• Arınç’tan Hakan Fidan eleştirisi

    07 Şubat 2015 - 07:03
    Arınç’tan Hakan Fidan eleştirisi

    Arınç, CNN TÜRK ekranlarında yayınlanan Akif Beki ile Baştan Sona programına konuk oldu. Arınç, Hakan Fidan’la ilgili flaş açıklamalarda bulundu.

    BAŞBAKAN Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın AKP’den milletvekili aday adayı olmak için görevinden istifa edeceği iddiası ile ilgili olarak, “Böyle bir süpermen görevi verilmiş bir insanın bir milletvekili olarak parlamentoya gireceğini ben israf olarak görürüm” dedi.
    CNN Türk’te yayınlanan ‘Baştan Sona’ programına katılan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın AKP’den milletvekili aday adayı olmak için istifa edeceği iddiasını değerlendirdi. İstifanın kendisi için de son dakika bilgisi olduğunu söyleyen Arınç,” Sayın Başbakanımızın yetkisindedir diye Sayın Cumhurbaşkanı ifade ettiler. Yani ben burada şahsi düşüncemi ifade edebilirim. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü dışında olsun benim öyle bir zorluğum var. Bu sıfatı taşıdığım müddetçe söylediğim her şey hükümete mal edilebilinir. Ben yaptığı görevin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü eğer milletvekili olacaksa her milletvekili onun yaptığı işi yapamaz. Yani MİT Müsteşarı Türkiye için çok önemli bir iş yapıyor şuanda. Belki 50 milletvekilinin yaptığı işi yapıyor. Sıradan bir milletvekili olacaksa yani bir milletvekili arkadaşımızın yasa organındaki faaliyetlerine katılan bir milletvekili olacaksa bence bu görev çok daha önemliydi. Burada kalması gerekirdi” dedi.DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINI ŞAHSEN UYGUN GÖRMEM

    Hakan Fidan’ın başbakan olmasının mümkün olmadığını belirten Arınç şöyle konuştu: “Milletvekili olarak kalmaz bakan olacak derseniz; başbakan olması mümkün değil, düşündüğüm kadarıyla. Yani bu seçimden sonrasının başbakanı bellidir. Şu yada budur. Doğru mudur bir MİT Müsteşarının ileride başbakan olması, bana göre o da yanlıştır. Bakan olabilir mi? Belki bazı bakanlıklar olabilir, ama her bakanlıkta MİT müsteşarlığı yapmış bir insan için bence doğru bir görev değil. Şimdi dışişleri bakanı yapsanız; karşınızdaki dışişleri bakanı ile konuşuyorsunuz. Adam diyecek ki bu MİT’i idare eden insandı, benim hakkımda her şeyi biliyor. Ben de onun hakkında her şeyi bileyim. Söylenen sözler kuşku ile karşılanacak. İçişleri bakanlığı yapar mı derseniz fazlasıyla yapar. Ama her bakanlık görevinin düşünüldüğü için, bazı sıfatlarda yakıştırıldığı için mesela dışişleri bakanı olacağı söyleniyor. Ben şahsen uygun görmem. Sade milletvekilliği için hiç gerek yok. Ama bakanlık düşünülüyorsa bu bakanlığın yaptığı görevle biraz bağlantılı bir bakanlık olması gerekir.”

    ÇÖZÜM SÜRECİNDE PAYI BÜYÜK

    Türkiye’de çözüm süreci başlamışsa ve devam ediyorsa en çok Hakan Fidan’ın payı olduğunu belirten Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Çünkü başlatan kurumun başındadır. MİT’i ıslah etmiştir, Edebildiği kadarıyla yüzde yüz diyemem. Kanun değişikliği de olmuştur ve yeni kanunda da çok olağan üstü yetkiler almıştır. Milletvekilliğini dokunulmazlığından daha fazla haklara da sahiptir. Yani böyle bir süpermen görevi verilmiş bir insanın bir milletvekili olarak parlamentoya gireceğini ben israf olarak görürüm ben şahsen” diye konuştu.

    “BIRAKALIM HERKES NE SÖYLEYECEKSE SÖYLESİN”

    “Cumhurbaşkanı, burada Başkanlık sistemine yönelik önemli bir mesaj verdi. ‘Eğer yeni bir Anayasa istiyorsak 7 Haziran seçimlerinde 400 milletvekili vereceğiz. Dolayısıyla yeni Türkiye’yi güçlendireceğiz’ şeklinde bir mesaj verdi. Bu mesajı cumhurbaşkanlığının tarafsızlığına aykırı bulanlar var. Sizce tarafsızlığa halel getiren bir şey midir bu? Bundan dolayı Cumhurbaşkanının tarafsızlığı tartışmaya açılabilir mi?” sorusu üzerine Arınç, şunları kaydetti:

    “Çok zor bir soru. Ama ben konuşma süresince karşısındaydım. Birbirimize çok yakındık ve çok büyük bir dikkatle takip ettim. Yani hangi partiye 400 milletvekili verilmesi gerektiğini söylemedi inanın. Hiçbir parti ismi de telaffuz etmedi. Yani gönüllerden geçen, farazi AK Parti ise ‘Ak’ bile demedi. Yani siz de herhalde Anadolu Ajansı’nın haberlerine girdiğiniz zaman herhangi bir partiyi ima yoluyla bile kastetmediğini anlayacaksınız. Yani böylesine ince bir konuşmanın, bir parti tarafını tuttuğuna dair herhangi bir beyanda bulunan varsa onu ayrıca değerlendirmek lazım. Bu zarif ifadelerimle ne anlatmak istediğimi hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Yani hiçbir partinin isminden bahsetmedi. Ama bir anayasanın yapılabilmesi için gerekli olan nitelikli sayıyı söyledi. Bu bildiğiniz gibi en az 330′dur, Meclis’ten çıkanı referanduma götürmek için. En fazlası 367′dir, doğrudan Meclis’te kabul edilebilmesi için. Ama hedef biraz daha büyük konuyor ki çok daha rahat bir anayasa yapılabilsin. Biraz yoruma müsait. Yani bunu bir Cumhurbaşkanının, Anayasa’nın 101, 102, 104. maddelerinde özellikle Meclis’te yaptığı ant içmeye aykırı bulanlar olabilir. Ama bunları baştan da zaten söylüyorlardı. Şimdiki bu ifadeleri de yani belli bir hedefi gösteriyor. ‘Yeni anayasa ve bu anayasa içerisinde de başbakanlık veya yarı başkanlık sisteminin gerçekleşmesi için 400 milletvekilinin, gücü elinde bulunduran bir iktidarda mevcut olması lazım’ diyor. Ben böyle anlıyorum. Eleştiriye de müsait bir cümle. Bırakalım herkes ne söyleyecekse söylesin.”

    Arınç, “Baştan söylüyorum. Yani bu herkes tarafından kabul edilebilecek, doğru bulunabilecek bir iddia sayılmayabilir. Bizim hoşumuza gider de yani ben şahsen AK Parti adına bunu düşündüğümde bu kadar büyük bir güçle parlamentoda olmanın, güçlü bir iktidar olmanın çok avantajlı olacağını düşünürüm” diye konuştu.

    “400 İDDİALI BİR RAKAMDIR”

    Bülent Arınç, “Ama anayasamızın meşhur bir kuralı var. Yani temsilde adalet ve yönetimde istikrar. İkisinin birden sağlanabilmesi lazım. Biz bunun her türlüsünü gördük. Mesela 2002′de biz yüzde 36 ile 365 milletvekili çıkardık. Çünkü CHP’nin dışındaki bütün partiler, parlamento dışında kaldı. Sonra MHP girdi 2007′de, sonra da diğer partiler. Dört tane olduk. Şu anda da temsilde, adalette bir eksiklik yok. Yani hemen hemen yüzde 80′i parlamentoda temsil ediliyor” ifadelerini kullandı.

    Seçimlerde farklı sonuçların da her zaman çıkabileceğine dikkati çeken Arınç, “Yani bu o seçimdeki performansa ve halkın iradesine bağlı. Farazi, iki partinin yüzde 10′luk barajı aşmaması halinde o zaman bütün milletvekilliklerinin en güçlü partiye yönelmesi de tabii olacak” dedi.

    Seçim sonuçlarına her halükarda saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Arınç, “400′ün istenmesinde arzu şudur. Yani ben 400′ü şahsen telaffuz etmedim. Sayın Cumhurbaşkanımız bunu söylüyor. Anadolu’da derler ki ‘Ağanın eli tutulmaz.’ Yani millet ağa ise vereceğinin eksik veya fazla olduğunu söyleyemeyiz” değerlendirmesini yaptı.

    Başbakan Yardımcısı Arınç, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Ama mesela geçtiğimiz yasama döneminde bütün iyi niyetimize rağmen 3 sene masada boşu boşuna oturuldu. 3 parti ‘Şu taraf, bu taraf, sensin, benim’ derken, 3 sene sonunda biz uyduruk birkaç madde üzerinde ancak anlaşabildik. Şimdi anlaşılıyor ki bu sistemle, bu kafayla, bu siyasi partilerle tekrar seçim sonrası bir araya geldiğimizde yeni bir anayasa yapmak mümkün olmayacak. Dolayısıyla güçlü bir siyasi iktidar olmalı ve tek başına yapmalı. Tek başına yapmalı dedikten sonra ben şunu ilave ediyorum. Yani 367 bile olsa, 467 bile olsa yine referanduma sunulmalı diye düşünüyorum. Yani halk ne diyecek, onu görmemiz lazım. Sadece milletvekillerinin, parlamentoda ‘evet’ demelerinin yanında, bir de anayasa yapıyoruz nihayetinde ama halkın da bir katılımını sağlama noktasında sanıyorum bu fikre uzak değiliz. Yani Sayın Başbakanımız da geçmişte Sayın Başbakanımızla görüştüğümüzde de olabilirliği üzerinde karar kılmıştık. Yani 400 iddialı bir rakamdır. İhtimal olarak olabilir de. Ama bu seçimlerden bizim bütün beklentimiz, anayasayı tek başına yapabileceğimiz bir sayısal veriye kavuşabilmek.”

    AK PARTİ’NİN SEÇİM ÇALIŞMASI

    “AK Parti, başkanlık sistemi ve yeni anayasa vaadiyle mi meydana çıkacak?” sorusuna Arınç, şu yanıtı verdi:

    “Sayın Cumhurbaşkanımız, Başkanlık sistemini benimsiyor, bunun doğru ve gerekli olduğunu söylüyor, hatta sisteme karşı olanları da ağır bir şekilde eleştiriyor. Anlaşılıyor ki Sayın Cumhurbaşkanımız, ‘Bu seçim sonucunda öyle bir netice meydana gelsin ki Başkanlık sistemini gerçekleştirecek bir Anayasa yapılabilsin’ diyor. Biz, hükümet tarafıyız ve AK Parti tarafıyız. Bir partimiz var, bir hükümetimiz var. Burada Sayın Başbakanımızın ne düşündüğü önemli. Bizim kişisel düşüncelerimiz de var, başka milletvekili arkadaşlarımız da bol bol konuşmalar yapıyorlar. Aşırı taraftar olanlar var, hatta bunlardan çok iyi bildiğimiz birisi, ‘Gırtlaklayasım geliyor’ filan diye de geçen günlerde karşıt düşünceleri beğenmediğini ifade etti. Allah saklasın, yakın olmamaya bakıyorum, ters bir tarafına gelir de başımıza iş açacak diye.”

    Hükümet olarak, haziran seçimlerine neyle gideceklerini bir araya gelerek kararlaştıracaklarını dile getiren Arınç, “Partinin Merkez Yürütme Kurulu vardır, bu konu orada görüşülür, Bakanlar Kurulu vardır, bu konu orada görüşülür. Ben, ikisinde de birinci önceliğin Başkanlık sistemi olduğuna dair hiçbir işaret almadım” dedi.

    Arınç, yeni bir anayasa yapılması gerektiğine işaret ederek, 1982 Anayasası’nın en az yüz maddesinin değiştiğini, diğer maddelerin ise birbiri ile uyumlu olmadığını söyledi.

    Başkanlık sisteminin bazı örneklerini, Anayasa Komisyonu çalışırken 3 siyasi partiye de verdiklerini ve bunların da müzakere edilmesini istediklerini anlatan Arınç, ancak 3 siyasi partinin de önerilerin hiçbir sayfasını açmadan kategorik olarak “hayır” dediğini aktardı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Diyoruz ki eğer yeni anayasa istiyorsak 400 milletvekilini vermek lazım, bunlarla böyle uğraşmaya gerek yok. Bir başkanlık sistemi istiyorsak 400 milletvekilini vermek lazım ki bu gerçekleşsin” dediğinin hatırlatılması üzerine Arınç, yeni bir anayasa yapmaya bir mutabakat, bir toplumsal arzu ve istekle gidilmesinin daha iyi olduğuna dikkati çekti.

    “8-9 AVRUPA ÜLKESİNDE BAŞKANLIK SİSTEMİ VAR, HİÇBİRİSİNDE TİRANLIKTAN BAHSEDİLMİYOR”

    Arınç, Başkanlık sisteminin demokratik sistemlerden biri olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

    “8-9 Avrupa ülkesinde Başkanlık sistemi var, hiçbirisinde padişahlık, despotluk, tiranlıktan bahsedilmiyor. Hatta Sayın Kılıçdaroğlu, bir defasında çok büyük bir gaf yaptı, ‘Meclis’ olmadığını ima etti. Halbuki iki Meclis de var, bizde olacağı gibi ya da olması gerektiği gibi tek Meclis de olabilir. Sayın Cumhurbaşkanımız bence bugün geldiği noktada Başkanlıkta ısrar ediyor ama bunun detayları konusunda henüz yeterli, çerçevesi çizilmiş, berrak bir metin önümüzde yok. Bu metin için bizim çalışmaya ihtiyacımız var ama halka şunu söyleyebiliriz, ‘Biz, bu ülke nasıl daha iyi yönetilebilir noktasındayız.’ Önemli olan bu sistemlerin halka mutluluk, refah, huzur getirmesi. Hepsi demokratik sistem. Fransa’ya, Amerika’ya başka türlü bakabilir miyiz veya bir başka batı ülkesine? Onlar, yönetimde bunu seçmişler. Biz de parlamenter demokratik sistemi seçmişiz. Burada aksaklıklar çıkmış, bunlardan bir tanesi Türkiye’nin yapısına nasıl daha uygun olabilir, onu tartışacaksak tartışmamız için biraz zamana da ihtiyacımız var. Bir de billurlaşmasına ihtiyaç var.”

    Başkanlık sistemi ve yeni anayasaya ilişkin görüşleri sorulan Arınç, “Her şey konuşulmalı, önemli olan Türkiye’nin geleceği. Buna parlamentoda karar vereceğiz. Biz kendi modelimizi hükümet ve parti olarak hazırlarız. Ama nihayet bunu parlamentoya sunacağız. Bunun teklif edilme, karar verilme usulü belli. Sonunda bunu vatandaşın referandumuna sunalım ki yeni bir anayasa yapmış olalım” ifadelerini kullandı.

    Arınç, anayasa uzlaşma komisyonunda yaşanan aksamaları hatırlatarak, “Orada engellemeleri yapanlardan bir tanesi Süheyl Batum, partisiyle de ilişkisi kesildi. Keşke Rıza Türmen gibi arkadaşlar olsaydı, orada ilerleme sağlanacaktı. Diğer partilerden de tıkayanlar oldu ama genelde CHP’nin engellemesiyle orada hiç mesafe alamadık. MHP’nin de delegasyonları vardı. HDP bir ‘large’ çalışıyordu. İttifak önemli olduğu için maalesef netice alamadık” diye konuştu.

    “İKTİDARLA ÇATIŞAN CUMHURBAŞKANLARI GÖRDÜK”

    Parti liderliğinden cumhurbaşkanlığına gelenlerin hatırlatılması üzerine Arınç, şu değerlendirmeleri yaptı:

    “Demokrat Parti’nin genel başkanı olmakla aynı zamanda cumhurbaşkanı olmak çok gerilerde kaldı. 1950 devriminden sonra böyle bir süreç geçmiş olabilir ama daha sonra darbe sonucu cumhurbaşkanı olanlar var, genelkurmay başkanlığından ayrıldıktan sonra cumhurbaşkanı olanlar var. Ara dönemde seçilemeyince ‘Bu biraz da ehven’ denilerek seçilenler var. Mesele Anayasa Mahkemesi başkanıyken seçilmiş ama güzel bir muhalefet partisi gibi iktidarla çatışan cumhurbaşkanları da gördük.”

    Arınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde mevcut sistemdeki sıkıntıları gördüğünü belirterek, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 7 yıllık görev süresinin Türkiye için zor geçtiğini söyledi. Cumhurbaşkanlarına mevcut anayasada mutlak tarafsızlık ilkesi getirildiğini anımsatan Arınç, bu durumun meclis başkanları için geçerli olmadığını dile getirdi. Arınç, kendi meclis başkanlığı döneminde partisine aidat ödediğini dile getirerek, buna rağmen partinin hiçbir çalışmasına katılamadığını kaydetti.

    Partilerden cumhurbaşkanlığına geçenler konusunda değerlendirmelerini sürdüren Arınç, şunları söyledi:

    “Zihniyet ve düşünceleri silmek, yok etmek mümkün değil. Bu partiyi kuran, partinin 12 yıl başbakanlığını yapan, Türkiye’nin bütün icraatlarında imzası olan değerli bir siyaset adamının bugün cumhurbaşkanı oldu diye soyutlanması, başka bir kimlikle halkın karşısına çıkması mümkün değil. Bugün, Cumhurbaşkanımızın yaptığını fiili olarak, meydanlarda halkın içerisinde Demirel, Özal, Sezer yapmış mıdır, bunlara ayrıca bakmak gerekir. Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki ‘Bu tarafsızlık başka bir şeydir. Ben milletin tarafındayım. Milletle beraber oldum, olmaya devam edeceğim. Ben siyasi mesaj vermiyorum, millete istikbalini gösteriyorum. İstikbalinde güzel şeyler olsun diye de tavsiyede bulunuyorum’ diyor. Cumhurbaşkanımızın mutlak tarafsızlığı yanında mutlak sorumsuzluğu var. Sorumsuzluk sadece vatana ihanetle sınırlı.”

    BAŞKANLIK SİSTEMİ

    Başkanlık sisteminin yakın zamanda konuşulmaya başlandığını dile getiren Arınç, şöyle devam etti:

    “Muhalefetin tavrı, başkanlık sisteminin iyiliği ve kötülüğü üzerinde değil. ‘Başkan olacak kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Aman, olmasın. O olursa biz biteriz. Dolayısıyla ne parti kalır, ne bizim şansımız kalır. Bu kişi cumhurbaşkanı da seçilir başkan da seçilir’ mantığı üzerinden yürüdü. Böyle olunca da eleştiriler hep şahsa yöneldi. Allah saklasın, şöyle bir ihtimal olsa, Recep Tayyip Erdoğan siyasette olmasıydı ve bugünkü şartlar içerisinde biz bunu konuşmaya başlasaydık, inanın böyle bir tepki alınması mümkün değildi. ‘Sadece bu kişi başkan olur. Olmaması lazım. Bu tehlikeli bir insan, bu zor insan, bu karizmatik bir insan, bu güçlü bir insan. Milleti arkasından sürüklüyor, götürüyor. Biz de parti olarak, barajı aşmakla meşgulüz, işimiz daha da zorlaşır’ böyle bakmamak lazım.”

    Başkanlık sistemine karşı muhalefet açısından ahlaki ve siyasi dayanağın olmadığını belirten Arınç, AK Parti’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşlerini dikkate alacağını söyledi.

    “ŞAHSIMIN DEĞİL, PARTİMİN ALACAĞI KARAR ÖNEMLİ”

    Arınç, gönlünde yatan bir model olup olmadığının sorulması üzerine, “Ben tarttım. İlk çıktığı zaman bu sözler, herkes başkanlığa karşıydı. Ben tartışılabilir olduğunu söyledim. ‘Bunu tartışmak ayıp değil, günah değil. Bu bir sistemdir, bu sistem de demokratiktir, bunu tartışalım’ dedim. Ama Meclis Başkanlığı yapmış bir insana bunu sorduğunuz zaman benim gibi bütün meclis başkanlığı yapanlar, parlamenter demokratik sistemi tercih ederler. Biz gözümüzü mecliste açtık. Meclisin güçlü olmasını, bu sistemin devam etmesini arzu ederiz. O zamanlar bana sorulduğunda bunu da söylemiş olabilirim. Yani parlamenter sistemin Türkiye için daha yararlı olabileceğini söylemiş olabilirim. Ama sonra anayasa çalışmaları sırasında, biz bu sistem üzerine biraz daha derinleştik. Olabilirliği noktasına geldik. Şimdi benim şahsi düşüncemden ziyade partinin alacağı karar önemli. Mesela Bakanlar Kurulu’nda bu konu görüşülse, ben fikrimi, kanaatimi söylerim. Arkadaşlarım da söyler. Ondan sonra Sayın Başbakanımız ‘kararımız şudur’ der; ben ona uyarım. Düşüncemden farklı olsa dahi. Grup içerisinde bunu tartışırız, orada komisyonlar kurarız. Bilimsel olarak bunun üzerinde dururuz. Durmadık henüz. Anayasa Komisyonu olarak çalıştık ama parti grubu içerisinde bunu enine boyuna tartışmadık. Partim ne derse ben de ona uyarım. Eminim ki bu birliği seçime giderken veya seçime giderken hazırlayıp seçimden sonra hemen konuşabilecek duruma getireceğiz” diye konuştu.

    “KAPATMA DAVASI, YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARINA DENK GETİRİLDİ”

    Yeni anayasa çalışmasına 2007′de başlandığını hatırlatan Arınç, o dönem yaşanan süreci şöyle anlattı:

    “Başbakanımız talimat verdi. ‘Bilimsel olarak yeni anayasayı hazırlayın’ dedi. Sonra biz onu siyasi olarak gözden geçirelim. Sonra parlamentoya getirelim. O zaman çoğunluğumuz vardı. En azından 330′un üzerindeydik. Biz, bu çalışmaları yaparken tam bilimsel grup çalışmasını bitirdi, meclise getireceğimiz gün, Anayasa Mahkemesi’ne kapatma davası açıldı. Bence kapatma davasının görünmeyen sebeplerinden birisi yeni bir anayasa yapma çalışmamızdır.”

    Arınç, bugüne kadarki anayasaların tepki anayasası olduğunu anlatarak, genelde darbelerden sonra yapıldıklarını kaydetti. Darbecilerin isteklerine uygun olarak anayasalar yapıldığını dile getiren Arınç, mevcut anayasadaki bazı aksaklıklara örnekler verdi. Arınç, darbe anayasasının mantığının kalmadığına işaret ederek, yeni bir anayasanın gerekliliğine vurgu yaptı.

    Bülent Arınç, yeni anayasanın öz ve sade, 50-60 maddeyi geçmeyen, temel hakların esas olduğu bir anayasa olması gerektiğini söyledi.

    BANK ASYA’NIN YÖNETİMİNİN YÜZDE 63′ÜNE EL KONULMASI

    Arınç, “Bank Asya konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine, şu görüşleri iletti:

    “Uygulanışı itibarıyla kesinlikle siyasi değil, teknik ve hukuki bir durum olduğu biliniyor. Bank Asya konusu yalnız bugün değil, 1,5 senedir konuşuluyordu. Rasyosu düşük, içindeki kredilerin kullanılma durumu yazılıyor, konuşuluyordu ama AK Parti hükümetleri olarak hiçbir bankaya el konulmasını arzu etmedik. Çünkü bizim gelişimize yol açan siyasi sonuçlardan birisi 2001 krizinde batan bankalar ve bunların halkın sırtına yüklediği 40 katrilyonluk bir yüktü. İktidarlarımız döneminde İmar Bankası dışında, hiçbir bankaya ve katılım bankasına el konulmadı. Bunun için de gerekli kolaylıklar sağlandı. Bank Asya konusunda da ‘her türlü kolaylığı sağlıyoruz ancak bizim dediklerimizi yapmıyorlar’ diye Sayın Ali Babacan’ın bana dediğini biliyorum. Ben ona güvenirim. Yani biraz da Bank Asya tarafını tutarak bunları sorduğum zaman ‘Şunların yapılması isteniyor ancak onlar bunu kabul etmiyorlar. Hatta bir ara Ziraat Bankası’na veya yabancı bir ortağa satışı söz konusuydu. Ancak banka dik tutuyor işi. Biz böyle bir şey düşünmüyoruz diyorlar’ dedi. Yani Ziraat Bankası satın almış olsaydı, bugünkü durum ortaya çıkmış olmayacaktı.”

    Arınç, BDDK tarafından bankanın imtiyazlı ortaklarının payları ve gerçek kişiliklerinin istendiğini ancak bunun mühlet verilmesine rağmen gönderilmediğini kaydetti.

    “SON YAŞANAN OLAYLARLA BAĞLANTISI YOK”

    Ardından yönetimin yüzde 63′üne el konulduğunu anımsatan Arınç, şunları aktardı:

    “Banka işlemleri devam ediyor. Banka açık. Yani dün ne yaptıysa bugün de yapıyor ama bu gizli ortaklık yapısının belli olmamasından dolayı, yine bankanın menfaatine TMSF böyle bir yönetim getirdi. Bunun siyasetle ya da son yaşanan olaylarla bağlantısı olmadığını düşünüyorum. Bu teknik, hukuki bir konu. Bu zaman içinde daha süratli bir şekilde yapılabilirdi. ‘Bu el koyma siyasidir çünkü geçmişte siyasetçiler bu bankayı cemaatin finans organı olarak gördüler. Bu nedenle el koymak istediler. Şimdi böyle yaptılar’ gibi o tarafın unsurları bunu sürekli pompalamaya çalışıyorlar. Bank Asya’nın önüne gelenlerin ellerindeki pankartlar, dış basına servis edilenler bunu gösteriyor. Yani bu şartlar çok daha öncesinden bilindiğine göre, tereddüt etmeden bir sene, 5 ay önce bu işlemler yapılabilirdi ve siyasi söylemlerin hedefi haline getirilmez, sadece bunun hukuki bir mesele olduğu ifade edilebilirdi. Şık olanı yapmak lazım yoksa kafalar karışabilir. ‘Bunlar bilerek el koydular’ noktasına gelirsek, finans sektörü de dışarıdaki itibarımız da Türkiye’deki birtakım kurumlar da bundan etkilenir diye endişe ederim.”

    Arınç, “Cemaatin değil mi bu banka?” sorusuna karşılık da “Şüphesiz. Yayınlanan videolarda görüyoruz ki açılışta başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere birçok bildiğimiz insan orada vardı. Belki davet edilmiş olsaydım ben de gitmiş olacaktım. Unutmayalım ki biz bunların Kızılcahamam’daki tesislerinde eşlerimizle birlikte kamp yapıyoruz. Hatta birçok milletvekilimizin burada devremülkü var. Bir yıl öncesine kadar bu bankada hesabı olan pek çok arkadaşımız da vardı. Siz Bank Asya’yı şu ya da bu şekilde hedef haline getirirseniz, sonra da ‘hukuken buna mecbur kaldık’ derseniz, karşı taraf da ‘Zaten niyetleri buydu. Bahane arıyorlardı. Buna el koyacaklardı. Biz bunun kurbanı olduk’ diyebilirler” ifadelerini kullandı.

    Bankaların rasyo, mevduat ve kullanılabilir kredilerin BDDK tarafından takip edildiğini anlatan Arınç, faizsiz ve inancına daha yakın olduğu için kendisinin de bir zamanlar Bank Asya’nın müşterisi olduğunu ancak söz konusu olayların çıkmasından sonra ilişkisini kestiğini açıkladı.

    “YÖNETİMİ ŞEFFAF DEĞİL”

    Bankaya daha önce de insanların ev, araba, bileziğini satarak katkıda bulunduğunu dile getiren Arınç, şunları kaydetti:

    “Bir baba geldi. ‘Kızım dershanede öğretmenlik yapıyor. Bankadan 20 bin lira kredi çektirmişler. Bank Asya’ya yatırtmışlar rasyosu yükselsin diye’ dedi. Bu bir dayanışmadır. Bugün bile bir çocuk gidiyor harçlığını, öbürü bileziğini yatırıyor. İnanırsanız böyle şeyler yapılır. Bu insanları kınamamak lazım. Öyle inanıyorlar. Rasyo yükseldi ancak kim bu adamlar? Bu mevduat nereye gitti, nerede kullanıldı? Bu ortaklık paydaları nasıl taksim edildi? Koca banka. Bunun denetleme mekanizması var. İlgili kurumlar ‘Ver, seni görmek istiyorum. Kim bu insanlar?’ diyor. Şimdi isimleri boy boy sıralanıyor. Ancak bunlar bildirilmeyince sıkıntı oluyor. ‘Yönetimine el koyarım’ diyor. 100 bin liraya kadar mevduata güvence var. Şimdi para yatıranların da bir zararı olmayacak. Mevduatlarını ve rasyolarını güçlendirdiler ancak yönetim açık ve şeffaf değil. TMSF de sana yönetici tayin ediliyor. Şimdi banka daha da güçlendi diyorlar. Bunlar herhangi bir banka için de yapılabilir. Ancak bir paralel devlet yapılanması ile ciddi bir mücadele içinde olduğumuz bugünlerde bunları hedef göstermeden, ‘Seni kapatacağım, senin hesabını göreceğim’ anlamına gelecek cümleler söylemeden, madem hukuki konu, ‘Gerekçemiz şu, bundan dolayı böyle bir işlem yaptım’ demek daha doğru olur. Bu mücadele dün başlamadı, bitmedi, yarın devam edecek.”

    “Bir cemaatin bankası olur mu?” denildiğini ifade eden Arınç, “Daha önce olmuş ve bunun açılışına gitmişiz. Asya Termal’e gitmişiz. Para çekmişiz, yatırmışız. Geçmişimizi silemeyiz. Bankanın mülkiyet hanesinde, ‘cemaatin bankası’ yazmıyor. Onlara göre Hocaefendileri var. ‘Gidin okul açın’ diyor, açıyorlar. Yine talimat veriyor, ‘katılım bankası kurun’, kuruyorlar. “Şu imamın dediğini yapın’ diyorlar, yapıyorlar. Bunların hiçbirin kimliğinde cemaat yazmıyor. Ama biz biliyorduk ki bu cemaate mensup insanlar tarafından kuruldu. Ancak parayı nasıl, nerede kullandıkları konusunda fikrimiz yoktu. Bugün mücadelemizi yaptığımız şey, temiz saf insanlar değil. Bu paralar kullanılarak, devlet aleyhinde bir şey yapıldıysa, yasa dışı kaynaklar kullanılarak birileri zengin olmuşsa, asıl karşı durulması gereken budur. Biz bunların bu yüzünü bilmiyorduk. Müesseselerinde ağırlandık. Ne zaman çağırdılarsa gittik ancak bu konularda bir bilgimiz yoktu” şeklinde konuştu.

    Bank Asya’nın Türkçe Olimpiyatları’na sponsor olduğunu dile getiren Arınç, şunları aktardı:

    “Başka sponsorlar da olurdu ve bunların büyük çoğunluğu şimdi bu yapıya karşı mücadele ediyor. Farkında olmadığımız şeylerden dolayı sorumlu değiliz. ‘Bunlar iyi insanlar, iyi işler yapıyor’ diye düşünebiliriz. Başka cemaatlerin de böyle finans kurumları olabilir. Bugün hükümet olarak, üst kurul olarak kendi görevlerimizi yapmak durumundayız. Tamamen el konulmuş olsaydı sebepleri farklı olurdu ancak ‘yönetime bunları atadım’ diyor ve bu yüzde 63′ünü ancak kapsıyor. ‘Listeyi getirin. Bilançonuzu, kar zarar hanenizi, ortaklarınızı görelim, bankanın yönetimi sizin olsun’ diyorlar. Daha ne desinler.”

    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın milletvekili aday adayı olmak üzere görevinden istifa etmesine ilişkin, “Bunu yüksek sesle konuşmak ne kadar doğru bilmiyorum ama siz sordunuz ben de gönlümden geçenleri düşünüyorum. MİT’te bir boşluk olmaz, çözüm sürecinde bir boşluk olmaz” dedi.

    Arınç, CNN Türk’teki “Baştan Sona” programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

    Milletvekilliğinin her arkadaşları için geçerli olduğunu, ellerinden geleni yapacaklarına inandığını kaydeden Arınç, “Ama mesela ben bir büyükşehir belediye başkanı için bile milletvekilliğini tavsiye etmem. Bir büyükşehir belediye başkanı bütün şehri yönetiyor” ifadelerini kullandı.

    Arınç, önceden milletvekili olması yönünde karar verilen kişiler arasında sadece Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’nin olduğunu bildiğini aktardı.

    Alınan kararın kendisine göre doğru olduğunu belirten Arınç, şöyle devam etti:

    “Özhaseki, 3 dönemdir Büyükşehir Belediye Başkanı, zaten son dönemidir. Yapacağının hepsini yaptı ve Kayseri için bu dönemde de adaylığa ikna edilmesi gerekliydi. Kayseri’nin şartları öyle gerektiriyordu. ‘Sen aday ol, yine seçil. Ondan sonra seçimler geldiğinde milletvekili olmak istersen böyle bir yol sana açık’ denildi. O da her defasında yüzde 60′lara yakın oy oranıyla seçildi. Kayseri’yi bilmem yakında gidip gördünüz mü? Türkiye’nin en mükemmel şehirlerinden birisi oldu. Ona öyle bir söz verilmiş, bence de çok doğru. Özhaseki çok sevilen, milletvekili olarak ilini çok daha iyi temsil edecek bir insandır.”

    “MİT’TE BİR BOŞLUK OLUŞMAZ”

    MİT Müsteşarı Fidan’ın milletvekili aday adayı olması halinde çözüm sürecinin etkilenip etkilenmeyeceği sorulan Arınç, şu yanıtı verdi:

    “Fidan ile beraber bu işi başlatan MİT Müsteşar Yardımcısı şu anda Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı olan Muhammed Dervişoğlu da şu an en az Fidan kadar bu konuyu takip eden bir insandır. ‘Acaba bir görev değişikliğinde o MİT’in başına gelecek mi?’ şeklinde aklımdan geçiyor. Bunu yüksek sesle konuşmak ne kadar doğru bilmiyorum ama siz sordunuz ben de gönlümden geçenleri düşünüyorum. MİT’te bir boşluk olmaz, çözüm sürecinde bir boşluk olmaz. Çünkü adaya gidenlerden bir tanesi de odur. Fidan’ın aday adaylığı hayırlı olsun.”

    “BİRİLERİ SÜRECİ RÖLANTİDE GÖTÜRMEK İSTİYOR”

    Arınç, çözüm sürecinin son durumuna ilişkin soruya karşılık da birilerinin süreci rölantide götürmek istediğini aktardı. Süreci bisiklete benzeten Arınç, şöyle devam etti:

    “Ancak böyle gider. Kör, topal gidiyor ama gidiyor. Bisiklet durmadı. Az da olsa pedal çevirmeye devam ediyoruz. Şu veya bu şekilde sözler yerine gelmedi. ‘Silahları bırakın, dışarıya çıkın. Bundan sonra fikirler ve siyaset konuşacak’ denildiğini hatırlıyoruz. Onun üzerine bazı gelişmeler oldu. Olumlu, olumsuz. Bir ara durağan bir sürece girdi, şimdi de biraz daha ayaklar üzerinde yürümeye başladı. Yani 6-7 Ekim olayları çözüm süreci konusunda iki tarafın da belki daha çok dikkat etmesi gereken hususlar ortaya koydu. Daha hızlanabilir, daha sonuç alıcı hamleler yapılabilir. Ama birileri bu süreci belli bir zamana kadar bu şekilde rölantide götürmek istiyor.”

    ADLİ TIP RAPORLARI

    Adli Tıp raporlarına bağlı olarak cezaevlerindeki tahliyelerde yaşanan aksamaların çözümü hakkında yöneltilen soru üzerine Arınç, konuyu yakından takip ettiğini söyledi.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da konuyu bildiğini belirten Arınç, şöyle konuştu:

    “Sadullah Ergin beyin son zamanında Adli Tıp raporunu esas alacak bir düzenleme yaptık. Adli Tıp’ın bu raporları daha çabuklaştırması, olay sürecinin daha çabuk geçmesi gerekiyordu. Orada aksaklıklar vardı. Adli Tıp’ta değişiklikler yapıldı. O da bir netice vermedi. Şimdi kalıcı çözüm üzerinde karar verildi ama neden bugüne kadar gecikti ben de bilmiyorum. Çünkü biz eylül ayında güven oyu aldık. Başbakanımız çözüm süreci ve dış güvenlikle ilgili her hafta bir toplantı yapıyor, hepimize ayrı ayrı görevler verdi. 5 ay öncesinde bu olaylar gündeme geldi. Sonra BDP’li 5 milletvekili Anayasa Mahkemesi kararıyla tahliye edildi. 5 arkadaşımız o zaman yaşadıkları olayları anlattılar. Bana kalın bir dosya verdiler. Onların verdiği dosyada 200′e yakın tutuklu veya hükümlü, adi suçlardan hayatını idame ettiremez isimleri ve cezaevleri dosyada geldi. Çözüm süreci toplantısında Başbakanımız, Bekir Bozdağ‘a ‘süratle gerçekleştirin’ dedi. Zaten görüşmelerde taleplerden birisi de budur. ‘İnsani bir konudur, geciktirmeyin’ talimatını verdi. Bir ara 6-7 Ekim olaylarından sonra ‘durun bakalım, bunun arkasından ne gelecek?’ dendi ve kaldı. Ama bunu ilk toplantıda tekrar gündeme getireceğim.”

    HDP VE SEÇİM BARAJI TARTIŞMASI

    Arınç, HDP’nin seçime parti olarak girip girmeyeceği yönündeki tartışmalara ilişkin, polemik oluşturacak tartışmalardan sürekli uzak durduğunu kaydetti.

    HDP’nin 3 ay önce farklı söylemlerde bulunduğunu ifade eden Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şimdi HDP, ‘barajları aşacağız, parti olarak gireceğiz’ diyor. Bunu demeden önce yanında bir şey daha ekliyorlardı şimdi ondan vazgeçtiler. Bu söz 3 ay önce çıktıysa yani 3 ay önce arkasından da ‘barajı aşamazsak, çözüm süreci de biter, ülke de karışır, demokrasi tartışılır, devlet düşünsün’ diyorlardı. Bana sordukları zaman ben buna isyan ettim. Kendinize güveniyorsanız, girersiniz barajı aşarsanız, herkes size sevgi, saygı duyar. Barajı aşamamak dünyanın sonu değil. Örnek veriyorum. Ağar, DYP ile yüzde 9,5′ta kaldı, yarım puanla barajı aşamadı, dağa çıkmadı, Türkiye karışmadı. 1999′da CHP yüzde 8,5 ile barajı aşamadı. Baykal dağa çıkmadı, ülke karışmadı. Siz kim oluyorsunuz da ‘biz barajı aşamazsak, ülke karışır diyorsunuz?’ dedim, bayağı devam eden polemik oldu. Aslında ben polemik taraftarı değilim.

    Parti oldukça mutlaka parti adıyla seçimlere girilmeli. Neden? Saadet Partisi yüzde 2 alacağını bile bile giriyor. Birlik Partisi yüzde 1 alacağını bile bile giriyor. İşçi Partisi binde 5 alacağını bile bile giriyor. Siz de girin. Aşar mı, aşmaz mı meselesi ondan sonra. Bana göre aşamazlar. Aşarlarsa saygı duymak lazım. Siyasi partiye oy verdikçe temsil güçleri artar. Ama aşamazlarsa memleket yanar döner, işte o yok.”

    Arınç, yüzde 10 barajının AK Parti’nin problemi olmadığını, bu barajın 30 yıldır mevcut olduğunu vurgulayarak, “Biz AK Parti olarak 15 aylık bir partiyken seçimlere girdik ve ah-vah etmedik. Kendine güvenen parti çıkıyor meydanlara, gümbür gümbür geliyor. Baraj konusunda bizim teklifimiz oldu ancak muhalefetten çok farklı görüşler ortaya çıktı, bir mutabakat sağlanamadı” ifadelerini kullandı.

    “BİR SİYASİ PARTİ, ŞİDDETİ VE SİLAHI REDDETMELİ”

    Siyasi partilerin seçim öncesi söylemelerini eleştiren Arınç, “Bir siyasi parti, şiddeti, silahı reddeden bir parti olmalıdır. Siyasetin dili bu sertlik ve gerginlik değildir. Hukuksuzlukla mücadelenin yolu, hukuk dışına çıkmak değildir. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bile söylemini cumhurbaşkanlığı seçimi dönemindeki çizgide tuttuğu şu dönemde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun toplumu sokağa davet eder şekilde konuşması akla zarar bir şey. Sıkıntılı süreçten geçen bir partinin genel başkanı olmak kolay değil” diye konuştu.

    Dört eski bakanla ilgili Yüce Divan oylamasında AK Partili vekillerden karşı oy kullananlar olup olmadığına ilişkin soru üzerine de Arınç, şu yanıtı verdi:

    “Şimdi bu konuları hukuken, siyaseten ve vicdanen değerlendirmemiz lazım. Bu konuyu bazı arkadaşlarımızın yanında ifade ettim. Yapabileceğimiz en doğru şey bu, biz bir siyasi partiyiz. Bu bakanlar bizim hükümetimizin bakanlarıydı. Siyasi boyutuyla bunların sonuçları ne olur, en doğru şekilde değerlendirmek lazım. Ayrıca soruşturma komisyonunun raporları var ve bu raporları okuyarak gerçeklerin ne olduğunu anlamamız lazım. Bu soruşturmadaki durumlar suç teşkil etmeyebilir ancak bu durum etik anlamda siyasete uygun mudur, değil midir, buna da bakılabilir. Böyle bir şeyin yaşanması bizi ne kadar rahatsız eder vicdanen düşünmek lazım. Soruşturma, siyasi ve adli sonuç veren bir mekanizmadır ve denetimin en sıkı olanıdır. Şimdi olduğu gibi geçmişte de birçok komisyon kuruldu ve bu komisyon raporları oylamaya geldiği zaman iktidarda da muhalefette de partilerin milletvekilleri içerisinde hiç beklenmedik oy kullananları ben kendim tespit ettim. Her milletvekili, soruşturmadaki isimlere partisi açısından beklenen şekilde oy vermeyebilir. Etnik unsur, memleket, siyasi görüş ve ikili hatır gibi durumlardan oy kullanamaz. AK Parti içinden olduğu gibi CHP, MHP ve BDP’den de beşeri sebeplerden dolayı fire verenler olmuş olabilir. Şimdi biz partimizde herkesi serbest bıraktık ve ‘vicdanınıza göre hareket edin’ denildi. Fevkalade de isabetli bir sonuç çıktı. Çünkü 4 bakan şu an konuşulmuyor. Yüce Divan’a gitselerdi seçime kadar konuşulacaklardı ve bunun üzerinden AK Parti yıpratılacaktı.”

    Üç dönem konusuna ilişkin görüşlerini de açıklayan Arınç, “Siyaset sadece parlamentoda yapılmaz. Vakıf kurarız, fikirlerimizi ve düşüncelerimizi anlatırız, buna benzer işlerle meşgul oluruz. Aktif siyasete mutlaka bir nokta koymakta veya bir süre dinlenmekte fayda var. Ben, 1970′den beri siyasetin içindeyim ve 20 yıldır da parlamentodayım. Siyasetten kopmak kolay değil. Bir dönem bile milletvekili olanAnkara‘dan kolay kolay gidemez ancak ben kendim için siyaseti yeterli görüyorum. Ayrıca AK Parti, dinamik ve her seçimde kendini yenileyen bir parti. 9,5 milyon kayıtlı üyesi olan bir partide deneyimli ve başarılı isimler bulmanın kolay olacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

    “400 MİLLETVEKİLİNİ BİLMEM AMA YİNE TEK BAŞINA İKTİDAR OLURUZ”

    AK Parti’yi yıpratma çalışmaları olduğunu vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:

    “AK Parti kurulduğu günden beri bütünlüğümüzü bozmaya çalıştılar. İçimizden ikinci bir parti çıktı, 40 yıllık arkadaşlıklarımız bozuldu ama ana gövdemiz hiçbir zaman dağılmadı. Kendi bünyemizi her zaman koruduk ve çapımızı sürekli genişlettik. Bu muhalefetle seçime gittiğimiz takdirde, bu söylemlerle, bu itirazlarla, bu köksüz davranışlarla AK Parti’nin iktidarını engelleyemezler. 400 milletvekilini bilmem ama yine tek başına iktidar oluruz.”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun halkın karşısına çok iyi bir kimlikle çıktığını dile getiren Arınç, “hoca” tabirinin Davutoğlu’na çok yakıştığını söyledi. Arınç, Davutoğlu’nun siyaset yaparken şiddet dilini kullanmamasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

    Cenevre’de kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları hatırlatan Arınç, şöyle devam etti:

    “Birleşmiş Milletler’e üye 122 üye, Türkiye’ye soru sordu, tavsiyede bulundu. 4.5 saat hesap verdim. 199 soruya, ‘Türkiye’nin hali hazırda yaptığı işlerdir’ dedik. Sadece 26 soruya, ‘Türkiye bunu yapmayacak’ cevabını verdik. Dostlarımızın bize söylediği, ‘ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, farklılıklar konusunda davranışlarınız, yargı bağımsızlığı’ gibi, siz ne kadar ‘bunlar yok’ deseniz de dışarıda Türkiye’yi yalnızlaştırmaya çalışan bir güç odağı var ve çalışmalarında muvaffak oluyor. Türkiye’yi hem içeride hem dışarıda, 2005, 2006, 2007, 2009, 2010′larda olduğu gibi alkışlatacak noktaya getirmek lazım. Devlet yanlış yapana bile şefkatle yaklaşmalı. Toplantı ve gösteri hakkını nizama uygun kullanan insanlar için getirilmiyor, iç güvenlik paketi eşkıya için getiriliyor. Öldürmeye, soymaya, şiddete odaklanmış insanları bu eylemlerinden vazgeçirmeye yönelik. Herkes evinde güvenle oturmak ister. Ama Diyarbakır’da, Cizre’de böyle olmadı. Belirledikleri evlere girdiler, 4. kattan attılar, otobüsle üstünden geçtiler, kafasını ezdiler, adam öldürdüler. Şu anda 27 kişi bu cinayetlerden dolayı cezaevinde tutuklu. Bunlar olmasın diye iç güvenlik paketini çıkarıyoruz.”

    MERKEZ BANKASI

    Arınç, bir soru üzerine, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının esas olduğunu söyledi.

    Merkez Bankası’nın önemli bir kurum olduğunu, enflasyonu düşürme ve faizlerle ilgili görevleri bulunduğunu kaydeden Arınç, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bakanlar Kurulu’na karşı sorumluluğu vardır. Kehanet değil ama biliyorum ki siyasetteki bu kavga ve dalgalanmalar stabil hale gelince borsaya güven geliyor. Merkez Bankası Başkanı çok saygın, tertemiz, işini çok iyi bilen bir insan. Ama yanlış kararlar alabilir. Bu yanlış kararlarından dolayı kendisiyle konuşulur. Zaten her sene iki kez hükümete hesap veriyor. ‘Faizlerin düşmesi lazım, ne bekliyorsunuz?’ denir. Merkez Bankası’na yönelik eleştiri dozu artarsa piyasalar bundan etkileniyor, dolar-borsa bundan etkileniyor. Eski Merkez Bankası başkanı benim okul arkadaşım, Durmuş Bey, dünyanın en temiz insanı. Geleneksel Anadolu hayatını yaşayan ama bu işi de iyi bilen bir insan. Merkez Bankası başkanlığında da başarılı oldu. Sonra Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün baş danışmanı oldu. Bizim bu insanlarla basın ve ekran önünde tartışmaya girmemiz, dışarıda ve içeride farklı anlaşılmalara neden olur diye endişeleniyorum. Merkez Bankası’nı kıskaca alacak her söz doları da fırlatır, dışarıya para çıkmasını bir şekilde Allah korusun tetikleyebilir. Merkez Bankası başkanının işinden memnun değilsek hemen görevden almak mümkün, kendisinden istifası istenebilir. Bunun dışında bu insanları dövmenin anlamı yok.”