

Salonda bir Atatürk portresi var, ama Başöğretmen’in adı bile yok.. Başöğretmenliğe soyunan başkaları var şimdi. Bakan Bey, 2003’te Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı dönemindeki “Atatürk’le ilgili kuru bilgi veriyoruz, sevdirme noktasını es geçiyoruz. Atatürk, Türkiye’nin geleceği ile ilgili neyi hayal etti, düşündü veya kaygılandı. Yeni Atatürkçülük politikalarının ana eksenini bunlar oluşturacak” noktasından epey sapmış—velev ki hidayete ermiş..

Atatürk’ü ağzına bile almıyor—Başkan’ın (!) karşısında..

“Dünyanın hayali, insanlık için ümit olacak bir Türkiye” hayal ediyormuş.. “Gerçeklerimiz var, hayallerimizi unutmadan” diyor, ama PISA yok.. Pekiyi, gerçeklik ne..? Başkan anlatıyor.

“Yeni yönetim modelimiz sayesinde etkinliği ve sorun çözme kapasitesi artan bakanlıklarımız bu dönemde hayata geçirecekleri reform ve çalışmalarla, Türkiye’nin önünde yeni ufuklar açacaktır” vs vs.. “İnsanı merkeze alan bir medeniyetin temsilcileri olarak” eğitim ve öğretime ilk günden önem ve öncelik  vermişler. (Yukarıda Allah var, doğru söylüyor, öyle yaptılar..) Ama, 2018’e gelindiğinde, nasıl 2003’ün gerisine düşüldüğü sorusu, hala ortada..

Sonra, her zamanki gibi siyasi propagandaya başlıyor—çocukların karşısında.. Eğitimde son 16 yılda büyük adımlar atmışlar.. Önceki hükümetlerin göster(e)mediği cesaret, dirayet ve kararlılığı bunlar göstermiş.. ‘Köklü reformlar’ gerçekleştirmişler. Eğitim-öğretim sistemini “Çok daha özgürlükçü, çok daha demokratik, çok daha sorgulayıcı [aynen böyle]” yapıya kavuşturmuşlar. İmam-Hatip okullarının sayılarını da ‘milletimizin taleplerine uygun şekilde’ artırmışlar. Ama ‘belli kesimler’ anlamsız bir inatla, çağdışı tepkiler, direnç göstermişler. [Yine de] Türkiye eğitim ve öğretim alanında artık (!) sıçrama yapacak konuma ulaşmış..

Camiden ve kışladan sonra okullarda da siyaset—alenen, naklen, canlı yayınlarla..

Velhasıl, ‘menzile’ yürüyüş emin adımlarla devam ediyor.. Artık daha bir pervasızlar..

Türban üniversitelerden liselere, oradan ilkokullara, ana okullarına indi. Türban kesmedi, kız öğrencilere kara çarşaf giydiriyorlar. Takkeli, cübbeli, poturlu tarikat şeyhleri de artık talebeleri irşad ediyorlar. Yurtlar malum.. Tevhid-i Tedrisat Kanunu hala var, ama çağdaş, bilimsel eğitim sizlere ömür.. Artık tedrisat ‘dinci’ nitelik ve içerikte tevhid (!) ediliyor.

Şimdi sıra karma eğitime geldi..!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, ‘milli eğitim’ bakanlığı olarak çalışması zamanı çoktan geçmiş, artık ‘milli ve manevi’ olacakmış.. Milli Eğitim Temel Kanunu değiştirilecek, seçenekli eğitim sunulacak, isteyen (!) veliler çocuklarını kız veya erkek okullarına verebileceklermiş..

Kızlar ve erkekler farklı fıtratlarda (!) yaratılmış oldukları için, karma okullarda—öğretimde verimliliği artırmak için—fizik, kimya, matematik, dil, edebiyat, spor, bilgisayar dersleri ayrı verilmeliymiş.. Zaten geriye başka ders kalmıyor.

İkincisi, karma eğitim cinsel tacizlere yol açıyor, ergenlik çağındaki gençler dersler yerine karşı cinsle ilgileniyorlarmış.. Çözüm olarak da—karşı cinsi salt bir cinsel obje olarak görme ilkel eğilimini daha ‘uygar’ bir dünya görüşüyle değiştirmek yerine—kızlarla erkekleri birbirlerinden ayırmayı öneriyorlar. Okulda bile yanyana olamayanlar, elbette hayatlarının geri kalan kısmında da kendi dünyalarında yaşamaya mahkum olacaklar—istenen zaten bu..!

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’ne göre, “Opsiyonları çoğaltmak suretiyle aslında demokratik bir görev yerine getirilmiş oluyor[muş]..”. Açıkça görülüyor ki, aynı türbanın kreşlere kadar inmesi, imam-hatip okullarının giderek yaygınlaşması ve dini eğitimin bilimsel eğitime alternatif olması süreçlerinde olduğu gibi, karma eğitim de kademe kademe aşındırılıyor.

Kerameti kendinden menkul bakanımız, “Benim içimdeki bu heyecanı oluşturan bu liderliğin ve iradenin bütün ülkenin eğitim sistemini dönüştüreceğine de inancım tamdır” diyor.. (Ona ne şüphe..!) Bakan Bey’in bu dönüşüme büyük katkısı olacağına da bizim inancımız (!) tam..

Bakanlık zaten ‘otomatik pilotta’, Bakan Bey sadece pilot koltuğunda oturuyor—velev ki türbanın gölgesinde.. Hayırlı yolculuklar..!

“Yeni bakan bizi umutlandırıyor” diyen safderunlar umutlanadursunlar..

Müdürümüze gelince.. O da gözlerini kapıyor, vazifesini yapıyor—elbet etik sınırlar içinde..!

Devam edecek..

Yazarın Diğer Yazıları