Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Yazarın Diğer Yazıları

Asker ve Savaş-I: “Kore Türk Tugayı”

 

Kore Türk Tugayı, 67 yıl önce bugün, Kunu-ri’deki şiddetli muharebelerden sonra, yeni yıla Seul’ün batısında Kimpo yarımadasındaki muharebe mevzilerinde girmişti.

Kore Savaşı, 1950’de başladı ve milyonlarca askerin savaştığı kanlı muharebeler 3 yıl sürdü. Henüz bir barış antlaşması imzalan(a)madığından Kore yarımadasındaki savaş hali bugün de sürmektedir. Türkiye bu savaşa, 5,000 mevcutlu bir piyade tugayıyla katıldı. Kore’de birer yıl süreyle 3 ayrı ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Tugayı’ savaşmıştır.

Geçtiğimiz günlerde Kunu-ri muharebelerinin yıldönümü nedeniyle medyada—ve sosyal medyada—bazı yazı ve yorumlar yer aldı. Bunların bir kısmı Türk Tugayı’nın savaştaki rolü ve bir muharip birlik olarak askeri performansı, bir kısmı da Türkiye’nin bu savaşa niçin ve nasıl katıldığı üzerineydi. Hemen hepsinde ortak olan iki şey vardı: milli hasletlerimizden olan (!) tarihe, özellikle de kendi tarihimize olan derin ilgisizlik ve bilgi sahibi olmadan, mutlak fikir sahibi olma rahatlığı.. Türkiye emperyalizmin kurbanı olmuş, Türk Tugayı Amerikalılar tarafından yem yapılmış, başkaları zayiat vermezken—veya az zayiat verirken—Türk Tugayı ağır zayiat vermiş.. Bu yorumlarda, bilgi eksiği—veya yokluğu—yanında, ‘ideolojik’ saplantıların ve entelektüel körlüğün rolü olduğunu anlayabiliyorum. Savaşa—tüm savaşlara—insani ve duygusal yaklaşanları da elbette anlıyor ve saygı duyuyorum. Ama anlaşılması zor olan, az da olsa, Tugayın savaşamadığı ve muharebeden kaçtığı gibi akla ziyan iddiaları dillendirebilen divanelerin olması..  

Savaş ne yazık ki insanın—ve insanlığın—doğasında var. İnsanlar, tarih öncesinden başlayarak—kutsal kitaplara göre Adem’in oğullarından başlayarak—savaşmışlar ve birbirlerini öldürmüşler. Bir aşamada, savaşmayı, diğerleri adına ve yerine üstlenen askerler profesyonel bir sınıf haline gelmiş; askerlik, özgün kimliği, hiyerarşisi, kültürü, tarihi, eğitim sistemiyle kurumsallaşmış.. Türklerde, bu gelişme başka birçoklarından önce olmuş.

Savaş, sürekli var.. ‘Barış’ dediğimiz dönemler, ‘savaşın’ silahlı güç kullanımı dışındaki yol ve yöntemlerle sürdürülmesinden ibaret.. Askerlerin barışta da, savaşta olduğu gibi kritik görev ve fonksiyonları var. Aslında savaş mutlaka ‘öldürmek’ değil, karşı tarafa kendi iradenizi kabul ettirme veya onun iradesini kırmayla ilgili.. Askerlikte makbul olan, bunun en az—mümkünse sıfır—zayiatla yapılması, sonuç alınmasıdır. Buna ‘caydırma’ deniyor.

Caydırma her zaman mümkün olmaz ve bazen şiddete başvurmak kaçınılmaz olur. Ama, savaşın da kuralları, hukuku, mahkemeleri vardır. Savaş—artık ‘çatışma’ deniyor—hukukuna gösterilen içten saygı, orduları ve milletleri yüceltir, onurlandırır, savaşma gücünü, morali artırır. Yine de savaşta insanlar ölür ve tek bir insan bile—‘insan’ olanlar için—değerlidir. Bu yüzden savaş, ‘mutlak gerekli’ olmadıkça, cinayettir. Bunu, en iyi askerler bilir.

Atatürk, mutlak gerekliliği, “Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe” olarak tarif ediyor. Ve ilave ediyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu, istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için, şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır”..  ‘Şunun bunun elinde ihtiras aleti’ özellikle bugün üzerinde düşünmemiz gereken bir uyarı..

Ve nihayet, savaşın ‘mutlak gerekli’ olup olmadığına karar verme görev ve yetkisi, askerin değil, siyasi karar alıcının, devleti temsil edenlerindir. Asker, savaşma görevini ‘sorgulayan’ değil, barışta savaşa en iyi şekilde hazırlanan, savaşta da en iyi şekilde savaşandır.

Caydırma, sadece savaşa hazırlık seviyenize, ‘barışın’ ve ‘krizin’ nasıl yönetildiğine değil, geçmiş savaşlardan gelen ‘ününüze’ de bağlıdır. Bu ün sembollerle ifade edilir; ‘Türk süngüsü’ gibi, Kore Türk Tugayı gibi.. Bu ünün, Türk ordusunun caydırıcılığına, dolayısıyla ‘barışa’ BUGÜN de olan katkısını doğru anlamalıyız ki, YARIN da barışı koruyabilelim. Türk Tugayı’nın Kore’deki rolü gibi, ne yazık ki bu savaşın kendisi de bizde hiç anlaşılmamıştır. (Gelibolu/Çanakkale muharebelerinin bile ‘büyüklere masallarla’ bilindiği bir ülkede buna şaşmamak gerekir.)  

Kore Savaşı, Haziran 1950’de, Kuzey Kore’nin güneye baskın şeklinde saldırısıyla başladı. O zaman Kuzey Kore’nin başında Kim İl Sung (bugünkünün büyük babası) vardı. İki ay içinde tüm ülkeyi işgal ederek zayıf Güney Kore birliklerini Pusan civarında dar bir kıyıya sıkıştırdılar. Pusan kıyıbaşı, ancak Japonya’dan takviye olarak gelen 2 Amerikan tümeni ve hava gücüyle tutulabilmiştir. Japonya’da hazırlanan IX. Birleşmiş Milletler—esas olarak ABD—kolordusu 15 Eylül’de İnçon’a çıkmış, Pusan’dan kuzeye ilerleyen 8nci Ordu’yla birleşmiş, Seul’ü ve P’yongyang’ı ele geçirerek Çin-Kore sınırını oluşturan Yalu Nehri’ne kadar ilerlemiştir. Bunun üzerine Mao Zedong, Stalin’in teşvik ve desteğiyle savaşa girmeye karar vermiş ve Komünist Çin ordusu büyük birliklerle sınırı geçmiştir. Türk Tugayı Kore’ye tam bu dönemde varmıştır. Tugaylarımız, 1950-1953 döneminde, Han nehri gerisine çekilme, daha sonra karşı taarruzla 38. paralele ilerleme ve burada savunma muharebelerine katılmıştır.

Beş Amerikan gemisiyle Mersin’den Pusan’a taşınan Kore Türk Tugayı, 17 Ekim’den itibaren karaya çıkmış ve IX. Kor. harekat komutasına girmiştir. İngilizce bilen personel eksikliğinin ciddi bir problem olduğu daha o zaman anlaşılmış, ama çözüm getiril(e)memiştir. Tugay, çok kısa bir hazırlıktan sonra, 19 Kasım’da bugün Kuzey Kore’de olan Kunu-ri köyüne vardığında, IX. Kor. karşısındaki Çin kuvvetleri 18 tümene ulaşmıştı. BM Komutanlığı, Çin ordusunun yığınağını ve nehri geçerek ileri yanaşmasını tespit edememiştir.

Tugay, ilk muharebe görevi emrini, 26 Kasım 1950 günü, yani sadece bir hafta sonra almıştır. Çin Ordusunun taarruzu karşısında, merkezdeki II. Güney Kore Kor. cephesi çökmüş ve IX. ABD Kor. sağ kanattan kuşatılma—ve imha—tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Türk Tugayı’na da Kunu-ri doğusunda tıkama ve Çin kuvvetlerini geciktirme görevi verilmiştir. Bir süre sonra düşmanın gerçek gücünün ve ulaştığı yerlerin bu emrin yerine getirilmesini imkansız kıldığı anlaşılmış, ama Türk Tugayı’yla irtibat kesilmiş, tüm cephe çekilirken, Türk Tugayı iki gün süreyle üstün düşman kuvvetlerinin içine, ileri hareketine devam etmiştir.

Düşmanla ilk temas 27/28 Kasım gece yarısı, 38nci Komünist Çin Ordusu birliklerinin gece taarruzudur. Tugay, askeri anlamda, baskına uğramıştır. Bundan sonra, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, üç gün boyunca, gece-gündüz aralıksız muharebe edilmiştir.   

Kore Türk Tugayı, olabilecek en güç koşullarda, kendinden sayıca kat kat üstün düşman kuvvetleri karşısında, sıfırın altındaki ağır kış koşullarında, yolsuz, dağlık, ormanlık arazide, kaçan dost birlikler ve siviller arasında, lisan ve irtibat güçlüğü içinde, hemen hiçbir ateş desteği ve lojistik destek olmaksızın savaştı. Düşmanın tugayı çevirme ve imha etme çabalarına karşı, birbiri arkasında mevzilerde oyalama muharebeleri verildi. Mühimmatın tükenmesi üzerine düşmandan ele geçirilen silah ve cephane kullanıldı. Zaman zaman süngü hücumuna başvuruldu. Teması kesip çekilemeyen piyade bölüklerinin sıyrılabilmesi için tugayın elde kalan unsurlarıyla mahdut hedefli karşı taarruzlar yapıldı. Bu maksatla, gerideki ‘talimgah bölükleri’ bile cepheye sürülerek tıkama mevzileri işgal ettirildi. (Bunlar esas olarak hafif silahlı, muharebe teşkilatı ve teçhizatı olmayan, eğitim bölükleriydi.)

Bu dönemde, 8nci Ordu K. Korg. Walker’ın ‘trafik kazasında’ hayatını kaybetmiş olması muharebe alanında yaşanan kargaşa konusunda bir fikir verebilir. Kolordu’dan gelen tek yardım, 1 Amerikan tank takımıydı; onlarla da lisan ve müşterek eğitim sorunu nedeniyle tam işbirliği yapılamadı. Sınırlı ölçüde yakın hava desteği vardı. 2nci Amerikan Tümeni, ancak 29 Kasım öğleden sonra, bölgeye 1 piyade taburu ve 1 tank bölüğü tahsis edebildi.

Tugay 29/30 Kasım gecesi Kunu-ri’ye, oradan da yine savaşarak P’yongyang’a çekildi. Bu muharebelerde Türk Tugayı ile 2nci Amerikan Tümeni unsurları, büyük ölçüde birbiri içine girmiş olarak, birlikte savaştılar. Tugay Karargahı, en geride, artçılarla birlikte çekilmiştir.

Tugayın düşmandan sıyrılabilen unsurları, parça parça, ancak 1 Aralık’ta P’yongyang’da bir araya gelmeye başladılar. Kaçınılmaz olarak, zayiat ağırdı. Kore Türk Tugayı’nın Kunu-ri’de, üç gün içindeki zayiatı, 237 şehit, 387 yaralı ve 201 kayıp olmak üzere, 825’dir. Bu sayı, 3 yıl boyunca verilen toplam zayiatın dörtte biri, şehitlerin ise üçte biridir. Tugay, ağır zayiat nedeniyle, teknik olarak, ‘muharebeye hazır birlik’ statüsünü kaybetmiş, ama savaşma azmi, disiplini ve emir-komuta düzeni bozulmamıştır.

Kore’deki en şiddetli ve kritik üç muharebe, 2nci Piyade Tümeni’nin Kunuri muharebeleri, 1nci Marine Tümeni’nin Chosin Barajı muharebeleri ve Pusan köprübaşı muharebeleridir. Kore Türk Tugayı, bu üç bölgeden birinde, üstelik ilk muharebesinde, herhangi bir piyade tugayından beklenebilecek olanın çok üzerinde muharebe gücü ve etkinliği göstermiştir. Tugay Kunuri’de, Çin tümenleriyle çarpışarak, IX. Kor. kuvvetlerini, özellikle de Amerikan 2nci Tümeni’ni tümüyle imha olmaktan kurtarmıştır. Böyle örnekler harp tarihinde enderdir.

Kunu-ri ve Türk Tugayı’nın kahramanlığı harekat alanında kulaktan kulağa yayılarak en zor koşullarda BM personelinin moralini takviye eden bir efsane olmuştur. Bir İngiliz general o günleri şöyle anlatıyor: “İngilizler ve Amerikalılar çekilirken, Türkler düşmanla savaşıyor ve ölüyorlardı. Mermileri bitince süngülerini taktılar, düşmana hücum ettiler ve göğüs göğüse bir mücadeleye girdiler. Buna rağmen, günlerce sürekli muharebe ederek ve yaralı arkadaşlarını sırtlarında taşıyarak geri çekilmeyi başardılar. P’yongyang’da yapılan geçit töreninde başları dimdik geçtiler.”

Ancak, cephede durum hala çok kritikti. Ağır zayiat verdiği çok çetin muharebelerden henüz çıkmış olan Türk Tugayı’na 13 Aralık’ta Kimpo yarımadasının kuzeye karşı savunulması emri verildi. Tugay, 1951 yılına işte bu koşullarda girdi.

Kore Türk Tugayı’nın kahramanlığı, genelde sanılanın aksine yabancılar tarafından çalışılır, incelenir, örnek gösterilir, ders alınır, takdir edilir. (Keşke biz, Türkler de bunu yapabilsek..) Kore’deki BM Kuvvetlerinin başkomutanı olan Org. Douglas MacArthur, “Türkler kahramanların kahramanıdır. Türk Tugayı için imkansız yoktur” demiştir. Amerikan Kongresi—Başkan Eisenhower—tarafından, Kore Türk Tugayı’na, sıradışı kahramanlık gösteren Amerikan birliklerine verilen ‘Üstün Birlik’ nişanı verilmiştir.

Amerikan ‘marine’leri için ‘ilah’ olan Tuğgeneral (1951) ‘Chesty’ Puller, astlarının sevgi ve saygısını kazanmış, dürüst ve açık sözlü, çok iyi bir ‘muharip’ olarak tanınır. Biyografisinde şöyle yazar: “Puller ‘Türklere’ hayrandı. Kore Türk Tugayı için, ‘Bütün olanaksızlıklara rağmen, Kore’deki en iyi birlikler (bizim Marine’ler hariç).. Türkler, şeytanlar gibi savaştılar. Keşke bizimkilerde [Amerikan askerlerinde] de, onlardaki ruhtan biraz daha fazla olsaydı”. 

Somali Türk Birliği, Kore Savaşı’nın bitiminden tam 40 yıl sonra, 1 Ocak 1993 sabahı Mogadişu’ya ulaştığında, herkes şunu soruyordu: “Acaba bunlar da Kore’de savaşan Türkler mi?”. 1nci Marine Tüm. harekat komutasına giren Türk Birliğine bir Amerikalı yüzbaşı irtibat subayı olarak verildi. İlk günden disiplini, itaati ve saygılı davranışıyla dikkat çeken bu subayı bir gün, ordugahta çadırının önünde kuma oturmuş, mektup okurken gördüm. Ben önünde durunca ayağa fırladı, selam verdi, esas duruşta bekledi. “Haberler iyi mi, ailen nasıl?” diye sordum. “Yes Sir, hepsi iyiler, babamın size selamları var” dedi. Şaşırdım.. Sonra ilave etti: “Babama Türk birliğine görevlendirildiğimi yazmıştım. O da bana, ‘Sen Türkleri tanımazsın, sakın bizi, ailemizi, Amerikan ordusunu mahcup etme, Türk komutanına saygıda ve itaatte kusur etme, onlar çok kahraman bir millettir’ dedi. Elimden geleni yapıyorum efendim”.

“Baban bizi nereden tanıyor?” diye sordum, “Kore’den..” dedi.

Milyonlarca askerin savaştığı bir harekat alanında, beş bin mevcutlu Kore Türk Tugayı’nın, yarattığı bu efsaneden ve bu efsanenin—başkaları tarafından—kırk yıl sonra bile hatırlanıyor olmasından gurur duymalı, VE üzerinde düşünmeliyiz.. Bu tugay, bizim tugayımızdı..

Türkiye’yi emperyalistlere alet, Kore Türk Tugayı’nı da piyon olmakla itham edenlere gelince..

Devam edecek..

Yazarın Diğer Yazıları